26 Mayıs 2013 Pazar

Memlik Köyü ve Abalı Baba Türbesi

Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar ulaşmış bir erenler ordusuyla çepeçevreyiz. Çoğunun başında bir dikili taşı yok, bazısının ziyaretçileri kapılarında kuyruk oluyorlar. Öyle ya da böyle olsun, Cenab-ı Hakk'ın insanlara rahmetinin bir nişanesi de bu erenler. Yöresinin halkına ışık tutmuş her biri. Aslında günümüzdeki gibi her iki yönde de her türlü enformasyonu sağlayan yayın organlarının var olmadığı asırlarda insanların irfana aç dimağlarını Allah bilgisi ile doyuran bu gibi erenlerin gördüğü görev çok daha önemli olmuştur herhalde.
Abalı Baba Türbesi'nin aşağıdan girişi

Halkın avamının o türbelerden çok şeyler bekleyen anlayışları çoğu kez bu parlak güzelliği gölgeliyor. Sanki uzun süre kabir ziyaretlerinden men edilmiş bir ümmet değiliz. Putperestlik artığı olan fikirlerin temizlenmesi uzun zaman alıyor, tevhidin ışığının kafalardaki tüm putları devirmesi aynı zamanda bir inşa anlamına geliyor. Kafalarda dikilen putlar tahribin, onların tahribi de dimağların inşasının nişanesi olduğuna göre, tahrip kolay ve inşa zor oluyor.
Nebevi öğretinin şart koştuğu tevhid bilincinin nadasa bırakılmış olmasının, kalabalık kitlelerin dimağlarında ne denli bozucu bir tesir gösterdiğini, böylesi ziyaretlerde her defasında bir kez daha anlar ve çaresiz kalırım.
 Abalı Baba Türbesi'nin giriş kapısı
Memlik Köyü'nde de bugün Abalı Baba türbesini ziyaret ettik. Yüzyıllar önce yaşamış bir veli kişi, bir güzel insan. Sağlığında o topraklarda yaşayan insanlara ne yaptıysa, mezarını türbeye çevirmiş, ona duydukları minnettarlığın göstergesi olarak türbesini ziyaretgâh edinmişler.
Abalı Baba, türbede üç evladı ve hanımı ile birlikte medfun.

Hasan Velî olarak da bilinen Abalı Baba, Hacı Bayram Velî ile Hüseyin Gazi'nin çağdaşı olarak gösteriliyor. Anlatılanlar ise evliya menkıbelerinin ulaştığı sınırın da üstüne çıkıyor. Rivayete göre Hacı Bayram Velî, bir grup öğrencisi ile birlikte (yanında Hüseyin Gazi ya da bir rivayete göre Gülbaba olduğu halde) Memlik Köyü'ne Abalı Baba'yı görmeye giderler. Hüseyin Gazi hakkında bilinen pek bir şey olmamakla birlikte Emevi dönemlerinde yaşadığı tahmin edilmekte, Gül Baba'nın ise varlığı 1961 yılına kadar bilinmiyordu. Hacı Bayram Veli yaşadığı sabit olan ve hem Devlet-i Osmaniye hem de Ankara halkı tarafından haklı bir hürmete kavuşan bir kanaat önderi. Neyse efendim, Hacı Bayram Velî ve beraberindekiler Memlik Köyü'ne kümes hayvanlarına binerek gelmişler, Abalı Baba ise kendilerini karşılamak için duvara ya da taşa binerek yolun başına çıkmış. O sırada talebeleri ile birlikte dergâh inşaatı yapıyorlarmış. Diğer talebeler de karşılamaya inşaat aletlerine binerek gitmişler. Sohbetleri esnasında Abalı Baba ziyaretçilerine ikramda bulunuyor. Süt olduğu söyleniyor. Hacı Bayram Velî, gölgelik bir yer de yokmuş deyince, ateşteki üç parça odunu atıyor ve üç tane ağaç oluyor. O ağaçların gölgesinde sohbetlerine devam ediyorlar. Hatta yaptıkları dualarda da Abalı Baba'nın duasına hayran kalıyorlar. Hikâye bu boyutlara nasıl geldi bilmiyorum. Kulaktan kulağa aktarılan bilgilerin ulaşacağı boyutu kestirmek zor. Bugün bile nitekim yaşadığımız hadiselerle ilgili kulaktan kulağa olmadık dedikodular yayılabiliyor.
Abalı Baba'nın köz odunları atarak ağaç ettiği yönündeki rivayetin ağaçları.Artık altında gölgelenecek "adam" kalmadığı için kurumuşlar.
Tabii bir zatın Hacı Bayram Velî'nin hürmetine mazhar olması bir onay anlamına geliyor.
Mübarek Abalı Baba'nın bir de zaviyesi olduğu rivayet ediliyor. Osmanlı kaynaklarında genelde vakıf arazisi şeklinde geçen bir bölge burası.
Böylesi anlı şanlı efsanelerle birlikte bir de türbenin şifa verici özelliğine de inanılıyor. Birçok hastalığın oralarda şifa bulduğu söyleniyor.
Türbe içinde yoğun bir ilgi görmek mümkün. Ayrıca halkımız bilmem hangi dini metinde görmüşlerdir; türbeyi tavaf ediyor. Mutlu evlilikler kurmak için düğün alayı, gelin ve damatla birlikte türbeye geliyor. İşleri rast gitmeyenler de burada fayda umuyorlar.
En acı olan tarafı da orada yatan muhterem kişinin nasıl yüzyıllar boyu kulaktan kulağa abartılarak anlatılan bir üne nasıl kavuştuğuyla ve bu seviyede bir insan olmanın yollarıyla ilgili kafa yoran yok. Çünkü oradan çıkınca herkes ciro edeceği senetleri düşünüyor. Türbeye gidip mutlu evlilik yapmak da oldukça kolay bir şey. Kişiye bir görev yüklemiyor. Nasıl bir eş olursan ol, yuvana ne düzeyde özen gösterirsen göster, türbeye gittiysen evliliğin mutlu olacaktır...
Kanaatimizce türbe ziyaretlerinin maksadı, en başta ölümü hatırlamak, bir gün bizlerin de o aleme intikal edeceğimiz fikrini somut bir şekilde yerleştirmektir. İkinci en önemli maksat, orada yatan muhterem kişilerin var olduğu, bir zamanlar yaşadığı ve toplumlarında hayırla yad edilecek işler yaptığını düşünerek, "Biz de öyle olabilir miyiz? Böyle olma konusunda ne tür eksikliklerimiz var?" şeklinde bir muhasebe yapmaktır. Kişiyi duaya vesile yapmaya gelince, vesile yapılmak anlamında en büyük şan, Hazret-i Rasul-i Ekrem'e aittir. Dualarımızı onun yüzü suyu hürmetine yapabiliriz. Ondan sonra da sırasıyla Peygamberler ve onların ashabı gelir. Daha sonra da Asfiya ve Evliya hazeratını düşünmek mümkündür.
Ancak genelde kabir ziyaretlerinde gördüğümüz şudur ki, kimsenin ölmek gibi bir derdi yok. Herkes türbeden çıkışta yapacağı işlerin hesabında. Halbuki aşağıda yatan kişi başka hesaplar veriyor. En büyük bir velî de olsa bu durum hesap verecek olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Abalı Baba'nın sandukası

Tüm bu duygular içinde bir türbe ziyareti de biz yaptık. Unutulmaz izler bırakmış olmak güzel. Aslında unutulsa da güzel izler bırakmak güzel. Abalı Baba da güzel izler bırakmış herhalde ki, yüzyıllardır ziyaret ediliyor. Ancak bu ziyaretlerin çığırından çıkmaması, tavaf gibi çirkin ve hesabı verilemeyecek uygulamalardan kaçınılması en büyük dileğimizdir.
Türbe tarafından etrafa bir bakış