24 Nisan 2014 Perşembe

Fransız: İz'ansız

Sarkozy Cezayir'de: Evlatlar babalarının hatalarını ödeyemezler. Sarkozy Fransa'da: Torunlar öder!

Tarih bir dönme dolap gibidir. Zamanın seyri içinde ayaklar baş, başlar ayak olur. Bir millet uyanıp göklere yükselirken, bir başka millet kendine yazık eder ve yerin dibine batar. Ancak bu seyir karanlık bir meydanda cereyan eder. Bu karanlıkta kimin yukarı çıktığı, kimin aşağı indiği belli olmaz, en azından her göz bunu göremez. Ne zaman ki yer yer zulmün kıvamı, şiddeti artar, ya da parlak bir zafer kıvılcımlar çıkarır, işte o zaman o karanlık içinde bir aydınlık oluşur ve kimin yukarı çıkmakta, kimin inmekte olduğunu anlar gören gözler.

Ne zaman ki bir millet dibe vurur, o anda kafalara bir şeyler dank eder, kimi bu dibe çarpmanın sarhoşluğu içinde çakırkeyf halini sürdürürken kimi de milletinin düştüğü çukura mı yansın, o sarhoş hallerine mi yansın bilemez, debelenir durur mezaristana dönen milletinin başında.
Zirveler baş döndürücüdür. İnsan refahının doruklarındayken uyuşturucu almış gibi kendinden geçer, ne düşme tehlikesinin homurtularla yaklaşmasını farkedebilir, ne de halihazırdaki debdebe ve alayişin günün birinde yok olup gideceğine kanaat getirebilir.
Genel bir kuraldır, hiçbir nesil sahip olduğu refahı kendi çalışmasıyla elde etmez. Her refah bir önceki neslin hediyesidir. Her hezimet de bir önceki neslin aynı şekilde terekesidir. Osmanlı Devleti zirvesini Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşadı. Ama bu zirve Sultan Süleyman'ın çalışmaları neticesinde gelmedi. O zirveyi Sultan Osman, hatta Ertuğrul Gazi ile başlayan bir süreç getirdi. Nihayet Fatih ve Yavuz o zirvenin taşlarını bir bir dizdi. Kanuni o zirvenin tepesine oturdu. Devrinde ve kendinden sonra yapılan suistimaller olmasaydı. Nemelazımcılık sari bir illet gibi devlet bünyesini sarmasaydı o refah bugün de devam edecekti. Ama insan fıtratının kaideleri insanlık tarihine şekil verdi. Tarih boyu yıkılıp giden tüm medeniyetlerin üstüne Osmanlı Devleti de kapaklandı.
O enkazın üstüne Avrupa ve Amerika saltanatlarını kurdular. Bu saltanatın temelinde hammadde eksikliği, kıt kaynaklar, despot idarelerin sultası altında yaşamanın artık imkansız hale gelmesi gibi bir çok saik vardı. Bilim ve teknoloji alanındaki faaliyetler de bir fırlatma rampasına girmek üzereydi. Bu hızla Avrupa ve Amerika dünyanın hakimiyetine yükseldiler. Eski hakimler de harabeler arasında geçmişte kalan güzel günlere dair hatıraları yad etme iklimlerinde dolaştılar.
Bu yeni süper güçler, aynı bir zamanların Haçlı düşünce sistemi gibi, yağma, talan, vurgun yöntemleriyle, acımasızca üçüncü dünya ülkeleri adını verdikleri ülkeleri sömürdüler. Onların hammaddelerini alıp üretimler yaparak ve yine onlara satarak onları borç batağına ittiler. Seri üretimin sihirli gücüyle yükseldi, palazlandı ve büyüdüler.
Dünya artık yeni günlere gebe, hammaddelerin asıl sahibi olan ülkeler bir bir üretim hatlarıyla donanıyor, yeni teknolojiler geliştirme yolunda hızla ilerliyorlar. Böyle bir dünyada artık tekelleşme yok, paylaşım var. Bu paylaşımda da Avrupa ve Amerika avantajsız durumda bulunuyor. Sicilleri bozuk, itibarları yok, güçlenen her yeni ulus, bir emir eri kaybı oluyor onlar için.
Avrupa ve Amerika gibi süper güçler başlarda kendilerine ehil idareciler seçtiler, onları zor şartlar altında elde ettikleri güç ve refahı kaybetmemek adına hep hesap sorarak uyanık tuttular. Ne zaman ki o ter döken nesiller dünyayı terk etti, artık yöneticiler başka hesaplarla seçilir oldu. Artık rekabet etmek zorunda kalan bu süper güçler, iktidarlarını korumak için başka hesaplara daldılar. Yönetime liyakatli kişiler değil, entrika çevirmeyi iyi bilenler gelmeye başladı.
Şu an Avrupa ve Amerika, büyük bir düşüş içinde. Bu düşüş gören gözlerde çok delilleriyle sabit. Karanlıkta dönen dönme dolapta  bu düşüşü göremeyenler için zaman zaman bir kıvılcım gerekiyor. İşte bugünlerde o kıvılcım çaktı ve bütün dünyanın gözleri önünde Fransa'nın kafa üstü düşmekte olduğunu gösteren görüntü parladı.
Evet, Ermeni meselesini ikide bir ısıtıp gündeme getiren Fransızların son komedyasını kastediyorum. Artık son adımları atılan bir tasarıyla (bunun gerçekleşeceğine inanmak hayli zor ama) Fransa'da "Türkler Ermenilere soykırım uygulamadılar." diyen insanlar şiddetle cezalandırılacak. Neden mi? 300 bin Ermeni'nin gönlü olsun diye. Sürekli gücünü kaybeden ülkelerin yöneticileri böyle küçük oy hesapları yapmak zorunda kalırlar.

Ne zaman dünyada Türkiye aleyhinde bir kampanya olsa, bizim devlet adamlarında da anlamsız bir telaş belirir ve saçmalama yarışına başlarlar. Ne zaman Fransa "Ermeni Soykırımı" dese, bizimkiler hep bir ağızdan "Cezayir" derler. Bu basbayağı bir kabullenmedir. "Biz soykırım yaptık, ama siz de Cezayir'i kana bulamıştınız." demekle aynı şeydir. Bunu artık siyasetçilerimiz yapmasa iyi olur.

Artık hikayeyi herkes biliyor. Özetlersek:

1.Ermeniler, Osmanlı devrinden bu yana "Millet-i Sadıka" (sadık millet) olarak bilinen ve içlerinden çok devlet adamı çıkmış bir topluluktur. Osmanlı ve nihayet Türkler hiçbir zaman Ermeni varlığından rahatsız olmamış, aksine onların yeteneklerinden yararlanmış, onları baş üstünde tutmuştur.

2. Anadolu'muzda Ermeniler halen vardır ve çok dostane ilişkiler ile yörelerinin halklarıyla kaynaşmıştır. Üstelik onlar soykırıma inanmamaktadırlar.

3. Ne zaman Doğu Anadolu'da bir toplu mezar açılsa içinden Ermeniler tarafından hunharca katledilmiş Müslüman Türk ve Kürtler çıkmaktadır.

4. Tarih, arşivler edebiyat dünyasının vurucu örnekleri hep bizde "Ermeni Soykırımı" değil, "Ermeni Mezalimi"nin üstünden geçer. Şimdi size birkaç örnek:

Öksüz Kalan Erzurum


Bilmem kadir Mevlam bize ne oldu?
Esti bir rüzgar, rengimiz soldu.
Yeşil sulu göller sunasız kaldı,
Köşkü viran olan Erzurum oy… oy…

Hanelerden siyah duman çıkıyor,
Otlar yanıp insan eti kokuyor,
Derelerden şehit kanı akıyor,
Çevresi kan olan Erzurum oy… oy…

Arabam sürüldü bağlar ardına,
Yavrum ağlar vatanımın derdine,
Kükresin Mehmedim, gelsin yardıma,
Hali yaman oldu Erzurum oy… oy…

Reyhani’yim, yaralandım yaslandım,
Evim yandı, bu kayaya yaslandım,
Vatan gitmiş imdat diye seslendim,
Bugün öksüz kalan Erzurum oy… oy…

KAYNAK : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması; Türk  Kültürü Dergisi; Sayı: 403; Kasım 1996; s. 683-684. ( A.Y.K. Arşivi )

 Aşık Sefil'den:

Bakidir İslam’ın şerefi şanı,
Asi olma böyle hannas Ermeni.
Hiç kalmaz yanında Türkler’in kanı,
Alır, koymaz sende kısas Ermeni.

Rus yerine geçtin vurdun darbeler,
Başımıza neler getirdin neler,
Ordumuz gelince ettin tövbeler,
Şimdi azdın, yok mu Asvas Ermeni.

Kahbe İngiliz’e sen bel bağladın,
Kars Eli’ni oda yaktın, dağladın,
Kış günü köylere topu bağladın,
Kırdın çoluk çocuk hep nas Ermeni.

Boş buldun meydanı “ Arslanım” dersin,
Silahsız İslam’ı talar da yersin,
Mevlam tez günlerde belanı versin,
İçersin ağuyu tas tas Ermeni.

Türk’ün namı aziz, duası Halil,
Bunu bilmeyenler olur har, zelil,
Sana olmuş vahşi Taşnaklar delil,
Çürüktür temelin, esas Ermeni.

Kars, Zarşat, Şüregel öksüzdür sanma,
Azgın keşişlerin sözüne kanma,
Erzurum, Erzingan adını anma,
Eyleme beğliğe havas Ermeni.

İtikadın bozma, bak Yaradan’a,
Fırsat böyle kalmaz, döner zamane,
Düşersin ayağa, deste, damana,
O zaman et sonun kıyas Ermeni.

Erzurum Pasın’da bekliyor ordu,
Emir çıkar, gelir kurtarır yurdu,
Sefil der atarız veremi, derdi
Yakında oluruz halas Ermeni.

Aşık Sefil

Kaynak : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması;
Türk Kültürü Dergisi; Kasım 1996; Sayı : 403; s. 679-670.

Arş'a Dayandı 

Hey ağalar nasıl diyem derdimiz,
Vardı zulüm sonu arşa dayandı.
Ermeni, İslam’ı kırdı taladı,
Mazlumlar amanı arşa dayandı.

Kalonun köyünü bastı, cenk açtı,
Mitralyöz, tüfekle od, ataş saçtı,
Ana evlad attı, dağ taşa kaçtı,
Sabiler, şivanı arşa dayandı.

Mevlanın takdiri erişti başa,
Yüz çevirdi bakmaz kardaş kardaşa,
Üçyüz altmış canı yaktı ataşa,
Koptu Nuh Tufanı arşa dayandı.

Bir cenaze gördüm: Kan olmuş yüzü,
Portlamış kenara sıçramış gözü,
Üçyüz altmış canın sönmemiş közü,
Yanan can dumanı arşa dayandı.

Bir yiğit vurulmuş, parmaklar kamış,
Kaçarken kafire yolu uğramış,
Kafir tutmuş tike tike doğramış,
Hançer, kılıç yanı arşa dayandı.

Bir yiğidi vurmuş, yolda koymuşlar,
Can teslim etmeden deri soymuşlar,
Cep cep etmiş yanlarını oymuşlar,
El cepte, figanı arşa dayandı.

Bir gelini gördüm: Ayağa kalkmış,
Sandım ki canı var, yüzüme bakmış,
Kafir mısmar ile direğe çakmış,
Mısmar, çivi ünü arşa dayandı.

Bir hamile kadın: Davranmış kaça,
Ermeni eylemiş hep parça parça,
Kılıç ile vurmuş, bölünmüş kalça,
Akan kızıl kanı arşa dayandı.

Çocuğu karnından çıkartmış, bakar,
Can teslim etmeden süngüye takar,
Bebeğin fizahı dağ taşı yakar,
Dağın taşın şanı arşa dayandı.

Tanrım, Ermeniye vermiş fırsatı,
Kesti kökümüzü kırar milleti,
Ruz-i  kiyamete kaldı müddeti,
İntikamın günü arşa dayandı.

Kahraman kan ağlar, bu serim duman,
Çattı bu zamana ol ahir zaman,
İslam’a yar olsun ahrette iman,
Kafirler isyanı arşa dayandı.

Aşık Kahraman

Kaynak : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması;
Türk Kültürü Dergisi; Kasım 1996; Sayı : 403; s. 678-679.

Bu şiirler gibi sayısız örnek, Ermenilerin Müslüman halka ne büyük zulümler yaptığını apaçık gösterirken, tabii herkes işine gelen mavalı okuyacaktır. Tarih ne bu zulümleri ne de bunlara çanak tutan yaltakçı Sarkozy'leri unutmayacaktır. Onların şeref ve haysiyet namına alacakları bir şey de yoktur. Onlarda bunu koyacak cep yoktur. Eski Roma'nın kokuşan yanlarını bugüne kadar taşımış, kimi Pagan geleneğinden, kimi önüne geleni tanrı belleyen, birinin hatırı için diğerine düşmanlık besleyen, tüm sapık dünyalarının fotoğraflarıyla bir tanrılar meşcereliği hayali ortaya çıkaran Eski Yunan'dan, kimi evire çevire kendilerine benzettikleri Hristiyanlıktan gelen, ruhu olmayan inanış ve düşünüş sistemleriyle beslene beslene bugünlere ulaşan bu Sodom - Gomora artığı Fransız milletinin bizim aleyhimizde yapacağı her aptalca tespit, bizim yüceliğimizin bir delilidir.