29 Kasım 2015 Pazar

Türkiye Neden Kalkınamıyor?

Nasıl insanlarsınız? Başınıza gelen hadiseler sonunda sebep ve sonuç ilişkilerini irdelerken bakışlarınız, odağınız dışarı doğru mu, yoksa içeri doğru mu? Elde ettiğiniz başarıları kendinizden, başarısızlıkları da etrafınızdaki insanlardan biliyorsanız, siz dışsal eleştiri odaklı bir insansınız. Bütün ülkelerde dışsal eleştiri yapan insanlar vardır. Dışsal eleştiri yapan insanların çoğunlukta olduğu ülkeler gelişmemiş ülkelerdir. Gelişmiş ülkelerin içinde dışsal eleştiri yapan kişiler de o ülkelerin başarısız insanlarıdır. Eleştiri oklarını kendinize yöneltmeden ilerleme kaydedemezsiniz.

Türkiye gibi geri kalmış ülkelerin genelde tavrı suçu çevre ülkelere ve süper güçlere atmak şeklinde olur hep. "Tabii Türkiye gelişsin istemiyorlar. Osmanlı'nın yeniden dirilmesinden korkuyorlar. Ne zaman bir huzura kavuşacak olsak hemen devreye girip ortalığı karıştırıyorlar." şeklinde demeçlere çok sık rastlarsınız geri kalmış ülkelerde. Oysa gerçekler acıdır ve acıtır. Bu nedenle kimse gerçekleri görmek istemez. 

Şimdi iki grafikle durumu izah etmeye çalışalım: 

Asya Ülkeleri Gelişim Eğrisi
Yukarıdaki şekilde Asya ülkelerinin 1952'den sonraki GDP (Kişi başına düşen gelir) miktarları, 1990 yılı baz alınmak suretiyle gösterilmiş. Görüldüğü gibi Asya ülkeleri 1950'lerde oldukça fakirlermiş. Bu grafikte 2008 yılına kadar verilen değerleri görüyorsunuz. Bu değerler sonraki yıllarda daha da artıyor. Bu ülkelerden mesela Singapur, 50 yılda 15 kat büyümüş. Tayvan, 10 kat büyümüş ve diğerleri de ona keza.

Şimdi bir de dünyanın başka bir coğrafi bölgesine çevirelim gözlerimizi. Latin Amerika'ya:

Latin Amerika Ülkeleri Gelişmeme Eğrisi

Aynı grafik Latin Amerika ülkelerine taşındığında bu ülkelerin hemen hemen 50 yılda bir arpa boyu yol almadıklarını görüyorsunuz. Tabii dış güçler bunların gelişmesini istemiyor. Bu nedenle gelişemiyorlar. Yapılan binbir türlü çalışmayı gelip dış güçler berbat ediyor... şeklinde yöntemlerle bu insanları sütten çıkma ak kaşık haline getirmek bir rahatlama verirse de bünyeye, bu ülkelerin hiçbirine atom bombası düşmedi.
Türkiye'nin eğirisi de bunların içinde biraz Şili (Chile)'yi andırıyor. Üç aşağı beş yukarı gelişme trendimiz Şili gibi. 

Bu ülkelere kalkınmayı getirebilmek için türlü yollar ve yöntemler denendi. Avrupa ve Asya ülkelerindeki kalkınma modelleri denendi, olmadı. Kanunlar getirildi, tercüme edildi, bünyeye zerkedildi, olmadı. Bu ülkeleri geliştirmek mümkün olmadı. 

Halen Kolombiya'da hiç ama hiç çalışmayan o kadar büyük bir nüfus var ki... 30 yaşına gelip de daha nüfus kağıdı nedir bilmeyen yığınla insan var. Ülkelerin ruhu ölmüş. Yine de konuşmaya gelince, dış güçler, dış güçler...

Bir ülke niçin kalkınır ve Türkiye niçin kalkınamıyor, buna değinmek için bir girizgah yaptım. Türkiye üretmeden tüketen bir toplum. 

A şahsını ele alalım. Kurulu bir sanayisi olmayan bir ülkede yaşıyor olsun, mesela Türkiye'de... Dedesinden kalan arazi ile Ankara'da bir ev satın alıyor. Ankara'daki ev çok pahalı. Evin bulunduğu arsa yıllar içinde değerlenmiş. Bir arsa neden değerlenir? Klasik arz-talep eğrisinden çıkarılabilir. Arsa azsa ve ona talep çoksa arsa değerlenir. Arsa neden az? Çünkü yığınla insan şehre gelmek istiyor. Talep neden fazla, çünkü insan sayısı hızla artıyor. Yani nüfus artışı ile merkezde kümelenme eğilimi bir araya gelince, o arsa üzerinde bir değer birikimi oluyor. Buradan bir ev alan vatandaş, dedesinden kalma 100 dönüm arsayı satarak kendine 100 metrekarelik bir dört duvar satın alıyor. Verdiği yüzbinlerce lira, böylece toprağa gömülüyor. Karşılığında ne alıyor? Konfor. 

A şahsı, dedesinden kalan araziyi ekip, üzerinde ekonomik ve katma değer verecek ürünler yetiştirseydi, hem arsası elinde kalacak hem de yıldan yıla üretim sonucu gelir elde edecekti. 

B şahsı, yurt içinde sanayileşme olmadığı için yurt dışında üretilmiş televizyon alıyor. Televizyona verdiği para yurt dışındaki insanların refah payını artırmak üzere yurt dışına çıkıyor. B şahsı ise evde boş oturup pineklerken gördüğü yabancı marka reklamlarını izleyerek onlara özeniyor ve ithal malların satıldığı büyük AVM'lere gidip yeni yabancı mallar satın alıyor. Verdiği her kuruş para ile, kendi pinekleme dünyasına yeni konforlar katarken, dışarıda bu malları üreten insanların cebine para giriyor. Onlar kazandıkları bu paralarla yeni fabrikalar açıyor, ellerinde kalan tasarruflarıyla da dünyanın değişik ülkelerinde yeni pazarlar için yatırım yapıyorlar. 

B şahsı, televizyon almak yerine mesela bir dikiş makinesi alsa idi, çiftçinin alınterine hıyanet etmeyen bir yönetim tarzı nedeniyle tarlasının başında kalan ve büyük şehirlere göç edip arsa fiyatlarını fırlatmak yerine pamuk ve yün üreten çiftçinin ürettiği yün ve pamuk ile tezgahını döndüren tekstilcinin ürettiği kumaşı alacak, bununla televizyon başında pinekleyerek geçirmesi mümkün olan zamanını, bir vatandaş daha ülkenin içinde üretilen giysiler giysin diye harcayacak, yaptığı sanatın karşılığında elde ettiği gelir ile yurt dışına bir kereliğine çıkardığı parayı kat kat çıkaracaktı. 

C şahsı, Apple bilgisayar alarak Amerika'ya 1000 $ yardımda bulunuyor. Türkiye'de kullandığı bilgisayarıyla Facebook'ta bir hesap açıp, kim kiminle nerede nasıl ne yapıyor sorularına cevap ararken, Amerikalı, Facebook içine koyduğu reklamlara bu şahsın tıklamasını sağlayarak ek gelir elde ediyor. Ayrıca kişinin kendi isteğiyle verdiği istihbaratı veritabanına yerleştirip, hiç boş durmayan akademik camianın, Türkiye'nin demografik yapısı, tüketim alışkanlıkları konusunda yaptığı çalışmaları finanse ediyor. Bu finansman sonucunda çıkan bilgiyi, üniversite, sanayiciye satıyor ve kazandığı parayla kaliteli öğrenciler yetiştiriyor. Ayrıca kaliteli eğitim verdiği için dünyanın akıllı çocuklarını bünyeye çekiyor. Bu verileri satın alan sanayici de ürettiği ürünü Türkiye pazarına sokar sokmaz harika cirolar elde ediyor. 

Halbuki C şahsı, aldığı Apple bilgisayar ile, yazılım geliştirme, muhasebe, proje gibi işler ile uğraşsaydı, Amerika'ya verdiği 1000 $ paraya mukabil, Türkiye'de yazılıma, projeye, muhasebeye ihtiyaç duyan insanlara bunu satacak, onların binlerce dolarının Amerika'ya gitmesine mani olacaktı. 

Özetle ülkeler, ne yapıyorlarsa kendilerine yapıyorlar. Verdikleri 1 milyonun kat be kat fazlasını kazanıp ekonomiyi büyütme yönünde harcayan diğer ekonomilere dudak büküp, sadece nüfus artışı ve kümelenmenin ürettiği değer artışı ile şişmiş, semirmiş fiyatlarla 1 milyona Ankara'da bir daire alınabiliyor. 

Dünya ekonomisinde para arzının artmasıyla yaşanan saadet dönemlerini, ev ve arsa kredisi almakla heba eden insanımız, bu dönemleri de bir sıçrama tahtası olarak kullanamıyor. 

Ha peki Amerika bizim iyi olmamızı ister mi? Onun mallarını satın alabilecek kadar iyi olmamızı ister. "Ben yemeyeyim sen ye..." diyecek hali yok. 

Özetle dışarıdakilere bakıp ahkam kesmeyi bırakmak, onun yerine öz eleştiri yapmak gerekiyor. Birisi suratına komik bir şekil çizmiş, gelen geçen gülüyor... Onlara kızacağına aynaya bak, niye güldüklerini anlarsın.