13 Temmuz 2013 Cumartesi

Ne Sattığının Farkında Olmak

Artık her şeyin sahtesini piyasada bulmak mümkün. Sahte bal, sütsüz peynir, etsiz sucuk... Sahte adamlar güzel ambalajlarda dolaşıyor. Hani ambalajına bakıp da meyledebileceğiniz birçok sahte meta var piyasada.

 Esnafın da sahteleri var. Genelde hangi birine gitseniz, size ne kadar prensipli çalıştıklarını birinci elden destansı bir şekilde anlatırlar.

 Bitirme ödevinin çıktısını almam gerekiyordu. Hep böyle son anlarda, dar zamanlarda insanların başına böyle şeyler gelir, Allah’ın hikmeti! Yazıcımın kartuşu bitti. Etimesgut gibi şöyle böyle gelişmiş bir yerde bulabileceğim ümidiyle kırtasiyeleri dolaşıyordum. Her birisine “Bana HP marka 27 numara kartuş lazım” diyorum. Bazısı satmıyoruz diyor, bazısı eski tekniği kullanıyor, kalmadı diyordu. Girdiğim beşinci ya da altıncı dükkan beni gülmekten yerlere yatırdı. Eleman tam bu yolların adamı. Hani ne versen satarım diyenlerden. Derken yine 27 numara kartuş istediğimi söyledim. Baktım tezgah dolu. Herhalde vardır diye ümitlenirken, adam bana:

“27 kalmamış abi, 56 vereyim!” deyiverdi. Ben de herhalde şaka yapıyor diye düşünürken:
“Bunun gramajı senin söylediğinin iki katı. İçinde 56 gram mürekkep var.” Dedi. Bunun üzerine ben güldüm:

“Bu numara kartuşun model numarası, gramajı değil” dedim. Adam hala ısrarcı:

“Abi eğer senin bilgisayara 27 oluyorsa bu dünden olur, hem de daha geç biter” dedi. Ben bunu yemeyince bu sefer de elimizde bir tane 27 var ama az kullanılmış diyerek kendi kartuşunu satmaya çalıştı. Ben de muhabbeti severim ama vaktim yok diyerek ayrıldım.

 Tam artık şehre gitmek için durağa doğru yönelirken durağın önünde bir dükkan daha gördüm. Son ümit olarak oraya girdiğimde yine kartuş alacağımı söyledim. Tezgahtar kaç numara olduğunu sordu. Ben 27 deyince de raflara bakmadan: “Var!” dedi. Sevinmiştim. Tezgahtara, en donanımlı dükkanın onlarınki olduğunu ve bir saattir bu kartuşu aradığımı söyledim. O da gayet ciddi ve mütevazı bir ifadeyle: “Biz her birinden ikişer tane bulunduruyoruz. Biri eksildiğinde yerine yenisini koyuyoruz.” dedi. Ben de tedarik kavramının çok önemli olduğunu ve bu hareketlerinin benim için çok makbule geçtiğini söyleyerek ayrıldım. Siz ne yaparsınız bilmiyorum. Ama ben sağlam ve prensipli bir esnaf bulduğumda ne kadar uzakta olursa olsun onun abonesi oluyorum. Etlik’e taşındıktan sonra bir müddet Bağlum’daki berberime gitmeye devam ettim. Günümüzde o kadar az bulunuyorlar ki, onlara yapışmak ve bırakmamak gerekiyor. Diğer çoğunluğa gelince, hırs ve nemelazımcılık nedeniyle dükkanlarına bir gelen bir daha gelmiyor.

 Aslında günümüzdeki gibi bir ortamda, iyi bir esnaf için çok ama çok para kazanmak işten bile değil. Yalnızca hırstan ve insani marazlardan arınacaksın. Yaptığın bir işi en güzel ve içine sinecek şekilde yapacaksın.

 Eskiden çok ciddi esnaf kuruluşları vardı ve çok büyük yaptırımlar uygulayarak üyelerine edep ve haysiyet noktasında yanlışlıklar yaptırmıyorlardı. Ahilik teşkilatı bunların en önemlilerindendi. Bir kere herhangi bir işletmenin başına geçebilmek için hem edeben, hem de mesleğin cilveleri açısından rehberlik yapabilecek bir ustanın himayesinde eğitime başlanıyor, belirli bir eğitimi bitirdikten, ustanın oluru alındıktan ve çırak ahlaken mazbut olduğunu ispatladıktan sonra iş yerini açabiliyordu. Yaptırımlar da çok büyüktü. Esnaf teşkilatı, bir yanlışını gördüğü üyesinin pabucunu dama atardı. Bu deyim daha sonra dilimize de yerleşti. Pabucu damda gören halk, o esnafın yetkin olmadığını bilir, oradan alışveriş etmezdi.

 Günümüz şartlarında bu pabuç hikayesini uygulamak zor. En azından bir gönül eğitiminden geçmeyenlerin esnaflık yapamayacağı günlerin en kısa zamanda gelmesini umalım.