Üst bar özel içeriği

2. Cilt Videoları Hakkında – SORULARINIZ ve CEVAPLARI

DURUSUL LUGATİL ARABİYYE

 

  1. CİLT DERS 01A

 

Soru: Hocam ismi meful dersiniz hangi videoda bulamıyorum.

Mazi meçhül ile ismi meful arasındaki fark nedir

 

Cevap: Şu dersi dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=QJGnOxmSrO8

Mazi mechul: fu’ile iken, ism-i mef’ûl: mef’ûlün şeklindedir. 

Mazi mechul fiildir, ism-i mef’ul isimdir. İsm-i mef’ûl mazi mechulden türetilir. 

Mesela:

kutibe: yazıldı (mazi mechûl)

mektûb: yazılı (ism-i mef’ûl)

 

Soru: ilk dersten başladık umarım bıktırmayız…  35.dk da ki yanlış olan ifade ”öğretmen ya da doktor olan sen misin ” anlamına mı gelir yoksa tamamen yanlış mıdır? Allah razı olsun emekleriniz ve ilginiz için….

 

Cevap: Bu ifade yanlış. Fakat böyle kullanana da rastlarsınız. Biz kuralı veriyoruz. Türkçe’de de böyle kurallar vardır ve sürekli çiğnenir malumunuz. Fasih konuşmanın kuralını verelim de… yanlışları nasıl olsa duyacaksınız.

 

Soru: Hocam غال derken aslı غالي idi burda ي ilal olduğu için mi düştü yoksa dil sürçmesinden mi kaynaklanmıştır,ya da benim anladığım ilaller de dil sürçmesinin kurallaşmış halidir doğru mu

 

Cevap: bu gibi kelimelere ism-i menkus denir. Arapların dil sürçmesinden ziyade bu şeddesiz ya harfini söylememe eğilimi var. Daha doğrusu “iyun” demek yerine “in” demeyi tercih ediyorlar. Dil dönmemesi de diyebiliriz. Burada i’lal oluyor, evet.

 

Soru: Hocam Ahzab suresinde verdiğiniz cemi müennes salimin nasb edilmesi kuralını anladım ancak cemi müzekker salimin nasb edilmesine değinmediğiniz. Onun da nasb edilmiş halini  “uğne”yi  “iyne”ye çevirerek mi yapacağız?

 

Cevap: Evet. Ûne Îne’ye dönüşür nasb ve cerr durumunda.

 

Soru: Bir sorum olacaktı. لعل’nin إن ile kardeş olmasının tek sebebi kendisinden sonra gelen kelimeyi nesbediyor oluşumu? Diğer kardeşleriyle de aynı durum geçerli mi?

 

Cevap: Evet Pınar Hanım, aynen, kardeş olmalarının nedeni isimlerini nasb, haberlerini ref etmeleri. Aralarında başka bir bağ yok.

 

Soru: Selamun Aleykum ya ustadh,

Neden zevatu ve zevuv kelimelerinden sonra neden tekil sıfat kullanıyoruz? Yani Huluqin yerine ahalaqin gibi bir şey kullanmalı değilmiydik diyorum genel bir mantık yürüterek!

Jazakallah Khairan…

 

Cevap: Çok kişi tek bir şeye sahip olduğunda o şeyin tekil zikredilmesi daha doğru olur.

 

Soru: Hocam, çok soru sorup bıktırıyoruz belki ama bu konu kafama çok takıldı. Ders başında verdiğiniz gramer analizinde, zû’nun eril, dişil ve çoğul kullanımları ile ilgili verilen tabloda hulûk’un durumu hiç değişmiyor.Yani, ‘erkek/kız talebeler ahlak sahibidir’ dediğimizde hulûk kelimesi müennes ya da cem’e dönüşmüyor mu? Saygılar..

 

Cevap: Sevgili Üzeyir Bey, Böyle esaslı sorular sorarak beni bıktırmaya devam ediniz lütfen. Zira “Cennet ucuz değil…”  Zû ya da zâtu ya da zevû ya da zevâtu ifadeleri ve bunların tesniyeleri tanımladıkları isme göre cinsiyet ve sayıda değişikliğe uğrarlar. Ancak sahip olunan şeyler sahip olana göre değişiklik göstermez. Mesela kalemin sahibi dişi diye kalem dişi olmaz. Sayısal olarak da durum böyledir. Bazen bir kişi çok şeye sahip olabilir, çok kişi de bir şeye sahip olabilir. Bu nedenle zû’dan sonra gelen kelime, zû’nun tanımladığı varlığa uymak zorunda değildir. Huluk ifadesi soyut bir kavramdır. Ahlak bir tanedir, ona sahip olan vardır, olmayan vardır. Az sahip olan vardır, çok sahip olan vardır. Birinin sahip olması bir diğerinin sahip olmasını engellemez. Mesela çok kalemler sahibi bir adamdan bahsetsek, “raculün zû aklâmin” derdik. Özetle zû’dan sonra getirilen sahip olunan varlık dişi ise dişi, çoğulsa çoğul olacaktır. zû ise sahibe göre değişir.  Saygı ve sevgiler bizden. Allah ilminizi ve anlayışınızı artırsın.

 

Soru: Merhabalar. Derslerinizi uzun zamandır takip ediyorum ve bu kadar faydalı bir çalışma yürüttüğünüz için çok teşekkür ederim. Benim bir sorum var. Burada أم kullanımında أ ve أم’den hemen sonra tercihimizin gelmesi gerektiğini söylediniz. Ancak Arap sitelerinde veya başka yerlerde şu şekilde kullanımlara rastladım أ تحب أن تلعب كرة القدم أم الكرة اليد

Anlattığınız bilgilere göre bu kullanım yanlış mı oluyor ancak bu tarz cümlelere çok rastlıyorum. Cevaplarsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler 🙂

 

Cevap: Sema Hanım, alakanız için teşekkür ederim. Aynen söylediğiniz gibi, genel geçer bir kural var ama bazen cümle örneğine göre kuralın işletilmesi çok zor olabiliyor. Diller aynı yaşayan organizmalar gibi. Biyolojide de var olan kural buralarda geçerli: En az enerji sarfı, maksimum verim. Söylediğiniz cümlede kuralı işletsek: 

 

أتحب أن تلعب كرة القدم أم تحب أن تلعب كرة اليد

 

diyecektik. Buna can dayanmaz. Cümle bitinceye kadar insan oyun oynamaktan vazgeçer. Bir de أم li cümlelerde çoğu zaman ikinci kısmı söylemeye sonradan karar verilebiliyor. Bu durumda da ekleme olduğunu belli eden şekilde kural kaymaları yaşanabiliyor. Konuşma Arapça’sında zaten eğer sadece iki durum  varsa أم لا deyip geçerler, bu kullanım çok yaygındır.  Ne kural var diye hiç dışına çıkmamak, ne de böyle kullanımlar var diye kuralı hiçe saymak doğrudur…

 

Soru: Merhaba Hocam, bu derste  “zu” nun dört şekilde kullanıldığını görüyoruz. Rahman suresinin son ayetinde “zu-l Celal-i” olması beklenen kısım neden “zi-l-Celali” şeklinde gelmiş acaba?  Saygılarımla…

 

Cevap: Mehmet Bey, bahsini ettiğiniz ayette “Rabb” kelimesi “İsm” kelimesine muzafun ileyh olmuş. Muzafun ileyh mecrur olur yani esre ile okunur. “Zû” ile başlayan kısım da bu “Rabb” kelimesinin sıfatıdır. Sıfat sıfatlanan varlığa uyum sağlar. O da mecrur olur. Özetle “Rabbuke zû’l celâli ve’l ikrâm” (celal ve ikram sahibi Rabbin) ifadesinde İsm, Rabb’ı, Rabb da Zû’yu cerretmiş diyebiliriz.

 

Soru: Hocam zayıf ye’leri düşenler meselesinde. vadiyun , vadin olmuştur dediniz günümüzde. ben bir beyit biliyorum.  ” iza kanel vadiye khaliyen … ” (vadi boş olunca tilki orda vali olur )  .. beytinde direkt vadiye diyerek yani ye’yi düşürmeden almış. bu durumda vadiyun yada vadin demek bizim tercihimize kalmış bi durum mudur ?

 

Cevap: Sevgili Recep kardeşim,Oralarda bir yerlerde başına elif lam aldıklarında sonlarındaki “ye” yine ortaya çıkar dememiş miyim? Bunu çok kez söyledim derslerimde belki orada söylememiş olabilirim. Vâdin hep Vâdin’dir, el-Vâdî de hep el-vâdî dir. Sarf ettiğiniz mısrada bir ezber yanlışı var. Vâdî’yi nasbetmişsiniz. Halbuki kâne orada khâliyen’i nasbediyor. Beytin: “İzâ kâne’l-vâdî khâliyen….” şeklinde olması lazım. Ve başına elif lam aldığında kelime sadece nasbedildiğinde “VÂDİYE” diye okunur. Bunu da çok defalar arzettim. Sanırım ilerideki derslerde duyacaksınız..

 

Soru: Selamun aleyküm hocam. Öncelikle şunu belirtmeliyim. Neredeyse şimdiye dek hiç soru sormama mahal vermeyecek şekilde yaptığınız anlatımlar duacınız olmama vesile oluyor. Ancak bu derste ufak bir konuya takıldım. 100 ve 1000 sayılarını müennes bir madud ile kullandığımızda yazılış ya da söylenişte bir şey değişiyor mu? 100 araba tamlamasını nasıl ifade ederiz? Anlatımınızı dinlerken değinirsiniz diye bekledim ancak şimdilik gerek görmediniz sanırım. Dualarımdasınız, selametle kalın…

 

Cevap: Mürvet Hanım, faydalandığınıza çok sevindim. 100 ve 1000’de ma’dûd tekil ve mecrur gelir. Cinsiyeti yoktur. İki cins için de sayı aynı gelir. 100 araba: مائة سيارة şeklinde olur. Bilmukabele dualar ve selamlar.

 

Soru: İnne ve kardeşleri kaç tanedir?

Cevap: inne, enne, keenne, lakinne, leyte, lealle.

 

  1. CİLT DERS 01B

 

Soru: hocam ümle kurarken , ” a mescidun haza em medresetun ?” dedim. şimdi haza , medreseye uymadı . anladığım ise şu ;ne olduğu bilinmediği için haza kullanıldı. doğru mu ?

Cevap: Doğrudur evet. Ne olduğunu bilmediğimizde hâzâ deriz.

 

Soru: Hocam bir hocamıza hitap ederken sen zamiri yerine siz zamiri kullanılması daha doğru olmaz mı? yani mesela yukarıdaki örnekte  “Keyfe haluküm ya üstaz entüm bihayrin”  dersek bir hata olur mu?

Cevap: Araplarda böyle bir şey yok Yasin Bey. En üst düzeyle bile konuşurken sen diye konuşuyorlar. O bize has bir şey.

 

Soru: hocam “al-mescidul-evvelu” ile “evvelu mescidin” arasinda fark var mıdır?

Cevap: “el mescidul evvelu” “ilk mescit” demektir. “evvelu mescidin” “mescidin ilki” demektir. İlki sifat tamlaması, ikincisi isim tamlamasıdır.

 

Soru: bir soru daha olcakti: “Ahmad talib zu ilmin ve huluqin” cümlesinde sanki “Ahmad talib ELLEZI …” olmasi lazim degilmi?

Cevap: Sevgili Kerem Bey’ciğim, ELLEZî ism-i mevsulü ayrık iki cümleyi tek cümleyi haline getirmeye yarar. Burada “ZU” ile başlayan kısım TALİB kelimesine sıfat olmuştur. Onu tavsif etmektedir. İkinci bir cümle anlamı yoktur.

 

Soru: Benim sorum şu olacaktı belki dikkat eksikliğimden kaçırıyorum ya da önceki derslerde söylediğiniz birşeyi hatırlayamadım..42.42 ci dakikada bu çanta pahalıdır dediğimiz yerde pahalı sıfatı neden isimle uyumlu şekilde gelmedi ?

Teşekkür ederim şimdiden.

Cevap: “ĞÂLİN” kelimesi aslen “ĞÂLİYUN” şeklinde iken, sondaki zayıf “YE” nin düşmesi neticesinde bu hale gelmiş özel bir kelime türüdür. Bu tür kelimelere “ism-i menkus” denir. İnternette bu tarz kelimelere ilişkin bolca kaynak ve benim derslerimde de sayısız açıklama vardır. Böyle kelimeler merfu ve mecrur oldukları durumlarda “ĞÂLİN” şeklinde, mensub oldukları durumlarda da “ĞÂLİYEN” şeklinde okunurlar. Yani sonlarındaki “YE” harfi sadece mensub durumda, bir de bu tür kelimelerin EL almaları durumunda ortaya çıkar. 

 

Soru: Hocam 45:16 da, sanırım “hata”  var (yanlış anlamayın, öğrendiğim kadarıyla hata diyorum) veya ben bir kısmı yanlış anladım; orada

عندي الفُ دولار

“Indiy elfU dolarin”

diyorsunuz. Ancak عند harfi cerr değil midir? Buradaki الف sayısını, mecrur yapması (الفِ) gerekmiyor mu? Yardımcı olursanız sevinirim.

Cevap: İnde harf-i cerr değil, zarf-ı mekandır. Yani harf değil isimdir. Ancak kendisinden sonra gelen kelimeyi harf-i cerr gibi cerr eder. Zaten etmiş. Orada küçücük bir ye var. O “ye” normalde “ene” idi. İndenin yanına gelince: inde+ene=indî oldu. İnde  zarf-ı mekan ve haberdir, ye: muzafun ileyhtir. Elf: mübtedadır. Bu yüzdenden merfudur. Yani ötrelidir. Dolar müzafun ileyh mecrurdur.

 

Soru: Selamun Aleykum ya ustadh, 

Lealleke bi khairin inşee’Allah! Bu arada burada leallekum diyerek bu cümlenin daha kibar hale getirilmesi Arapça’da var mıdır?

Yoksa illa çoğul mu olması gerekir muhatabın?

Bu arada 09:06‘daki cidden (bunu ukalalık olarak almayın lütfen) ” a lot ” karşılığıdır.Keza ” very” tek başına ancak sıfatların önünde dediğiniz anlamda kullanılır . Ha, ben illa fiili niteleyen zarf olarak ”very” kullancam ” a lot ” pozisyonuna getircem derseniz sonuna much eklemek zorundasınız.Yani ”a lot = very much” olur ve böyle kullanabilirsiniz.Lakin konuşma dilinde ” çok kullanılır ”very much” değil.

I drink/talk/swim/run/play the guitar  a lot / very much.

Jazakallah Khairan!

Cevap: Hasan Bey, Arapça’da kibarlaştırma amacıyla değil, fakat bir topluluğun temsilcisi gibi gördüğümüz tekil kişilere de zaman zaman KÜM ile hitap vardır. Yoksa Araplar resmi ya da yabancı kişilere KE diye hitap ederler. 

İngilizce ile ilgili eleştirinizde çok haklısınız. Dedikleriniz sonuna kadar doğru. Ben burada CİDDEN kelimesinin Türkçe’deki CİDDEN gibi olmadığını, anlam kaymasına uğradığını belirtmek istediğim için öyle bir benzetme yapmışım.

 

Soru: Neden inne için sürekli tenkit etmek için kullanılmış tarzında ifadeler kullanıyorsunuz? Tenkit etmek eleştirmek değil midir? Bildiğiniz başka bir anlamı varsa öğretir misiniz?

Cevap: Özkan Bey, Tenkit değil, tekid. Bu da anlamı pekiştirmek demektir.

 

Soru: 45:30 ‘da  — bikem hezihi elhakiybeten olması gerekmiyormuydu. Yoksa hezihi de temyiz görevi bitiyor mu?

Cevap: Lütfi Bey,

 

KEM ile olan temyizde sayısı sorulan şey neyse o temyiz olur. 

 

Mesela kem saaten = Kaç saat demektir. 

Genelde fiyat sorarken kaç diye sorulanın para birimi olduğu bilindiğinden para birimi söylenmez. Türkçe’de de böyledir. Kaça ? deriz. Eğer para birimini de söyleyeceksek “Kaç liraya?” deriz. 

 

Kem’den sonra Riyal vardır söylenmemiştir. Eğer söylersek “Kem riyalen?” deriz. Bu da “kaç riyal?” demektir. Eğer “kaç riyaledir?” diye sormak istersek başına “bi” ilave ederiz, “bikem riyalen?” ya da bi ile cerredip “bikem riyalin?” deriz. Çoğunlukla riyali attığımız için temyiz görünmez olur. Eğer hakibe’yi nasbedersek bu durumda sayısı sorulan şey para değil çanta olur. Yani “Kaç çanta?” demiş oluruz. Neyin sayısını soruyorsak onu temyiz ederiz.

 

  1. CİLT DERS 2

Soru: Hocam car mecrur tam olarak ne demek? Birde illet harf ne oluyor?

Cevap: Car: Harf-i cerr, Mecrur: Harf-i cer alan kelimedir. İllet harfleri vav ya ve elif harfleridir. Bunlara illet harfi denmesinin sebebi, içinde bu harfler olan fiiller, çekimler sırasında deformasyona uğrarlar. 

 

Soru: Hocam, sorum çok saçma mı oluyor bilmiyorum ama anlayışınıza sığınarak soruyorum; parçada geçen ‘leyse lî ihvatin’ ifadesinde, leyse neden huve öznesine ait yalın halde bulunuyor?

Cevap: “Leyse lî… ” ifadesi bir arada düşünülünce “Benim … yok” anlamına gelir ve bu bir kalıptır. Yanına ne koyarsanız koyun.

 

Soru: Hocam, üç cümlenin hepsi doğru mu?

Ene lestu bimuhendisin

Lestu ene bihuhendisin

Lestu bimuhendisin

Cevap: Evet üçü de doğru.

 

Soru: Hocam, 

 

لي إخوة

ليس لي إخوة

 

lî ihvetun cümlesinde ihvetun mübteda, lî ise haber. İhvetun çoğul kelime. Peki neden cümlenin başına leysû değil de leyse geliyor?

 

Cevap: Elcan Bey, 

 

Bu cümleler mübtedanın nekra olduğu cümleler. Türkçe’ye “vardır” şeklinde çeviriyoruz. “Erkek kardeşlerim vardır.” 

 

Vardır’ı yoktur’a çevirmek için Leyse getirdiğimizde bütün cümleyi olumsuzlamış oluyor. 

 

Leyse’nin genel hükmü:

 

İsmini değiştirmez, haberini nasb eder. Leyse’nin kendisi de isme göre çekimlenir. 

 

Yukarıdaki cümlede mübtedayı marife yapsaydık: 

الإخوة لي

 

Şimdi buna leyse getirseydik:

ليس الإخوة لي 

derdik 

 

(Burada haber لي olduğu için nasb görünmüyor) çünkü leyse bir fiildir. Nasılki bir fiilde fail iki kere zikredilmiyor, burada da hem ليسوا ‘nun vavını hem de الإخوة  kelimesini aynı anda zikredemiyoruz. Ama الإخوة  kelimesini kaldıralım:

 

ليسوا لي

 

deriz. Yine الإخوة  kelimesini الأخوات  ile değiştirsek:

 

ليست الأخوات لي

 

derdik. Eğer الأخوات  kelimesini kaldırırsak:

 

لسن لي 

 

olurdu bu sefer.

 

 Görülüyor ki aslında sizin cümlenizde leysenin değişmeme nedeni mübteda’nın nekra olarak dışarıdan “VARDIR” anlamı getirmesi ve leysenin bu VARDIR anlamını YOKTUR’a çevirmesi. Mübtedanın marife olması durumunda da failin iki kere zikredilme durumu olmadığında leyse isme göre çekimleniyor. Biraz zor bir konu. Anlatması da zor. Ama analitik olarak böyle yaklaşabiliriz sanırım.

 

Soru: Hocam “ena lestu bimühendisin” dediniz. Enayi kullanmadan ben mühendis değilim diyebilirdi enna’yı tekrar kullanmasının bir sebebi var mıdır?Ena mübteda , lestu bi mühendisinde haber oldu.İsm-u leyse “lestu “mu oldu yoksa ena mı oldu?ifade ettiniz fakat anlamamış olabilirim şimdiden Allah razı olsun dersleriniz çok faydalı Rabbim ecrinizi versin..

 

Cevap: Sevgili kardeşim, 

 

Ene’yi eklersek de olur eklemezsek de. Ene eklersek ene’den sonra gelen kısım fiil cümlesi şeklinde bir haber olur. Daha sonra dilersek bu fiil cümlesini ayrıca ögelerine ayırırız. Burada bir daha Ene yi katmayız çünkü ona mübteda dedik. Bu durumda Lestü’nün TÜ sü ismu leyse olur. bimuhendisin de haberu leyse olur. Ene yi kaldırırsak mübteda diye bir şey olmaz. Geri kalanı aynı olur.

 

Soru: hocam benim sorum elbabu müğlegun cümlesine siz elbabu leyse bi müğlegin dediniz benim kafama takılan leyse cümlenin başına gelmiycekmi yani leysel babu bi muğlegin olmaz mı?

 

Cevap: Sorunuza adım adım cevap vermek isterim:

  1. Leyse nakıs da olsa bir fiildir. Leyse ile başlayan cümleler de fiil cümlesidir. Arapça’da hem isim hem de fiil cümlesi yapılabilir ve bunu ilk baştaki kelimenin isim mi fiil mi olduğu belirler.
  2. “Leyse’l-bâbu bi-muğlakin” ya da “Leyse’l-bâbu muğlakan” cümleleri fiil cümlesidir. Burada bâb=ism-i leyse, muğlak=haber-i leyse olur. 
  3. “El-bâbu leyse bi-muğlakin” ya da “El-bâbu leyse muğlakan” cümleleri isim cümlesidir. Bu durumda da el-bâbu=mübteda, ” leyse bi-muğlakin”=haber olur. 
  4. Arapça’da 5 farklı haber oluşturulabilir. Bunlar müfred isim, car-mecrur, zarf-muzafun ileyh, isim cümlesi ve fiil cümlesidir. Yani fiil cümlesi şeklinde de haber yapılabilir. 
  5. Madde 3’teki “leyse bi-muğlakin” şeklinde olan haber, fiil cümlesi şeklinde olan habere örnektir, çünkü “leyse” fiiliyle başlamaktadır. Bu durumda 3. maddedeki cümleyi mübteda ve haber olarak ayırdıktan sonra fiil cümlesi olan haberi de kendi ögelerine ayırmak istersek; leyse=fiil, ism-i leyse: gizli zamir hüve (leyse hüve için olan çekimdir), bi-muğlakin=haber-i leyse olur. 
  6. Özetle her iki söyleniş de doğrudur. Birisi isim cümlesi diğeri de fiil cümlesidir.

 

Soru: Hocam leyse Kane grubunda ve isim cumlasinin başına gelmesi gerekiyordu sanırım . ama ettulabu sigarin) için leyse geldiğinde (ettulabu leysu bisigarin)şeklinde araya girdi….leysenin ismi ve haberi nasıl olacak peki … Leysenin başa veya araya girmesi anlamda değişiklik yapar mı…

 

Cevap: “Ettullabu sigârun” cümlesinin başına leyse gelirse:

 

“Leyse et-tullabu bi sigârin” olur.  Leyse fiil olduğu için bu bir fiil cümlesidir. Et-tullab leyse’nin ismi, “bi-sigârin” da leyse’nin haberidir. 

Et-tullâbu leysû bisigârin cümlesi, isim cümlesidir çünkü isimle başlamıştır. Bu isim cümlesinin mübtedası: et-tullabu, haberi de :”leysû bi sigarin” dir. Haber müfred yani tek kelime olabilir, şibh-i cümle olabilir, isim cümlesi ya da fiil cümlesi de olabilir. Burada haber fiil cümlesidir. Fiil cümlesi olan bu haber kendi içinde ögelerine ayrılabilir:

 

leysû bi sigârin: “û” zamiri leysenin ismi (“hum” için olan çekimdir) bisigârin de leysenin haberidir. İnşallah anlaşılmıştır.

 

Leyse’nin ortaya gelmesi cümleyi isim cümlesine çevirir. Aralarında fazla bir fark yoktur. Ama belagatte isim cümlesinin anlamı devamlılığa, fiil cümlesinin anlamı tekrara hamledilir. Ehline çok şey söyleyebilir, ehli olmayan için ikisi de aynıdır.

 

Soru: Hocam 44. Dakikada اليابان kelimesi gayrimunsarif değil mi siz orda harfi carden dolayı esrarlı okudunuz. Gayrimunsariflar yangın ve esre almaz diye öğrenmiştik. Cevaplarsanız çok sevinirim hocam.

Cevap: El-yâbân=Japonya hep elif lam ile geldiği için zaten tenvin almaz. Başına el- alan ya da bir başka kelimeye muzaf olan gayrimunsarıf kelimeler de esre alma engelinden kurtulurlar.  Dolayısıyla el-yabani esre alabilir.

 

Soru: Selamun aleyküm Hocam

Sizin verdiğiniz örneklerde leyse isimden önce gelebiliyordu. Kitapta ise leyse isimden sonra gelmiş. Her ikisi de olabilir mi yoksa farkı olan bir durumu var mı?

Cevap: Ahmet Bey, 

 

Leyse ile başlayan cümleler fiil cümlesidir. Ama bazen bir fiil cümlesi, bir başka isim cümlesinin haberi olabilir. Bu durumda da siz leyse’yi isimden sonra geliyor diye düşünürsünüz.  Bu nedenle her türlü gelişi mümkündür. Onlara cümle ögesi olarak bakarken değişik bakarız sadece…

 

Soru: hocam ليس ismini Raf haberini nasb Ediyor ليس زيد قاءما gibi ama onun en çok kullanılan ölçüsü ب harfi cer ilen dediniz car ve mecrur müteallik olma münasebeti vardır bir amile leyse ismini raf edince nakis fiildir car ve mecrur tealluk etmiyor tam bir amile tealluk eder bu sebebten leyse nin haberi Mukadder gizli bir amile tealluk edilip nasbesi mahalli midir?

 

Cevap: Çok veciz söylediniz Mehmet Bey. Evet öyle de denilebilir.

 

  1. CİLT DERS 3

 

Soru: hocam habrin mutedadan önce  gelmesini tam olarak anlamadım bazen önce haber sonra mubteda geliyor

Cevap: Cümlede “vardır” anlamı getirmek için mübteda nekire yapılır. Mübteda nekire olduğunda da haberle yer değiştirir.

 

Soru: 1:07.01 de neden muderris kelimesini nasbetmeden okuduk muderrisen cediydun olmalı değilmiydi ? 

Cevap: “Huve muderrisun” cümlesinde huve mubtedadır. Muderris haberdir. Keenne mubtedayı nasbedeceği için “huve” yi nasbetmiş. Bu nedenle “huve”, “hu” ya dönüşmüş.

 

Soru: hocam 52.dk da laban için süt demişsiniz ama ayran değil mi?

Cevap: Süt demektir. Farklı coğrafyalarda ufak farklılıklar var. Mesela Mardin Arapçasında filan. Bunlara vakıf değilim. Mesela bazı yerlerde süt için Halib ayran için Leben kullanılıyor olabilir…

 

Soru: Hocam car mecrur tam olarak ne demek? Birde illet harf ne oluyor? Allah razı olsun hocam bide size cok imreniyorum Allah gecinden versin öldükten sonrasının da yatırımı olan bir iş yapmışsınız maşaAllahHocam, alıştırmalar kısmında (47:15)’de üçüncü soruyu cevaplarken ”Adwelü dalibin fi fasliHU ibrahim” olmaz mı?  Fi faslihi mi yoksa Fi faslihu mu? Yoksa daha önceki derslerden bir şey mi kaçırdım…

Cevap: Gaib zamirlerde ses uyumu için önceki hareke kesra ise kesra ile okunma özelliği vardır. “Yani rabbuhu-rabbihi, rabbuhuma-rabbihima, rabbuhum-rabbihim, rabbuhunne-rabbihinne şeklinde. Bunlardan yalnızca “H” aynı kalır; “rabbuhâ-rabbihâ”. Muhatap zamirlerde ise böyle bir şey yoktur: rabbuküm-rabbiküm…

 

Soru: 9:47 de bahsi geçen ismi tafdilden sonra mecrur gelme durumu hangi duruma göre meydana geliyor .zira  bildiğim kadarıyla,yanılıyorsam zaten düzelteceksiniz inşaallah, buradaki isimler el takısı almamış yani dammetan ile gelmiş olması gerekir.hele hele harekenin olmadığı bir durumda bununu nasıl anlıyacaz. 41:31 harekesiz örneği var mesela. o harekesizi talibin diye okumamızı etvalu dan sonra gelmesiyle mi açıklıyoruz?

Cevap: Ferhat Bey, “en büyük kız öğrenci” tanımlaması Türkçe’de sıfat tamlaması iken, Arapça’da isim tamlaması olarak “Ekberu talibetin” şeklinde söylenir. Yani motamot çeviride “kız öğrencilerin en büyüğü” diyebiliriz. İsim tamlaması olduğu için muzafun ileyh mecrur olur. Bir ismin ya başında eliflam ya da sonunda tenvin vardır. Bunun olmaması için kelimenin gayrimunsarıf olması lazım. Başında eliflam yoksa sonunda tenvin olacaktır. Bu bilgilerle harekesiz isim tamlamalarını nasıl okuyacağımızı anlayabiliriz.

 

Soru: Hocam 1:03:30  birinci cümlede  öğrenciler çoktur derken çoktur kelimesinin çoğulu yok mu da kullanmadık? Yani hani mübteda- haber sayı bakımından uyumlu olmak zorundadır demiştiniz ya, kafam karıştı. ettullabu kisarun diyesim geldi okurken 🙂

Cevap: Mürvet Hanım, 

 

Bu konuda birden çok görüşe rastlamak mümkün. Ayrıca klasik Arapça ile modern Arapça arasında ve sokak arapçasının lehçeleri arasında oldukça farklı kullanım tercihleri var. Ama Kuran referanslı olarak düşünürsek, kesir kelimesi tek başına çokluk ifade ediyor. Çoğullamak şart değil. Ama literatürde çoğullandığı örnekler de görmek mümkün. Biz Kuran numunelerinden örnek verirsek:

 

Al-i İmran (146), Nisa (1), Furkan (38-39),  Enfal (26). Bu ayetlerde KESÎR ve KALÎL kelimelerinin tekil kullanımlarına ilişkin örnekler bulabilirsiniz.

 

Soru: Hocam muzafun ileyhin yerine kullandığımız muttasıl zamirlerin niye harekesi değişiyor? örneğin birçok zamirde hareke değişimi olmazken aklıma en çok takılan fiyhi niçin fiyhu olmuyor? canlı cansız ayrımından mı kaynaklanıyor acaba?

Cevap: Hu, Huma, Hum ve Hunne zamirleri, muttasıl geldiklerinde bizdeki büyük ünlü uyumunda olduğu gibi kesreli okunurlar. Bunun nedeni ses uyumudur. Araplar bunu  irab değişimi gibi değerlendirmezler. Ses uyumu nedeniyledir. Nitekim Rabbuhum’daki hum da, Rabbihim’deki him de mecrurdur…

 

Soru: 31.25 dk da buradaki indi ifadesi haber… ile başlayan cümlede. mübteda(başta) haber(hüküm) şeklinde iken neden haber mübteda oluyor? yani ikisinin yeri değişiyor. mübteda başta olmayacak mı?

Cevap: Temelde mübteda ma’rife haber nekire olur. Ancak mübteda nekire olduğunda haber ile yer değiştirir ve cümleden “vardır” anlamı çıkar. Bu konuya derslerimde o kadar vurgu yapıyorum ki sanırım ya yeteri kadar izlemediniz ya da henüz oraya gelmediniz. O kısımları dinleyeceğiniz ana kadar yukarıdaki açıklama ile iktifa ediniz.

 

Soru: hocam dakika 8 de ekranda görünen ile ilgili bir sorum olacaktı… ???

ismi tafdilin min ile kullanımında tasrif olunmadığını biliyoruz… ancak mudaf olarak kullanımında da mı tasrif olunmuyor… mesela fatıma için ekber-u dalibetin diyoruz ancak kübra-dalibetin demiyoruz gibi… bunun sebebi nedir acaba… bununda ismi tafdilin minli kullanımıyla bir bağlantısı mı var… sonuçta nahivde izafetin harf-i cerli kullanımla ilişikli olduğu şeklinde bir  anlatımda var bazı alimler tarafından… bunun onunla mı ilgisi var acaba ?

Cevap: “MİN” ile yapılan ism-i tafdil “DAHA” anlamını katar, izafetle yapılan ise “EN” anlamını katar. Çünkü “DAHA” ve “EN” için ayrı ism-i tafdil yoktur. Karşılaştırma yapıldığında ister “DAHA” densin, ister “EN” densin, her halükarda “EF’ALU” vezni kullanılır. Dişi olan ism-i tafdiller yalnızca sıfat (البنت الكبرى tamlamasında olduğu gibi ) ya da haber (وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا ayetinde -Tevbe 40-olduğu gibi ) olduklarında müennes olarak kullanılırlar. 

 

Soru: 08.16 daki örnekte Fatıma sınıfımızdaki en büyük kız öğrencidir. Diye tercüme ettiğiniz cümlede Fatıma diğer kız öğrencilerle karşılaştırınca onların arasındaki en büyüğü mü? Yoksa “Taalibetin” kelimesi müennes olduğundan cinsiyetini belirtmek için mi en büyük kız öğrenci dedik. Umarım ifade edebilmişimdir. Bir başka deyişle bu cümle yapısı gereği Fatımayı kız öğrenciler arasında mi karşılaştırma yaptı. Yoksa bütün öğrenciler arasında en büyüğü mü olarak anlamalıyız.

Cevap: sadece kızların olduğu bir sınıfta zaten problem yok. Karışık bir sınıfta Talibetin yerine Talibin deriz ki tüm tağlib tarikiyle bütün öğrencilerin en büyüğü olduğu anlaşılsın. Öte türlü kızların en büyüğü olduğu düşünülür. Erkek öğrencilerden birinin karışık bir sınıfta erkeklerin en büyüğü olduğunu belirtmek için ise talib kelimesine zekeran gibi bir ek getirebiliriz. Gördüğünüz gibi karışıklık olacağı yerlerde ek bir kelime bizi kurtarır. İnşallah anlaşılmıştır. Saygılarımla.

 

  1. CİLT DERS 4

 

Soru: hocam dakika 19:25 te hıssatül-ula ifadesini ilk ders saatinden sonra şeklinde algılamamız mümkün mü, yani ilk derse katıldım ve geri döndüm, zira sözlükte hıssatün kelimesini ders saati diye çevirmiş?

Cevap: Doğrudur Ali Bey. Ders saati ya da öğleden önce ve sonra şeklinde anlamlandırılabilir…

 

Soru: السلام عليكم  hocam bir sorum olacak şu ana kadar hep gayri munsarif tarifi dinledim ama beynimin içindeki çekirdeği kırıpta arzuma ulaşamadım neden gayru munsarif diyorlar sonra iki illet ten dolayı diyorlar iki illet var ama cer alamaması bu iki illetten dir bu yeterli gelmedi anlamına ulaşamıyorum yani bu iki illet varsa bu gayri munsariftir ve cer haletinde mansup tur bunun başka bir kavramı var mıdır? 

Cevap: Gayrı munsarıf ve onun gibi birçok kural, yerleşik uygulamaya bakılarak konmuştur. Tenvin ve esre alamamak niçin var, bilmiyoruz, Araplar buna ihtiyaç duymuş. Sonra demişler ki “biz neden bazı kelimelere esre ve tenvin koyarken bazılarına koymuyoruz?” Bir araştırmışlar ki 9 özellikten ikisine sahipse kelime tenvin ve esre almıyor. Ama hepsinin, hepsinin istisnaları var. Kural karışık çünkü uygulamaya bakarak konulmuş. Çünkü uygulama karışık. Her dil böyledir. “Siz+e=Size oluyor da, Ben+e=Bene olmuyor da Bana oluyor, neden?”

 

Soru: Hocam بلي yı tam kelime olarak çevirmediniz sadece olumsuz soruya olumlu cevap verirken dediniz  ama ‘aksine’ diye çeviriyordu benim hocalarım  hazırlık okurken . Yani son örneği verirsem

Senin erkek kardeşin Riyad’a gitmedi mi? (Olumsuz Soru -)

  بلي ذهب . Aksine ve ya bilakis gitti

(Olumlu cevap +)

Cevap: Güzel bir tercüme, Beyza Hanım. Bundan sonra ben de öyle kullanayım. 🙂

 

  1. CİLT DERS 5

 

Soru: Hocam, emeğinize sağlık. Merak ettiğim bir şey var; bizim Türkçe’de isim tamlaması diye öğrendiğimiz bazı ifadeler Arapça’da sıfat tamlaması olarak karşımıza çıkıyor. İki dildeki bu tamlama farklarını  ayırt etmenin bir yolu var mıdır?

Cevap: Aynen söylediğiniz gibi diller arasında böyle farklar olabiliyor. Bunun mantığını bulmak malesef mümkün değil. Bir dili öğrenirken zaten insan hemen bu farklılıklara odaklandığı için çabuk öğreniliyor.

 

Soru: Selamun Aleyküm hocam 38:40 ta “Eyye Sûretin” söylediniz أى muzâf olduğu için “Eyyu…” Olması gerekmezmiydi 🙂

Cevap: Bünyamin Bey, Eyyu muzaf suratin muzafun ileyhtir. Muzafun ileyh mecrurdur. Muzaf ise cümlede hangi konumdaysa o harekeyi alır, burada Mef’ul bih konumunda olduğu için (ezberleme fiilinin nesnesi) mansub olur. Mübteda ya da haber olsa merfu olurdu mesela.

 

Soru: zehebe’de gizli özne olduğuna göre et-tullab , gizli öznenin bedelidir diyebilir miyiz hocam?

Cevap: Nereden bahsettiğinizi bilmiyor olsam da eğer cümle: ذهب الطلاب إلى المدرسة. gibi bir cümle ise burada  الطلاب faildir. Yani ذهب nin içinde gizli özne yoktur.   ذهب  إلى المدرسة gibi bir cümlemiz varsa da  burada ذهب  içinde gizli özne vardır ve الطلاب yoktur bu sefer de… Arapça’da özne, yani fâ’il iki kere zikredilmez ki biri diğerine bedel olsun.

 

Soru: 58 dk örneklerinde dişi çoğullar için ğaselet diğeri için zehebeti dediniz. Kesra eklenmesi kolay okunması için miydi?

Cevap: Evet tamamen iki sakin harf iki ayrı kelimede ardışık olarak geliyorsa arayı kesra ile tamamlarız. Yoksa önceki kelime cerredilmiş anlamına gelmez.

 

Soru: zeynep’e sordum derken hocam bu ilgeç cümleciği (prepositional phrase) değilmi yani bir edat gerektirmez mi ? misalen : Zeynep E (to,for…) adını sordum . Zeyneb İ   daha uygun olmaz mı? 

Cevap: Sormak fiili iki nesne alan yani çift geçişli (double transitive) bir fiil. Çünkü hem sorunun muhatabı, hem de sorulan şey mevzubahis. Böyle durumlarda Se’ele fiili kullanıldığında iki nesne bekleriz. Eğer iki nesne varsa, birincisi muhatap, ikincisi de sorulan şey olur. Eğer tek nesneden bahsedilmişse ikincisinin bilindiği anlamına gelir. Ya da “bir soru sordum” anlamının kapalı olarak yer aldığını düşünmeliyiz. Prepositional phrase’e gelince Arapça’da da başka dillerde olduğu gibi bazı fiiller prepositional phrase gerektirir, bazıları gerektirmez. Mesela Türkçe’de Zeynep”e” Ayşe”yi” sordum gibi, bir yönelme hal eki bir de belirtili nesne ekiyle bu tür cümleleri kurarız. İngilizce’de ise sorunun muhatabı için böyle bir preposition gerekmez. Örneğin “I asked him.” deriz. “to him” demeyiz. Ders notunda “çocuk annesini sordu” şeklinde bir ifade var. O ifade sehven öyle geçmiş. Doğrusu Annesine sordu şeklinde olmalıdır. Eğer ikinci bir nesne belirtilmemişse, ya karşıdaki ne sorduğunu bilmektedir ya da “Çocuk annesine (bir soru) sordu” şeklinde gizli bir soru ifadesi yer alır. Arapça’da hem muhatap hem de sorulan şey nesnedir. Ve nesneler naspedilir.

İnşallah açıklamam anlaşılmıştır. Ayrıntı isterseniz de açıklamaktan zevk alırım.

 

Soru: hocam. “Sanirim hamid hasta bu yuzden derse gelmedi”. gibi bir cumle kursam; أظنّ انّ حامدا مریض   لذلك ما جاء الدرس یوم yazsam dogru olur mu?

Cevap: Olur Erkan Bey, ama “elyevme” demeniz lazım.

 

Soru: çok faydalanıyorum. teşekkürler Rabbim hizmetini  zayi etmesin  .

  1. temrinde  insanlar mescide girdi  . de ila harficeri olması gerekmez  mi ?

Cevap: DEHALE fiili, girilen yer mescid, sınıf gibi maddi bir yerse harf-i cer gerektirmez. Yönelme ve zarfiyet anlamı kendi içindedir. Ne var ki eğer girilen şey manevi bir şeyse o zaman harf-i cer kullanılır. Nasr suresindeki gibi. “Yedhulune fi dinillahi…” Genel uygulama budur.

 

Soru: Hocam 1:02:17 de değele tullabu lfesle ”’ değele tullabu fil fesli olamaz mı?

Cevap: Sevgili Kardeşim, burada kural içine girilen şeyin fiziksel bir şey mi yoksa manevi/kavramsal bir şey mi olduğuna göre değişir. Sınıf gibi fiziksel bir yere girmek söz konusuysa “fi” kullanılmaz. Ama mesela Nasr suresinde olduğu gibi “Allah’ın dinine” girmek ise söz konusu olan, bu durumda “fi” kullanılır. Aynen ayet-i kerimede olduğu gibi….

 

Soru: 56:18 deki 4. örnekte sınıfa girdiler cümlesinde sınıf cümlenin nesnesi değil de yer zarfı olması hasebiyle cer edilmesi gerekmiyor mu ? İlla min,ila,an, …vs  alması mı lazım önlerine sayın hocam ?

Cevap: FASL kelimesi DAHALE fiilinin nesnesidir. Dahale fiili lazım bir fiil olsaydı, harf-i cerr almadan yanına bir nesne gelmezdi. Ancak fiziki “girmek ” eyleminde dahale harf-i cerr almadan nesne alır. Çünkü girmek zaten fıtratı gereği yönü olan bir fiildir. Manevi, soyut girme eylemlerinde (yedhulune Fİ dinillahi efvaca da olduğu gibi) harf-i cerr alır. Arapların genel adeti böyledir. Her şeyin olduğu gibi bunun da istisnaları bulunur.

 

Soru: Hocam, açıklamalarınız için çok teşekkür ederim . ikinci bir husus ‘girmek’ fiili’ bu fiil de örneğin sınıfın içine girdim veya sınıfa girdim derken ( ı have just got into classroom) arapçadaki dehele fiilinin içinde saklı bir (in veya into) edatı mı var?

Cevap: Girmek fiili de herhangi bir edat gerektirmeyen bir fiildir. Ancak içine girilen şey bir mekân değil de manevi bir şey ise yani içine girmekle oluşan zarfiyet maddi değilse bu durumda fî harfi cerri kullanılır. Bunun en güzel örneği Nasr suresinde sizin de bildiğiniz وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا  ayetidir. Bu ayette din, içine girilen fiziksel bir mekân olmadığından fî harf-i cerri ile kullanılmıştır. 

 

Soru: Hocam, Türkçemizde dolaylı tümleç denilen ve ‘nerede, nereye’ sorularına karşılık gelen öğeler de Arapça’da mef’ulun bih mi dir? Misal, ‘zehebe ila ‘ssûki’, ‘Aişetü fi’rriyad’ gibi ‘nereye, nerede’ sorusuna cevap teşkil eden öğeler.. Bunlar da mansup mudur? Bunlar hep  harfi cer’le kullanıldıkları için göremiyoruz

Cevap: Üzeyir Bey, zehebe ile’s-sûki ifadesinde “ile’s-sûki” ifadesi mef’ûlün bih gayr-ı sarihtir. Aişetü fi’r-Riyad ifadesinde “fi’r-Riyad” haberdir. “Celestü inde’l-müdîri” ifadesinde “inde” mef’ulün fihtir. 3. cilt 12. ünite bu konuyu içeriyor. Oraya geldiğinizde tamamen anlayacaksınız inşallah.

 

Soru: Hocam, ‘men ketebe hâzihil âyete ale’ssebbûrati’ ifadesinde hâzihi ism-i işaretinin mef’ulun bih olduğunu öğrendik. Peki, sebbûbarati de mef’ulun bih midir? Nereye, nerede sorusuna karşılık gelen bu ifadeler genelde harf_i cer ile kullanılıyor. Harf_i cer olmasa bu ifade mansup mudur?

Cevap: Cümlelerde fiilin üzerine hasıl olduğu varlık mef’ulün bih olur. Harf-i cerr ile gelen tümleç tarzı ifadeler mef’ulün bih gayr-ı sarih olur. Cümlede fiilin geçtiği zaman ya da mekânı belirtenlere de zarf ya da mef’ulün fih denir. Bütün mef’uller nasbedilir. Eğer nasbedilemiyorsalar, mahallen mensub olurlar. Harf-i cer ve ism-i mecrur ikilileri cümlede birbirinden ayrılmadan ögelenirler. Birlikte değerlendirilirler. Zarf-muzafun ileyh ikililerinde ise zarf ögedir, muzafun ileyh muzafun ileyhtir. Ale’ssebbûrati ifadesi komple mefulün bih gayr-ı sarihtir. Mahallen mensubtur.  Bunun gibi car mecrur ikilileri merfu, mensub, ve mecrur denilmez. Mahallen merfu, mahallen mensup şeklinde isimlendirilirler.

 

Soru: Hocam hani isim cümlesinde fillden bahsedemeyiz dediniz ve örneklerde fiil olan kelime haber konumunda oldu ya .Sekizinci alıştırmadaki isim cümlelerinde fiil cümlesinin öğelerinden mefulün bih ten bahsedebiliyor muyuz? Yani harekesi mefulün bih olduğundan dolayı fethadır diyebilir miyiz? Yoksa isim cümlelerinde nesneyi başka bir şekilde mi adlandırıyoruz ve buna bağlı olarak mı harekeyi belirliyoruz ?İnşaallah ifade edebilmişimdir kendimi.

Cevap: İsim cümlelerinde de fiil bulunabilir. Ancak isim cümleleri isimle, fiil cümleleri fiille başlar. Bazen isim cümlesinin haberi bir fiil ya da fiil cümlesi olabilir. Böyle durumlarda bütün o fiil cümlesine haber deriz. O fiil cümlesinin mef’ûlün bih’inden filan bahsetmeyiz. Haber görevi yapan fiil cümlesini ayrıca kendi içinde incelememiz halinde fiil-fail-meful gündeme gelir. Yoksa isim cümlesinden bahsettiğimizde doğrudan mübteda ve haber dışında bir şeyden bahsetmeyiz. 

İçerideki bir fiil cümlesi ise kendi içinde fiil cümlesi kurallarına uyar.

 

  1. CİLT DERS 6

Soru: Hocam .ezunne enne ile ilgili bir sorum olacaktı.. القهوة باردة için  أظن أن القهوة باردة dedik…peki أظن أنها باردة da denilebilir mi… hangi durumlarda muttasıl zamir burdaki enneye birleştirilir.tesekkurler

Cevap: Tabii Ayten Hanım, birleştirebilirsiniz. Enne isim gelirse ismi, zamir gelirse de zamiri kendine isim yapar ve nasb mahalline alır.

 

Soru: Allah razı  olsun hocam çok faydalı bilgiler veriyorsunuz… 12.alıştırmanın 5. Si ile ilgili bir sorum olacak… 12 sayısının 2 si mureb olduğu için ve cümlede meful konumunda olduğu için 2 sayıısı isnetey olmayacak mı?

Cevap: lehu ile başlayan kısım cümlenin haberidir. Bu haber de bir isim cümlesidir. Lehu bu cümlenin haberidir. ehade aşera mübtedadır. İsneta da vav ile ona matuftur. Yani merfudur. Nesne durumu yoktur yani.

 

Soru: 37.45 de uhtuke diye anladım uhtukı olması gerekmiyor mu hocam anlamadım

Cevap: “Kızkardeşin Meryem nerede?” diye Said’e soruluyor soru. Bu yüzden Uhtuke oluyor. Çünkü buradaki “ke”, Said’dir. “Kızkardeşin nerede ey Meryem?” demiş olsaydı, o zaman “uhtuki” olurdu.

 

Soru: Hocam ‘enne’ ile en’i mastariye arasında ne fark var?

Cevap: Enne isim cümlesinin başına gelir. Mübtedasını nasb eder. İsim cümlesindeki hükmü kavramlaştırır. Formülize edersek:

İsim cümlesi: X Y’dir.

Bu cümlenin başına enne gelirse: “X’in Y olması” haline dönüşür. Bunu cümlede istediğin yere koyabilirsin. Örneğin:

Huve tabibun: O tabiptir. 

Ennehu tabibun: Onun tabip olması…. (Bu artık bir cümle değil, kavram, çünkü hüküm taşımıyor.)

En-i masdariyye fiilin başına gelir ve fiili masdar yapar. Normal masdarda zaman ve şahıs yoktur. En’li masdarda zaman yoktur ama şahıs vardır:

Yedhulu: O girer. (Zaman da var şahıs da)

En yedhule: Onun girmesi (Şahıs var ama zaman yok)

Duhulun: Girmek (İçinde zaman da yok şahıs da)

 

Soru: 1:29:57 Hocam, 

 

بأربع عشرة روبية

 

Kelimesinde rûbiyyetin okudunuz, ben rubiyyeten okumuştum. Rubiyyetin olmasının nedeni şu mu: sayı mebni, ama mahallen mecrur, rubiyyeten kelimesi ona uyarak rubiyyetin oluyor, çünki temyiz mebni değil?

Cevap: Aslında her iki söyleyiş de mümkün ve doğrudur. Rupi’yi sayı tamlamasının içinde düşünürsek sizin söylediğiniz gibi de okunabilir. Düşünmezsek de yaptığınız açıklamaya uygun olarak okunabilir. Aynısı Bikem riyalin/riyalen örneğinde de karşımıza çıkar.  Her iki söyleyiş de doğrudur.

 

Soru: esselamu aleyküm hocam. 31.25 dk da buradaki indi ifadesi haber… ile başlayan cümlede. mübteda(başta) haber(hüküm) şeklinde iken neden haber mübteda oluyor? yani ikisinin yeri değişiyor. mübteda başta olmayacak mı?Suara suresinin 83. Ayetinde رب هب لى var buda هات ile aynı mı?

Cevap: “HEB” ifadesi daha ziyade bahşetmek, bağışlamak demektir. “HATİ” ise getirmek anlamında. Aralarında bazı nüanslar olsa da birbiri yerine kullanılmalarında gramer açısından mahzur yoktur.

 

Soru: Hocam sorum جوعان و جوعى bunların çoğulu جياع yazılı neden kurala göre جواع yazılmamış özel bir kullanım üslubu mu var

Cevap: Arapça’da İV sesi denk geldiği yerlerde İY’e dönüşür. Bu ses söylenmez. Arapların tercihi. O yüzden MİVZÂN , MÎZAN’a dönüşür mesela… Herhalde bizim SİVRİ dediğimize onlar SİYRİ derlerdi…

 

Soru: Geçmiş derslerde fiil cümlesinde fiil isme sadece muzekkerlik ve muenneslik uyumu olduğunu söylediniz. Ben bugün bi cümle ile karşılaştım. Cümle fiil cumlesiydi. Fiil emri hazırdı. Fakat fiilimiz isme muzekkerlik ve muenneslik ve de sayı bakımından uyumluydu. Çoğu örnekler bu şekildeydi. Emir fiilerde cümle farklı mı oluyor?

Uktubaa yamuhammed ve dahirun edderse.

Uktubuuu yaa evladu edderse gibi

Cevap: Zekiye Hanım, emr-i hazırlarda ve nehy-i hazırlarda söylenen isim hitap olabilir ancak. Burada çoğul kullanım mümkündür ve hitap da parantez içinde ilave bir ifade gibi düşünülebilir. Emr-i gaibde ve nehy-i gaibde ise yine çoğul fiil çoğul isimle birlikte zikredilmez. Tekil fiil kullanılır.

 

Soru: Hocam, derslerinizi takip etmeye başladım. Çok faydalı buldum Allah razı olsun. 

Şöyle bir şey gözüme çarptı. 1.04 dk da حفظت ilk soruda esreli geliyor. Fakat yan tarafta kesralı yazmışsınız. Ondan önceki سورة ifadesinde de yine sanırım bir yanlışlık var. Nesne konumunda olduğunu düşünüyorum. Kesra değilde esreli olmayacak mı. Yeni öğrenme aşamasında olduğumdan yanılabilirim.

Cevap: Ahmed Bey, esre ve kesra aynı şeydir. Sözünü ettiğiniz dakikada bahsini ettiğiniz meseleleri bulamadım. Sanırım dakikada bir yanlışlık var. Dakikaya bir daha bakıp, bir de ilk söylediğim hususu dikkate alarak sorarsanız bir yanlış anlamayı çözme şansımız olur. 

 

Soru: Hocam 1:24:47 deki ilk alıştırmada kem sinnuke?  Sorusunda “Kem edatının kullanımı gereği derslerinizden hatırladığım kadarıyla adedi sorulanı nasb etmesi gerekiyordu. Burada Soru Kem sinneke şeklinde olmalı mıydı? Dersinizde yazım hatası olabilir mi yoksa “Kem” in kullanımı ile ilgili eksiğimmi var? Allah emeklerinizi boşa çıkarmasın. Eski bir matematik öğretmeni olarak söylüyorum, çok titiz bir çalışma çok emek ve birikim gerektiriyor. Rabbim Kur’an ve sünnet bilinci üzere bizleri Hakkı hak olarak anlayan basiretli kullarından etsin.

Cevap: Erkan Bey, Türkçe’deki kullanımdan dolayı yanılıyorsunuz. Kaç yaşındasın? Sorusu “kaç tane yaşın var?” anlamında değildir. “Yaşın kaç senedir?” anlamındadır. Yoksa herkesin 1 tane yaşı olur. Ancak yaş anlamına gelen “sin” kelimesinin biriminin sene olduğu bilindiğinden zikredilmiyor. Yani aslında  cümle “Kem seneten sinnuke?” şeklinde olacak iken “seneten” hazfedilmiş yani atılmış. İstediğiniz temyiz de bu seneten ile birlikte gitmiş…

 

Soru: hocam , e zunnu inne kalıbı ingilizce de  ı think that fatma isnt here cümlesindeki ı think ile aynı eş değer mi? ı think :independent clause that…:dependent clause   e zunnu : independent clasue fatıma gaibetun: dependent clause diyebilirmiyiz.?

Cevap: Doğrudur, İngilizce karşılıkları belirttiğiniz gibidir. Ancak “ezunnu inne” değil “ezunnu enne” demek lazım…

 

Soru: 1. Hadid suresi 4. ayette ve aslında birçok ayette geçen “halakal semavati vel arda” semavat kelimesi neden hep kesralı oluyor?

  1. Yine Hadid suresi 5. ayetin sonunda yer alan turceul umurdaki umur kelimesi neden fetha almadı da damme aldı?

Cevap: Sorularınız için:

1.ÂT ile biten çoğullarda merfu durumda ÂTÜN mensub ve mecrur durumda da ÂTİN şeklinde okunur. Yani ÂTEN şeklinde bir okunuş hiçbir zaman yoktur. İlgili ayette de semâvât ve arz nesne durumundadır. Nesne oldukları için de mensubdurlar. Mensub okunuş da ÂTİN şeklindedir. Ancak başında EL olduğu için ÂTİ olmuş yani tenvin düşmüş. 

 

  1. Turce’u ifadesi mechul fiildir. Yani edilgen fiildir. Etken fiille yapılmış cümlelerde nesne olan kelime edilgen cümlede naib-i fail olur. Yani özne gibi harekelenir. “Camı kırdım” cümlesinde cam nesnedir. Nesneler nasbedilir. Cam kırıldı cümlesinde cam sözde öznedir. Yani naib-i faildir. O da ref’edilir yani damme ile okunur. Edilgen cümleler ve mechul fiiller ileride öğrenilecektir. 

 

Soru: 1) 1:30:23 ‘te fi erbaa aşrete rubiyetin dememizle alakalı bir sorum var. burada fi’nin sadece rubiyeti etkilemesini nasıl izah edebilirim? 

 

2) 1:41:51‘de hetuu derken, cezmli vavı okuyor muyuz? ye ve vav’ın uzatma yerine kullanıldığı ama aynı zamanda cezmlendiği diğer bütün kelimeler de kafamı çok karıştırıyor.

Cevap: Rubiyetin değil, rubiyeten olacak. 11 ila 99 arasındaki sayılarda sayı da sayılan da mensub gelir.

 

  1. CİLT DERS 7

Soru: Hocam, 49:30 ‘da neden “Sülüsü Saatin” değil de “Sülüse Saatin” okundu?  Bu sayı tamlaması fiilin nesnesi konumunda mı yoksa nesne “Müdire” midir?

Cevap: Sülüs kelimesi mef’ul fih’tir. Yani zaman zarfı. Bütün mefuller gibi o da nasb edilir.

 

Soru: Edat almış cümlelere mahallen nasb olunmuş cümleler diyebilir miyiz?

Cevap: Edat almış cümlelerden kastınız eğer inne gibi edatlar ise inne cümleyi değil, cümlenin mübtedasını naspeder. Örnekli sorarsanız ve videodaki dakika ve saniye ile bağlantılandırırsanız daha iyi bir açıklama yapabilirim.

 

Soru: Hocam merhaba, 47:29‘da لزيارة المديرة ifadesinde müdire mefulun bih olduğu için mansub olması gerekmiyor mu? yoksa müdire burada muzafın ileyh olduğu için mi mecrur oldu?

Cevap: Muzafun ileyh olduğu için mecrur. Ziyaret de Lİ den dolayı mecrur.

 

Soru: 1:31:05 ‘de şunu anlayamadım;

Normalde sayı tamamlamasında, 3-10 arası madud sonra gelmiyor muydu? Örneğin; خمسة طلاب Fakat nedense bu bölümde العجل الثلاث madud önce gelmiş. Bunun neden nedir? Kısaca yazabilir misiniz?

Cevap: Sıradan bir sayı tamlamasında : ثلاثة رجال (Üç adam) deriz. Bu isim tamlaması formatındadır. 

Hikayeyi şöyle söylersek: Eve üç adam geldi. Bu üç adam bizi selamladı.. İkinci “bu üç adam” ifadesi ilk cümleden sonra artık bir belirlilik kazandığı için belirlilik takısı ile söylemek lazım. Biz Türkçe’de “bu” ifadesi ile belirliliği sağlıyoruz. Arapça’da ise belirlilik “el” ile sağlanır. Ancak eğer belirlilik takısını doğrudan muzafun ileyh şeklindeki sayıya getirirsek Arapça’da istemediğimiz bir anlama ulaşmış oluruz. Zira “ثلاثة الرجال” “bu üç adam” değil, “adamların üçü” anlamına gelir. Yani sanki daha fazla sayıda adamdan yalnızca üçünü kastetmiş gibi oluruz. Böyle durumlarda tamlamayı yer değiştirip sıfat tamlaması şekline sokmak genel bir uygulamadır. Örnek cümlede de Zâtu ile başlayan tamlama, ma’rife bir isme (bisiklete) sıfat olmuştur. Zâtu da hep muzâf olarak gelir. Böyle durumlarda ZÂTU’dan sonra gelen muzafun ileyhin ma’rife olması icab eder. Eğer ma’rife olarak söylemek için normal sayı tamlaması kullansaydık, yani “zâtu selâsi’l acel” deseydik, “üç tekerleğe sahip” değil, “tekerlerin üçüne sahip” demiş olacaktık. Bu nedenle ters çevirip sıfat tamlaması yaptık. Ancak bu sıfat tamlaması gibi söylenen sayı terkiblerinde normalde sıfat tamlamalarında var olan cinsiyet uyumu ortadan kalkar. Görüyorsunuz konu konuyu açıyor. Umarım bu kadar açıklama kâfi olmuştur.

 

Soru: Hocam zu with ile aynı anlamı veriyor diyebilirmiyiz?  the boy with the small eyeglasses.

Cevap: Zû ifadesi sahiplik anlamı verir. With ise beraberlik anlamı verir. With ile yapılan cümlelerin tamamında sahiplik anlamı yoktur. Zû ile yapılan bazı cümleler İngilizce’ye with ile çevrilebilir. Ama bu her zaman aynı anlama geldiklerini göstermez.

 

Soru: Hocam haber beş türlüdür dediniz. 1.isim cumlesi 2.fiil cümlesi 3.mufret isim 4.sibhi cümle 5.nedir hocam söylemediniz? Emekleriniz için teşekkürler

Cevap: 4 ve 5 şibh-i cümledir. Biri car-mecrur şibh-i cümledir (fi’l-beyti gibi) diğeri de zarf-muzafun ileyh şibh-i cümledir (emâme’l-beyti gibi).

 

Soru: sayın hocam alıştırma 9-9.cümlede temiz kelimesi erkek yani naziyfin olmalıydı di mi? o cümlede hiçbirşeyi düzeltmeden geçtik düzelmesi gereken 4 uyumun olması için cinsiyet bakımından olmalı di mi?

Cevap: Siyab kelimesi çoğuldur. Giysiler demektir. Şuursuz çoğul olduğu için de tekil dişi gibi sıfatlanır. Yani nazîfetün şeklinde.

 

Soru: 1:26:45‘te 8. cümlede neden huve var hocam? Bu cümleye nasıl bir anlam katıyor? Zaten mübteda ile mescidin müezzininden bahsetmiştik. Neden bir zamir daha ekleme gereği duyduk? Ben bir ayrıntı mı kaçırdım onu düşünüyorum..

Cevap: Orada huve gelmesi, “O’dur mescidimizin müezzini.” ya da “Mescidimizin müezzini işte O’dur.” anlamına gelir. Onu koymasak da olur. Huve konulduğunda anlarız ki “başkası değil, müezzin odur” şeklinde daha vurgulu bir anlatım yapılıyor. İsim cümleleri mübteda ve haber’den oluşur. Bu anlamda, eğer huve koymazsak, zalike mübteda müezzin haber olur. Diğer ögeler sıfatlar, bedeller, muzafun ileyhler… vs. olur. Arapça’da haber 5 çeşit olur, bir tanesi de “isim cümlesi şeklinde haber”dir. Eğer huve koyarsak bu defa zalike yine mübteda, haber ise huve ile başlayan kısmın tamamı olur. Kuran’da bu anlamda vurgulu cümle çok fazla sayıda vardır. “innallahe huvel ganiyyül hamid” gibi… Burada tercümelerde hep “Asıl Ganî ve Hamîd olan Allah’tır, (başkası değil)” diye çevirirler bu yüzden.

 

Soru: hocam , kane hüve fi qurfetin derken burdaki fi harf-i cerrin den dolayı kane direk qurfeti’yi nasb edemiyor bunun sebebi hocam harf-i cer’den dolayı qurfetin haberinin  mahallen nasb olmasından dolayı mı?

Cevap: Kâne “fî gurfetin” ifadesini mahallen nasbetmiş olur. “fî gurfetin” bir cümle olmadığı için kâne bir cümleyi mahallen naspetmemiştir. “Gurfetin” değil “fî gurfetin” haberdir. “gurfetin” mecrurdur, “fî gurfetin” mahallen mensubdur.

 

Soru: hocam dersin 15. dakikalarında haberin çeşitlerinin 5 tane olduğunu söylediniz ben 4 tanesini anlayabildim 5. sini duyamadım onu merak ettim, benim not aldıklarım şunlar

  1. Müfret isim: tek bir isim.  (Bilal mühendistir.)
  2. Fiil cümlesi şeklinde haber (Bilal kapıyı açtı)
  3. İsim cümlesi şeklinde haber (Bilal vezirin oğludur)
  4. Şibih cümlesi haber olabilir  (Bilal sınıftadır)

 

Cevap: 4 ve 5. şibih cümle:

  1. Car mecrur şibh-i cümle  (sizin örneğiniz gibi)
  2. Zarf + muzafun ileyh şibh-i cümle (“huve fevkakum” gibi…)

 

Soru: Hocam benim kitabımda 9. alıştırmanın 10. cümlesinde dergi kelimesinin başında hazihi var ve dergi nekra gelmiş. Bu dergidir şeklinde okudum haliyle. Cümlenin – resimli bu dergi\bu resimli dergi renklidir- şeklinde olması için dergi kelimesinin marife gelmesi gerekmez m? 

Cümleyi yazmaya çalışayım.  هزه مجلة زات صور ملونة. böyle olunca sanki bu dergidir deyip bir sonraki cümlenin hiye diye başlayıp sonra zatü suverin mülevvenetin gelmeli gibi düşündüm. yani iki ayrı cümle iki ayrı haber.( dergidir-resimlidir)

kitabımdaki gibi olduğunda bu renkli resimli bir dergidir şeklinde bir tercüme doğru olur mu?  Bazen yazarak sormak çok güç oluyor. İnşaallah becerebilmişimdir ve umarım baskı hatası değildir kafama çok takıldı ve  epey zamanımı aldı çünkü.:)

Cevap:  Kitabınızda cümle şöyle geçiyorsa: “هذه مجلةٌ ذاتُ صورٍ ملونةٍ” , cümlenin anlamı: “Bu renkli resimlere sahip bir dergidir.” şeklinde tercüme edilir. Bu durumda هذه  mübteda olur, مجلةٌ  de haber olur. Burada dergi nekire olduğu için ذاتُ dan sonra gelen kısım  da nekire olur. 

“Bu resimli dergi, renklidir.” demek istersek o zaman da tabii derginin marife olması icap eder: “هذه المجلةُ ذاتُ الصورِملونةٌ” şeklinde. Bu durumda الصورِ kelimesi marife haline gelir. Ayrıca  المجلةُ kelimesi bedel olurken, ذاتُ onun sıfatı, ملونةٌ de haber olur.  Cümleyi ikiye ayırmak da mümkün. Bu durumda: “هذه مجلة. هي ذاتُ صورٍ ملونةٍ.” deriz ki bu durumda: “Bu bir dergidir. O renkli resimlere sahiptir.” şeklinde mana veririz. 

 

2.CİLT DERS 8

Soru: Hocam fiil failden önce gelirse ve fail çoğul olursa fiil tekil oluyordu ya teyzenizi ziyarete gittiniz mi de neden e zehebtunne diyerek çoğul kullandık.

Cevap: Elif Hanım, mantık olarak bu sadece gaib fiil çekimlerinde gerçekleşiyor. Mesela “zehebne’l – benât” diyemezdik. “Zehebet’i-l-benât” diyebilirdik. Buradaki kural şudur, eğer fail fiilin içinde zamir olarak zikredilmişse, ismen bir daha zikredilemez. Fakat fail fiilin içinde zikredilmemişse, bir başka deyişle zamirlere çekilmeyen bir fiil kullanılmışsa bu durumda fail açıkça zikredilebilir.  Kuralı yukarıda söylediğiniz şekilde değil, “fail iki kere zikredilemez” şeklinde aklınızda tutun. Söylediğiniz cümle örneğinde Zehebtunne içinde entunne zamiri var ki faildir. Cümlede bir daha da zikredilmiyor. Sadece muhatap zamiri olduğu için “ya benat” diye hitap var. Muhatap cümlelerinde değil gaib cümlelerinde sorun oluyor bu. Mesela Zehebû et-tullab denilmez. Çünkü hem “û” zamiri fail hem de Tullab fail olur, iki kere fail zikredilmez. bunun yerine zehebet’tullab ya da sadece zehebu denir ki fail iki kez söylenmemiş olsun.

 

Soru: hocam zehebtum da failin tu olduğunu söylediniz mim in de cemi alameti olduğunu söylediniz burda fail tum olmayacakmı kafam karıştı biraz daha açabilirmisiniz rica etsem

Cevap: Kevser Hanım, aslında değişen bir şey yok. Ancak dilbilimciler kendi aralarında bu harfleri ellerinden gelen en ince detaylara kadar bölmüşler. Genel kabul böyle olduğu için biz de öyle anlattık.

 

Soru: dişilik alameti 3. şahıslar için “o kadın” derken zehebet, “sen kadın” derken zehebte, ve “siz kadınlar” derken de zehebtünne diye öğrendik. sadece “o kadınlar” derken zehebne  olarak yazmamızın bir sebebi var  mı? burda neden “te” dişilik alameti kullanılmadı?

Cevap: Zehebte değil de zehebti diyecektiniz herhalde… Aslında zehebne ve zehebtunne’deki NUN ‘a da Nun-ı Nisve denir. Hani dişilik nunu. Burada da müennesliğin göstergesi bu nun oluyor. Neden böyle yaptıklarını bir Arap’ın bile anlaması mümkün değil herhalde. Binlerce yıllık tevarüs.

 

Soru: Esselamu  Aleykum hocam  

Bi cümlede  iki  fail  olmaz   diye  bi kural  öğrendik fakat  

Bilal  Hisam  Hamid  pencereyi  açtılar  cumlesinde   iki  fail  bi   arada  geçti  

Bu  kısmı  izah  edebilir  misiniz?

Cevap: Arapça’da fiilden sonra gelen isimlere fail deriz. Fiilden önce gelen isimler mübteda fiiller haber olur. Hangi dakikada olduğunu söylemediğiniz için bakamadım. Bir işi kalabalık bir grup da yapmış olabilir. Kural failin iki kere zikredilmemesidir. Mesela verdiğiniz örnek şöyle olsa:

 

Bilalun ve Hişamun ve Hamidun FETAHÛ en-nafizete. (Burada fail sadece Fetahû’nun sonundaki vav’dir. Bilal mübtedadır. Diğer iki arkadaşı da Bilal’e matuftur. Yani bunların içinde fail yoktur. Şimdi diyeceksiniz ki bu işi bunlar yapmadı mı? Yaptılar ama burada fiil cümlesi sadece FETAHÛ’dur, onun faili de vav’dır (Yani HUM). ) Bilal ile başlayan cümle isim cümlesidir. İsim cümlelerinde fail yoktur. Mübteda ve haber vardır. 

 

“FETAHÛ Bilalun ve Hişamun ve Hamidun en-nafizete” dersek,  bu doğru olmaz çünkü bu sefer fiille başlayan bu cümle fiil cümlesidir. Fail Hum anlamına gelen VAV’dır, fakat bir de Bilal söylenmiştir. İşte burada fail iki kere zikredildiği için bu cümle olmaz. 

 

Bu durumda iki alternatifimiz vardır: 

 

  1. Fetahû en-nafizete (Fail VAV)
  2. Fetaha Bilalun ve Hişamun ve Hamidun en-nafizete (Fetaha’nın içinde fail anlamına gelebilecek bir zamir yok. Fail Bilal. Arkadaşları da ona matuf)

 

  1. CİLT DERS 9A

Soru: hocam 39:47 de “fa” nın bitiştiğini görüyoruz… fa hangi sebeplerle bitişir ve burada bu sebeplerden hangisinden dolayı bitişmiştir açıklayabilir misiniz ?

Cevap: Ali Bey, “FA” Arapça’da bağlaç tarzı görevlerle gelir. Yani “VE” gibidir. Ancak Vav kendinden sonraki kelimeyle birleşmez, “FA” birleşir. Birleşip birleşmemesi kurala bağlı değildir.

 

Soru: hocam 45.01’de geçen denizler kelimesi şuursuz çoğul olduğu için bunun cevabı niye hiye ile gelmemiş acaba?

Cevap: Burada verilen cevap: “O öyledir.” şeklinde. Yani sorulan hükmün doğruluğunu tasdik söz konusu. Çoğul bir varlıktan ziyade “X Y’nin çoğulu mudur?” “Evet, öyledir.” denmiş oluyor.

 

Soru: 40:00 da “üç kelime” neden kelimatis selasi diye okunuyor. neden kelimatüs selasü diye okunmuyor?

Cevap: Ma’nâ hazihi’l kelimâti’s selâsi : “Bu üç kelimenin manası” Burada ma’nâ kelimesi muzaf, hâzihi kelimesi muzafun ileyh. Kelimat kelimesi hazihi’nin bedeli, selas kelimesi de bu bedelin sıfatıdır. Hazihi muzafun ileyh olduğu için mecrur olma mahallindedir. Kelimât kelimesi hazihi’ye bedel olduğu için mecrur. Selas da kelimatın sıfatı olduğu için mecrurdur.

 

Soru: 42:36 da külle şeyin yazıyor. külle şeyin isim tamlaması olduğu için mi şeyin diye okunuyor. yani neden şeyen değil?

Cevap: Kull kelimesi her zaman muzaf olarak gelir. Yanına gelen kelime de dolayısıyla muzafun ileyh olur. Böyle mecrur okunmasının nedeni budur.

 

Soru: Hocam Selamun Aleykum  الطلابُ الخمسةُ خَمْسَةُ الطُّلَّابِ

Bu ikisi arasında anlam bakımından ne fark vardır;

 الطلابُ الخمسةُ ve  خَمْسَةُ الطُّلَّابِ

Cevap: الطلابُ الخمسةُ

Beş öğrenci demek ama bilinen beş öğrenci Dört Halife, Dört Kitap… gibi. Bizim Türkçe’mizde bu bilinenliği veremiyoruz. İngilizce söylersek: The five students. 

 

خَمْسَةُ الطُّلَّابِ

Öğrencilerin beşi. Bunlar da bilinen büyük bir grup öğrenci içinden beş tanesi. Five of the students.

 

Soru: 37:17 de e garatüm dersel emsi cümlesinde neden ders kelimesinin başında el takısı yok. hoca belli bir şey sormuyor mu?

Cevap: “Dersel emsi”=”Dünün dersi” . Ders kelimesi burada muzaftır. Muzaflar el-takısı almazlar.  Muzafların ma’rife (bilinen) kelime olması muzafun ileyhin ma’rife olmasıyla sağlanır. Burada emsi kelimesi elif lam ile ma’rife olduğundan, otomatikman ders kelimesi de marife olmuş oluyor. 

Muhammed Bey, sorduğunuz bu üç sorudan çıkardığım anlam, izafet (isim) tamlamaları konusunu iyi anlamadığınız yönünde. Size tavsiyem gerek gramer derslerimizden, gerekse başka kaynaklardan 

 

  1. izafet (isim) tamlamaları
  2. sıfat tamlamaları
  3. bedel 

konularını çalışıp pekiştirmeniz olacak.

 

Soru: Hocam fiil failden önce gelirse ve fail çoğul olursa fiil tekil oluyordu ya teyzenizi ziyarete gittiniz mi de neden e zehebtunne diyerek çoğul kullandıkhocam dakika 15:30 daki ifadeyi haleganiye’llah ve seeleniye’l müderrisü şeklinde de okuyabilir miyiz, yani sondaki meful yasını nasb okuyabilir miyiz, yada kesinlikle öyle mi okumalıyız, nedeni ile birlikte yazarsanız çok memnun olurum…

Cevap: Bu sorunuzu ben de emin olmak için kendi hocama sordum. Cevabını harfiyyen size iletiyorum:

 

“İlke olarak her iki şekilde de okunur, okuna bilir. Ancak kendinden sonra sakin bir harf varsa fetha ile okunması tercih edilir. Sakin harf yoksa her iki şekilde de okunur fakat ekseriyet fethasız yani sakin okunmasıdır. Bu gramere göredir. Kraata göre mutekellim ya’sı 6 kısma ayrılır.

fiilden sonra, isimden sonra ve harften sonra bir de edatlardan sonra  gibi. Ayrıca bundan sonra hemze vaki olabilir bu durumda da hemze fetha kesra ve damme olabilir. Herbiri için farklı kıraat vechi vardır. 

عهدي الظالمين     وإنـي أُعيذُها  

 

 إنـي اصطفيتـك  بيتـي للطائفـين

 

Mesela اني اعلم  ayetinde İmam Nafi, İbn Kesir, Ebu Amr ve Cafer (ي) harfini fetha ile okurken geriye kalan 6 imam sakin olarak okurlar.”

 

Soru: Hocam merhaba.1.Kitapta ornegin 4 kitap demek icin (أربعة كتب)dedik.

Peki neden. “31:00” da 4 kitap demek icin (الكتب الأربعة)dedik?

Yardimci olur musunuz?

Cevap: Türkçe’de ikisine de “dört kitap” diyoruz, haklısınız. Fakat ikisi farklı şeyler. 

Birincisi: “Bana oradan dört kitap versene..” cümlesindeki dört kitap.

İkincisi: “Dört kitabın manası, kişi hakkın bilmektir…” cümlesindeki dört kitap. Yani ikinci örnekteki dört kitabı muhatabı biliyor.

 

Soru: Selamünaleyküm hocam 34:44 de parçanın başında dehalel müderrisul fasle. Cümlesinde;hoca sınıfa girdi derken fî fasli dememiz gerekmez miydi?. Sınıf “a” demek için fî harfi cerri koymamız lazım değilmi.

Cevap: Nasr suresindeki gibi manevi şeylere (Allah’ın dini) girişte “fî” kullanılır. Maddi şeylere girişte kullanılmaz.

 

Soru: hocam “iddetün” kelimesine birkaç manası vermişsiniz, sözlüktede birçok-pekçok şeklinde geçiyor. Mesela rical ve iddet kelimeleri bir tamlamada kullanılmış sözlükte ve pekçok adam diye çevrilmiş (dağarcık sözlüğü)… google translateden yazdığımda ise dediğiniz gibi birkaç manası çıktı, biz şimdi burda hangisini tercih etsek daha doğru, çünkü birkaç ile birçok aynı şeyler olmadığı gibi taban tabana zıt manalar içeriyor, birde bunun gibi birkaç- bir çok vesaire manalarında rapçada başka hangi kelime-kalıp ve kullanımlar var yazarsanız sevinirim… 

Cevap: Sevgili Ali Bey, “iddetün” kelimesi köken olarak “aded” kelimesinden  gelmektedir. İngilizce’deki “several”, “a number of” gibi ifadelere karşılık gelir. Türkçe’de de yerine göre birkaç ya da pekçok gibi manalar verilebilir. Ancak en güzel manayı “bir dizi” “birtakım” “bazı” gibi ifadelerle elde edebiliriz. Aslına bakacak olursak, bununla belirtilen sayının beklenenden çok ya da az oluşuna göre “birkaç” ya da “pek çok” anlamları verilebilir.

 

Soru: hocam birde dakika 28 40 ta el-kütübül erbeu olması gerekmiyormu, zira kütüb kelimesi gayrı akılın cemidir ki müfred müennestir, o zaman sıfatı da münnes olmalı yani el-erbeu olmalı, yoksa rical kelimesi de müzekker olarak sıfatının müzekker yani el-aşratü olması ile ikisi arasında bir zıtlık oluşmuyor mu ?

Cevap: Sevgili Ali Bey, sorunuz içinde biraz çelişkiler var. Ancak cevabı, anladığım gibi vermeye çalışayım, Arapça’da 3’ten 10’a kadar sayılarda sayı önce, sayılan sonra söylenir. Ve isim tamlaması şeklinde bir terkib yapılır. Mesela “Erba’atu kütübin” gibi. Sayının cinsiyeti sayılan varlığın TEKİL halinin zıddı olur. Mesela “kütüb” kelimesinin tekiline bakılır, tekili “kitab”dır ve müzekkerdir. Sayı bu yüzden “erba’u” şeklinde müzekker değil, “erba’atu” şeklinde müennes olmalıdır. Zıtlığı sağlamak için.  Ancak bazen, “dört” ifadesini kitaplara sıfat yapmak, yani kitapların sonuna getirmek de mümkündür. Sıfat tamlamalarında kural gereği, sıfatın sıfatlanana dört hususta uyması gerekiyorsa da, özünde isim tamlaması olan sayı tamlamasını, sıfat tamlamasına çevirdiğimizde, cinsiyet zıtlığına ilişkin kural korunur. Burada uyum sağlamaz. Zaten derste de bu anlatılıyor. “Erba’atü kütübin” ifadesini sıfat tamlamasına çevirdiğimizde, bu kurallar korunarak yer değiştiriyorlar. Ancak “el-kütüb” ma’rife ve merfû’ olduğu için “el-erba’atu” de ma’rife ve merfû’ geliyor. Çünkü sıfat tamlamasının diğer uyum kuralları korunuyor. “Aşeretü ricâlin” tamlaması da böyle. Racul, müzekkerdir, aşeretü müennestir. “Hamsu ahavâtin” ifadesi de el-ahâvatü’l-hamsu” ya dönüşüyor. Çünkü ahâvât kelimesinin tekili “uhtun”dür ve dişidir. 

 

Peki neden kelimenin tekiline bakılarak karar verilir?

 

Çünkü bazı kelimelerin çoğulları yanıltıcı olabilir. Örneğin, “İHVETÜN” kelimesi müzekker çoğuldur. Sonundaki yuvarlak te’ye aldanarak bunu dişi düşünebilirsiniz. Oysa ki bunun tekili “AHUN” dur. Tekile bakarak, mesela sayı üç olsun, sayının müennes olacağına karar veririz, sonra yine İHVETÜN’ü kullanırız. Çünkü 3’ten 10’a kadar sayılarda, sayılan (ma’dud)’un çoğulu kullanılır. Bu durumda; “Selasetü İhvetin” ya da “el-ihvetü’s-selâsetü” deriz. 

 

Peki isim tamlamasını sıfat tamlamasına çevirmek neden gerekiyor?

 

Çünkü ma’rife bir sayı tamlaması yapmak ancak böyle mümkün oluyor. Türkçe’de bunun ayrımına varmak zor. İngilizce’de daha kolay:

 

“Erba’atu kütübin”=”4 kitap”

“Erba’atu’l-kütübi”=”Kitapların dördü” demek. İsim tamlamasında muzafa “el” koyamayız. Zaten muzafun ileyhi marife yaptık anlam değişti. Biz istiyoruz ki hem “dört kitap” diyelim hem de bu dört kitap ma’rife bir dört kitap olsun. 

 

İşte bu durumda imdadımıza sıfat tamlaması yetişiyor:

 

“El-kütübü’l-erba’atu”=”(bilinen) dört kitap”. Mesela bunu söylediğimizde karşımızdaki Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ı anlayacaktır. Tabii eğer mutlak olarak söylenmiş ve zıddına yöneltecek cümlede başka bir mana yoksa (mutlak zikir kemaline masruftur/ma’tuftur kaidesince)… 

 

İngilizce’de bu fark daha iyi anlaşılır: 

 

“Erba’atu kütübin”=”Four books”

“Erba’atu’l-kütübi”=”Four of the books”

“El-kütübü’l-erba’atu”=”The four books”

 

Vesselam.

Sorunun Devamı: Hocam peki bu şekilde bir dönüştürmenin zorunlu olduğunu düşündüğümüz takdirde ; يسبح له السماوات السبع والارض ومن فيهن isra (17/41) ayetini ve والفجر وليال عشر fecir (89/1-2) ayetini ne bağlamda ele alacağız. Zira ben “leyl” ve “sema” kelimelerinin müennes olduğuna dair birşey bilmiyorum. Yani bu iki kelimede müzekker değil mi? Yok semai müennes ise dediğinizde hakkınız var o zaman tekiline bakmak sıfat tamlamasında da zoraki olur. Ancak benim araştırdığıma göre sıfat tamlaması olduğu vakit her iki vecih de caiz, yani ister tekiline bakın, isterse “küllü cemin müennesün” kaidesine binaen gayr-ı akilin cemisini müennes değerlendirin… Hatta İmam birgivi genişçe yazdığı bir nahiv eserinde bu konuyu ele almış ve sıfat tamlaması mevzu bahis olupta 1-10 arası sayılarda hem müzekker hem müennes iki vecih caiz diye birşey aylar önce sanki okumuştum ama tam yanlış aktarmıyayım çünkü kitap yanımda değil… Şimdi bu ayetlerde geçen iki kelime semai müennes mi hocam, yok eğer müzekkerse meseleyi dediğiniz bağlamda nasıl ele almak gerek ?

Cevap: Ali Bey, Sema kelimesi dişidir (İnfitar suresi ilk ayet). Leyl kelimesi erildir ama cins ismidir ve çoğulu yoktur. Leyalin kelimesi leyl’in değil, leyletün’ün çoğuludur. Leyletün kelimesi de müennestir (Kadr suresi). Diğer vecihlerin caiz olduğuna dair bir delil varsa ayrıca bakarız. Aslında Arapça çok geniş. Biz bazı kurallar söylüyoruz ama bunlar genel. Bunların bazısına Kuran’da bile uymayan ayetler bulunabilir. Bazen cehaletimizden, bazen de konuyu fazla dallandırıp budaklandırmamak için o örnekleri nazara vermiyoruz. Kurallara ilişkin küçük istisnalar, ancak şöyle şöyle olursa, bu da caiz olur gibi akıldan hemen uçuverecek konulara değinmiyoruz. Bazılarını da bilmiyoruz. Hep beraber öğreneceğiz inşallah. 🙂

 

Soru: 

الطالب الجديد  الذي جاء  قبل قليل  خرج من المدير الغرفة

Selamun aleyküm hocam “Yeni gelen ögrenci  az önce müdürün odasından çıktı” cümlesini arapcaya cevirdim dogrumudur hocam

Cevap: Cümlenizi biraz düzeltirsek:

 

الطالب الجديد  الذي جاء  قبل قليل  خرج من غرفة المدير 

Anlamı: “Az önce gelen yeni öğrenci müdürün odasından çıktı.” olur.

 

Şimdi de söylediğiniz Türkçe cümleyi Arapça’ya çevirelim:

 

“Yeni gelen ögrenci  az önce müdürün odasından çıktı”

Arapçası:

 

الطالب الجديد خرج من غرفة المديرقبل قليل 

 

Karşılaştırmanızı yapın.

 

  1. CİLT DERS 9B

 

Soru: hocam birde dakika 28 40 ta el-kütübül erbeu olması gerekmiyormu, zira kütüb kelimesi gayrı akılın cemidir ki müfred müennestir, o zaman sıfatı da münnes olmalı yani el-erbeu olmalı, yoksa rical kelimesi de müzekker olarak sıfatının müzekker yani el-aşratü olması ile ikisi arasında bir zıtlık oluşmuyor mu ?29:44 dk  geçen riyal kelimesi muzekker değil miydi, muennes şekilde nasıl çoğalmış, anlayamadım hocam

Cevap: Bazı kelimeler “AT” ile çoğullanabilir. Zaten “UNE” ile çoğullanmak şuurlu varlıklara mahsustur.

 

Soru: birde hocam “iddetün” kelimesine birkaç manası vermişsiniz, sözlüktede birçok-pekçok şeklinde geçiyor. Mesela rical ve iddet kelimeleri bir tamlamada kullanılmış sözlükte ve pekçok adam diye çevrilmiş (dağarcık sözlüğü)… google translateden yazdığımda ise dediğiniz gibi birkaç manası çıktı, biz şimdi burda hangisini tercih etsek daha doğru, çünkü birkaç ile birçok aynı şeyler olmadığı gibi taban tabana zıt manalar içeriyor, birde bunun gibi birkaç- bir çok vesaire manalarında rapçada başka hangi kelime-kalıp ve kullanımlar var yazarsanız sevinirim… bugunkü 4.sorum oldu ama soru sorulmasından rahatsız olmadığınızı ifade ettiğinizden aldığım cesaretle soruyorum… affola…Hocam, 8.dkda gecen ilk soruda, hamsete asera kelimesinde, asera neden tenvin almamis ve sayilan varlık yazilmasa da yinede nasp oluyor mu iki sayı? Allah razı olsun

Cevap: 11 ila 99 arasında hep böyle nasb ile söylenir. Sayılanın belirtilmemiş olması kuralı değiştirmez. Her durumda nasb olur.

 

Soru: Selamünaleyküm. 45:35 tabibatül diye okuduğunuz yer cem-i müennes-i salim olduğu için tabibatil diye okunması gerekmez mi ?

Cevap: Tabibat kelimesi sizin de söylediğiniz gibi cem-i müennes salimdir. Ref halinde Tabibatu, Nasb ve Cerr halinde Tabibati diye okunur. Cümlede Mübteda (özne) konumunda olduğunda ref edilir ve Tabibatu diye okunur.

 

Soru: HOCAM HAMİDİN KIZ KARDEŞLERİ DERKEN HAMİD KELİMESİ NİÇİN TENVİNLİ ESRE ALIYOR.YANİ TEK ESRE DEĞİL DE

Cevap: Hamid ismi tenvinlidir. Muhammed ismi de öyledir. Yasir de öyledir. Başında el takısı yoksa, gayrı munsarıf değilse özel isimler tenvinlidir.

 

Soru: Hocam Allah razi olsun 13.45 de alıştırmalarda haza rracule kelimesi nasıl nesne oluyor orasını anlayamadım.

Cevap: Fatma hanım, ETVALE fiili uzatmak demek. Mâ ETVALE haza’r racule = Bu adamı ne uzattı (böyle) . Gibi bir cümle. “Ne uzun adam!” cümlesini Araplar böyle söylüyor. Bu nedenle “UZATILAN” adam olduğu için nesne…

 

Soru: 30:50 de “safahat” kelimesi “sahaf=sayfa” nın çoğulu değil mi? sanki sahife=gazete nin çoğulu gibi söylenmiş. öyle olsaydı suhuf olması gerekmiyor mu?

Cevap: Evet Fatih Bey, gazeteler değil, sayfalar şeklinde tercüme etmek gerekir.  Haklısınız. İlgi ve dikkatinize teşekkür ederim

 

Soru: hocam 7ve 8 derslerde hukum ve kavramsal cumlelerden anlattınız  biz bu iki cumleyi nasil ayırt edecegiz

Cevap: Bilal Bey, hükümden kastım bunun bir cümle olmasıdır. Mesela “Ali öğrencidir.” ifadesi bir cümledir. Bunu “dir” ile bitmesinden anlıyoruz. “Ali’nin öğrenci olması” ifadesi ise bir cümle değildir. Çünkü hüküm barındırmıyor. Fiil cümlelerine de örnek verirsek, “Ali camı kırdı.” ifadesi cümledir ve hüküm bildirir. “Ali’nin camı kırması.” kavramsaldır, eksiktir, cümle değildir. İsim ve fiil cümleleri hüküm bildirir. Bunları bazen kavramsallaştırmak istediğimizde, “en” veya “enne” kullanarak kavram haline getiririz. Daha da açıklama isterseniz sorunuz. Saygılar.

 

Soru: Hocam bime ile bimaza arasında bir fark var mıdır ? Mesela okula neyle gittin derken bimaza diyordum ben, ”bime” de kullanabilir miyim ? Mana değişikliğine yol açar mı bu?

Cevap: Evet mümkündür.

 

Soru: Sitedeki yazılara göz gezdirirken yeni ders notlarının da eklendiğini gördüm. Hocam sizin hakkınız ödenmez. Dualarımızdasınız her daim. İlminizden faydalanmamızı sağladığınız için hakkınızı helal edin. Hayranlıkla takip ediyorum sizi. İş sürecinden dolayı ders takibi ve tekrarlar biraz ağır ilerliyor. Fakat öyle bir üslub ile anlatıyorsunuz ki sesinizin tonlamasıyla dahi insanın zihninde yer ediniyor. Tekrarlarla da hem sindiriliyor hem de soğumanın önüne geçiliyor. Elinize emeğinize yüreğinize sağlık.

Cevap: Ders notlarını yine takipçilerimizden, çok değerli Sümeyra Hanım’ın eşsiz yardımları sayesinde tamamlıyoruz inşallah. Sizin mesajınızdan sonra bir not daha ekledim. Gerek notlar olsun, gerekse dersler olsun, sizlerin faydalanıyor olduğunuzu bilmek şevk ve gayretimi artırıyor. Allah muvaffakiyetler versin.

 

Soru: Hocam, selamlar. Öncelikle bu verdiğiniz dersler için çok çok teşekkür ediyorum. Gerçekten büyük bir hizmet. Sayenizde çok şey öğrendim ve büyük yol katettim. Bir sorum olacak: 49:11‘de جدي derken sonuna sahiplik zamiri aldığı için kelime, definite bir hale geliyor ama biz ذو اللحية الطويلة  demiyoruz. Bunun sebebi, bunların arasında bu cümlede sıfat tamlaması değil, mübteda-haber uyumu olması mıdır? Yani sıfat tamlaması olsa ذو اللحية الطويلة diyecektik ama haber olduğu için mi nekre yaptık?

Cevap: Evet Furkan Bey, tespiti doğru yapmışsınız. O ifade haber. Sıfat değil. Sıfat olsaydı marife kelimeye marife sıfat gelecekti.

 

Soru: Hocam geldi fiilinin çoğulunu yazarken hemzeyi tek başına yazmışsınız. Başka bir yerde dikkatimi çekti vav ın üzerinde yazılmış. Acaba böyle bir yazım kuralı mı var yoksa yanlış mı yazmışlar? Bir de dehale fiilini kullandığımız cümlelerde neden harfi cer kullanmadık hiç, sınıfa gitti derken sınıf kelimesinin önünde ila harfi cerrine alışmışım,  yadırgadım böyle kullanılmasını. Bu dehale fiiline has bir durum mu söz konusu, anlam olarak mı içinde barındırıyor harficeri

Cevap: Mürvet Hanım, nerede geçtiğini göremedim. Her iki şekilde kullanımı var. Ama evlâ olanı vav ile kullanılmasıdır. DAHALE fiilinin özelliği maddi olan mekanlar için harf-i cerr kullanılmaz. Manevi konulara girişten bahsedilince kullanılır. Nasr suresinde Allah’ın Dinine girmekten bahsedildiği yerde olduğu gibi.

 

Soru: 47:10 da 24 sayısındaki okuyus telaffuzuna bir daha bakabilir misiniz hocam. أربعون وعشرون seklinde telaffuz etmişsiniz.

Cevap: Evet, doğru tespit etmişsiniz. Malesef erbaatun yerine erbaune denmiş. Gözden kaçmış. İlginiz için teşekkür ederim.

 

Soru: Hocam fiil failden önce gelirse ve fail çoğul olursa fiil tekil oluyordu ya teyzenizi ziyarete gittiniz mi de neden e zehebtunne diyerek çoğul kullandık

Cevap: Allah sizden razı olsun hocam çok sağ olun Çok teşekkür ederiz gerçekten faydanız çok var Allahu Teala ahirete önümüze getirsin hocam kırağı Bir de Bir de tabir kitabının derslerini de yayınladığınız mı

 

  1. CİLT DERS 10

 

Soru: 47:10 da 24 sayısındaki okuyus telaffuzuna bir daha bakabilir misiniz hocam. أربعون وعشرون seklinde telaffuz etmişsiniz. Hürmetler sayın hocam

Cevap: Evet, doğru tespit etmişsiniz. Malesef erbaatun yerine erbaune denmiş. Gözden kaçmış. İlginiz için teşekkür ederim.

 

Soru: 11:37 Hocam, o kuralları ilerki derslerde anlattınız mı?

Cevap: Elcan Bey,  bu derste de anlattığım gibi sülasi mücerred yani ek almamış üç harfli fiillerde mazi ve muzari hangi harekeyle çekilir sorusunun net bir cevabı yok. Buna dair var olan kurallar da çok yararlı kurallar olmadığından anlatmamışımdır. Bir de dikkatleri dağıtmamak için. Bir fiilin 3. babdan gelebilmesi için fiilin mazi halinin ikinci veya üçüncü harfinin 

ح ve خ ve ع ve غ ve هـ ve ء

harflerinden biri olması gerekiyor. Böyle olup da başka babdan gelen bir sürü fiil var. Bunun gibi kurallar…

 

  1. CİLT DERS 11

 

Soru: Mûzari tablosunda, birbiri ile aynı çok kelime var. Meselâ zehebet in TEZHEBU zehebte nin de TEZHEBU , 

Zehebeta nın TEZHEBANİ , zehebtüma ‘nın  da TEZHEBANİ, 

Vb. 

Bu aynılıklar mazi çekiminde çok daha azdı.

Bu kafa karıştırmıyor mu hocam.

Cevap: Necdet Bey, bunun da bir ritmi var. Kafanız karışmıyor. Bilakis aynılıklar işi kolaylaştırıyor. Çok ilginç şekilde aynı şeyler Türkçe’de de var. Mesela: 

 

“Ne yaptığını biliyorum.” ifadesinde “Onun” mu (Hiye) yoksa “Senin” (Ente) mi olduğu belli değil.  Aynısı Arapça’da da var. Tezhebu deyinde o mu gider sen mi gidersin belli değil. Ama bu karışıklığı bir şekilde konuşmada aşıyorsunuz.

 

Soru: hocam ” emma hamidün feyedrüsü fi külliyetit ticarah ve emma osman fehüve yedrüsü fi külliyetit tıb”. cümlesinde fehüve yerine fehüveyi çıkarıp yedrüsünün başına fe koysak olur mu? yani osman feyedrüsü …. desek?

Cevap: Öyle de diyebilirsiniz Muhammed Bey.

 

Soru: Hocam.merhaba, 31:06‘da في اي مدرسة تدرس أخواتك؟ ifadesinde iki fail yan yana olmaz kaidesinden zannedersem يدرسن yapılmamış. İki cümle altta ise şöyle bir soru var. اين تسكنون أنتم؟ Burada fail belli olmasına rağmen fiil çekimli gelmiş. Hangisi doğru. İki cümle arasında nasıl farklar var? Teşekkür ederim.

Cevap: Fatih Bey, burada zamirin iki defa tekrar edilmesi söz konusu. Pekiştirme var. Sözünü ettiğimiz konu konu genelde bir isim bir de zamir şeklinde cereyan ediyor. Aslında Türkçe’de de aynı durum var aslında. “Ahmet, geldin.” cümlesinde Ahmet’i hitap olarak düşünürsek  sıkıntı yok. Ama “Ahmet geldin.” diye bir cümle kurmayız. Çünkü geldin’in sonundaki N, Ahmet’tir. Yani olur ya da olmaz derken bu mantık kaidelerince söylüyoruz. Olduğu yerde de hitap, vurgu ya da bedel anlamı vardır.

 

Soru: Hocam bi sorum var في الحافلة  konuşmasında sen ögrencimisin denildiği zaman بلى  (denmesi gerekmiyor mu? نعم deyince zıt anlam vermiyormuydu?

Cevap: Sevgili Kardeşim,

 

“Öğrenci misin?” sorusuna vereceğimiz cevapların anlamı şöyledir: 

Ne’am: Öğrenciyim, Lâ: Öğrenci değilim

 

“Öğrenci değil misin?” sorusuna vereceğimiz cevapların anlamı şöyledir: 

Belâ: Öğrenciyim, Ne’am: Öğrenci değilim

 

Soru: Merhabalar hocam benim bir sorum var 11:45‘te sorularda س kullanılmaz dediniz ancak birçok arapça kaynakta veya arapça haberlerde kullandıklarını görüyorum. Kesinlikle kullanılmaz anlamında mı dediniz yoksa kullanılmayadabilir anlamında mı dediniz? Şimdiden teşekkürler.

Cevap: Temel kural bu, ama evet haklısınız çok yaygın şekilde de kullanılıyor. Türkçe’de de kuralın zıttına kullandığımız birçok şey var.

 

Soru: 1:15:35 Hocam, neden bikem hâzel kitâbi veya bikem hâzel kitâbe olmadı?

Cevap: Elcan Bey, 

KEM ile olan temyizde sayısı sorulan şey neyse o temyiz olur. 

 

Mesela kem saaten = Kaç saat demektir. 

Genelde fiyat sorarken “kaç” diye sorulanın para birimi olduğu bilindiğinden para birimi söylenmez. Türkçe’de de böyledir. Kaça ? deriz. Eğer para birimini de söyleyeceksek “Kaç liraya?” deriz. 

 

Kem’den sonra Riyal vardır söylenmemiştir. Eğer söylersek “Kem riyalen?” deriz. Bu da “kaç riyal?” demektir. Eğer “kaç riyaledir?” diye sormak istersek başına “bi” ilave ederiz, “bikem riyalen?” ya da bi ile cerredip “bikem riyalin?” deriz. Çoğunlukla riyali attığımız için temyiz görünmez olur. 

 

Bu nedenle bikem haze’l kitabu? 

bikem riyalen haze’l kitabu? ya da 

bikem riyalin haze’l kitabu? Denebilir.

 

Soru: Hocam selamlar,  اما  ” … ise” olarak da cevirilebilir mi?

Cevap: Evet.

 

Soru: Selamün aleyküm hocam…emme fe ile ilgili bir sorum olacaktı…

İngilizceyi ve Fransızcayi iyi biliyor musun ya halid?sorusuna emme ingiliziyyetu fe arifu ceyyidenve emme fransiyyetu fe derestuha……….

Diye cevap verdik…cvb kısmının başında emme fe ile başlamayıp ikinci kısmında da emme fe kullansaydik yanlış bir kullanım olur muydu?

Cevap: Evet, emma dan sonra fe geliyor. Fakat illa ki iki emma iki fe gelmesi gerekmiyor. Dediğiniz mümkün olurdu Ayten Hanım.

 

Soru: Hocam, 1:00:04 te failin çoğulunu kullanırken filli de çoğul çektik, ancak 8 numarada fail çoğul iken fiili tekil çektik. Bu ayrım neye göreydi tekrar anlatır mısınız? Teşekkürler.

Cevap: Fiille başlayan cümleler fiil cümlesidir ve Fiil Fail Mef’ul ögelerine ayrılır

İsimle başlayan cümleler isim cümlesidir ve Mübteda haber ögelerine ayrılır. 

 

Fiille başlayan bir cümlede fail iki kere zikredilemez. 

 

  1. Örnekte Seele fiilinde fail yoktur eğer başka bir fail zikredilmemişse (huve)’ye hamledilir. Burada Et-Tullabu faildir. Eğer fiili de çoğul çekip seelû deseydik hem “û” hem de “tullab” fail olacak ve fail iki kere zikredilmiş olacaktı. Bu da yasaktır. 

 

Oysa üçüncü örnek isimle başladığı için isim cümlesidir. İsim cümlesinde fiil ya da fail ya da meful yoktur. Et-tullabu’dan sonraki kısım tamamıyla haberdir. Haber kendi içinde fiil cümlesidir ve ayrıca değerlendirilir. Ancak ana cümlede fail olmadığı için failin iki kere zikredilmesi gibi bir sorun da yoktur.

 

  1. CİLT DERS 12

 

Soru: 35. dakikada mehaciğ gayrı munsarıf olduğu için fethalı okunmalıydı sanki.

Cevap: Gayri munsarif olan isimler harf-i tarif aldıklarında veya başka bir isme muzaf olduklarında esre alabilirler. Ama zinhar tenvin almazlar Fatih Bey.

 

Soru: Hocam “E tağrifu meta yerciul ciyranu min mekke” cümlesinde e tağrifu enne meta yerciu…    diyebilirmiyiz  16:54

Cevap: E ta’rifu enne = “…. olduğunu biliyor musun?” anlamına gelir. Yani bilgiyi verirsin ve karşındakine bunu bilip bilmediğini sorarsın. Halbuki burada sorunun cevabını öğrenmek istiyor soruyu soran. Soru cümlelerinde özetle “enne” gibi bir kavramsallaştırma edatına ihtiyaç yoktur. Bu soruyu sormanızın nedeni bizim soru cümlelerinde de bu mantıkla kavramsallaştırma yapıyor olmamızdan kaynaklanıyor:

 

“Komşuların ne zaman geleceğini” diyerek kavramsallaştırıyoruz. Arapça’daki mantık şöyle:

 

“Komşular Mekke’den ne zaman gelecek, biliyor musun?” Yani “geleceğini” demiyor Araplar böyle bir soruda. İngilizce’de de bizdeki gibi bir kavramsallaştırma var, bunu yüklemle yardımcı fiili yer değiştirerek yapıyorlar. Ama Arapça’da kabul edilmiyor…

 

Soru: hocam 6:25 teki cümlenin çevirisini türkçe olarak tam nasıl anlamalı, yani ne şekilde bir vurgu var, o odamdaki masanın üstünde şeklinde mi anlamalı yoksa o, odamda, masanın üstünde şeklinde bölük bölük bir ifade gibi mi ?

Cevap: Cümlenin ideal çevirisi “Odamda, masanın üzerinde şeklinde” olsa gerektir. “Odamdaki masanın üstünde” şeklindeki bir çevirinin Arapça’daki karşılığı “mekteb” kelimesinden sonra bir “ellezî” getirerek yapılabilir.

 

Soru: hocam 42:45 te “senin pakistandan olduğunu” diorsunuz, başka yerlerde buna pakistanlı dediğinizi de gördüm, acaba ikisi arasında bir fark varmı, yani iki tercümede doğru mu, eğer ince bir fak varsa bunu tam olarak nasıl sağlarız…

Cevap: Cümle “min” ile yapıldığından motamot çeviride “Pakistan’dan” demeyi tercih ederiz. Bunu bir dili öğrenelim, iki dil arasındaki kelimelerin birbirleriyle karşılıklarını zihnimize yerleştirelim diye yaparız. Ancak gerçekte tercüme denilen şey, bir dilde yaygın ve doğru bir şekilde söylenen sözü diğer dildeki yaygın kullanım karşılığına çevirmektir. Örneğin bir kitabı tercüme ettiğimizde, yeni dilde o manayı nasıl verdiğimizi çok iyi irdeleyip, birebir cümleyi çevirmek yerine manayı yeni dildeki karşılığına çeviririz. Hatta bazen o manayı vermek için ilaveler ve çıkarmalar bile yaparız. Bu nedenle bir tercümanın iki dilin de RUHUNA vakıf olması idealdir. Biz Türkçe’mizde, memleket bildirirken, “Pakistanlı” deriz, “Pakistan’dan” demeyiz. Bu nedenle öyle bir cümlenin Türkçe’deki motamot çevirisi “Pakistan’dan” şeklinde olurken, dilimizdeki karşılığı olan TERCÜMESİ “Pakistanlı” şeklinde olacaktır. Yoksa aralarında Arap grameri açısından bir fark yoktur. Saygılarımla

 

Soru: peki hocam bu bağlamda “minel bakistan” ve “bakistaniyyün” ifadelerinin de birebir aynı anlamda olduğunu söylemek mümkün mü ?

Cevap: Türkçe’ye çevirirken aynı manada olur Ali Bey. Ancak bazen insan Pakistan’dandır ama özünde Pakistanlı değildir. Pakistani ifadesi bir de mensubiyet belirttiği için bu konuda bir bilgi varsa elimizde, bunu çeviriye yansıtırız.

 

Soru: selamünaleyküm hocam 12:45 te,  tefe’lne entunne de zamir iki defa zikredilmiş daha önce bunun hatta olduğunu gördük sanki?

Cevap: Sevgili kardeşim, söylediğiniz doğru. Failin iki defa zikredilmesi doğru değil. Ancak burada bu amaçla değil, vurgu yapmak amacıyla zikredilmiş. Yoksa doğrusu söylediğiniz gibidir.

 

Soru: hocam 42:15 te “dış işleri bakanının yarın londradan döneceğini okudum” diyoruz… peki eğer “dış işleri bakanının londradan yarın döneceğini okudum” demek istesek nasıl diyeceğiz… yani türkçede kelimelerin sıralamasını değiştirdik ve yarına vurgu yaptık, peki bunu arapçada nasıl yapacağız,,, bu cümleden bu ve başka vurgulara cümleyi farklı şekillere dönüştürmek üzere örnek vermeniz mümkün mü, ayrıca ekstra misallerde verirseniz çok iyi olur hocam… 2.cildi okumama rağmen tekrar baştan alıp hızlı bir tekrar yapmaya başladım da, bu aralar biraz soru sorabilirim bu şekilde hocam 🙂

Cevap: Size balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi tercih ederim. Türkçe’de genel kural, bildiğiniz gibi, vurgulanacak ifadeyi yükleme yakın söylemek şeklindedir. Arapça’da ise vurgulanacak ifadenin başta söylenmesi ya da başa yakın bir yerde söylenmesi esastır. Tabii bunu yaparken, illa vurgulamak için kelimeyi en başa koymamızı engelleyen bazı gramer kurallarının da olabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Söylediğiniz şekilde bir mana verebilmek için “seyerci’u” dan sonra “ğaden” ifadesini koymak yerinde olacaktır. Yani basit bir yer değiştirmeyle vermek istediğiniz manaya ulaşırız. Yukarıda bahsini ettiğim temel kaide benim de tercüme yaparken dikkat ettiğim en önemli kaidedir. Ancak siz de takdir edersiniz ki, ben de dahil hepimiz, bu konuda derinleştikçe daha güçlü anlatım teknikleri öğreniyoruz. Bunun sonu yok  yani… Cümleyi daha farklı nasıl söyleyebiliriz, bulamadım. Bu tarz soruları halihazırda Almanya’da olduğum için birtakım Arap arkadaşlara, tabii kendilerini ayık bulabilirsem sorma şansım oluyor, ancak çoğunlukla afallıyorlar. Ne diyeceklerini bilemiyorlar. İçlerinde babasına, ya da üniversitedeki hocasına telefon açarak soranlar da oluyor. Gelen cevaplar da çok sadre şifa verir mahiyette olmuyor. Bu benim açımdan hem üzücü hem de sevindirici. Zira net bir cevap alamıyor ve üzülüyorum. Öte yandan insanlara ders verme gibi bir cahil cesaretine soyunmuş olan ben, kafama takılan şeylerin Arapların da çözemediği şeyler olduğunu görünce, bir rahatlama geliyor. Bu kadar insanın vebalini almak pahasına giriştiğim ve boyumu çok aşan bu meselede içime su serpen bir şey oluyor onların cevapsız kalması. 

 

Gerçek şu ki, diller, matematiksel bir fonksiyonun bir formdan bir başka forma çevrildiği gibi rahatça çevrilemiyor. Türkçe’den de bileceğiniz gibi,  aynı söz öbeğini bir vurguyla söyleseniz karşınızdakini memnun eder, başka bir vurguyla söylerseniz de savaş çıkarabilirsiniz. Sadece sözün kendisi değil, vurgu, mimik, jest, ses tonu, ses seviyesi gibi çok şey devreye giriyor.

 

  1. CİLT DERS 13

 

Soru: أين تذهـبون يا اخوان dediğimizde iki kere fail olmuyor mu hocam

Cevap: Hayır, Yâ ihvan hitaptır.

 

  1. CİLT DERS 14

 

Soru: Hocam 31. Dkk da اقتولوا nun sonundaki elif zamire bitiştiği için mi düştü?

Cevap: Çok isabetli bir şekilde doğru tespit etmişsiniz. Evet Elif’in düşme nedeni odur. Çünkü o elif Vav harfinin bağlaç olan “ve” ile karıştırılmaması için konulur. Ancak zamir gelince bu karıştırma ihtimali ortadan kalkar. Elif’in de varlık amacı ortadan kalkar…

 

Soru: Selamun Aleykum Hocam Arapçada son harekelerin okunmama sebebi nedir acaba?

Cevap: Bir tercih bu. Araplar öyle tercih ediyor. Nefesi boşa harcamamak için olabilir. Nitekim İngilizce’de  de sonraki harfler okunmaz.

 

Soru: hemzetul vasl ismini siz kendiniz mi verdiniz hocam ? doğru mu anladım ?

Cevap: Hemzetü’l vasl ismini ben vermedim. Hemzetü’l vasl’ı “mümkünse okunmayan bir harftir” şeklinde tanımlamak bana ait. Okumamak mümkünse, okunmaz. Bir başka deyişle, okumamak esastır. “El-hamdü…..” başındaki elifi okuyoruz çünkü “Lhamdü…” demek mümkün değil. “Ve âhiru da’vâhum en’il-hamdü Lillahi Rabbi’l-âlemîn” derken de okumuyor, onun yerine kesre ile geçiş yapıyoruz.

 

Soru: Hocam neden “üskün ente ve zevcüke” neden zevceke değil?

Cevap: “Sen kal, eşin de kalsın” diyerek eşi “ente” ye atfetmiş. Kalmak fiilinin faili “ente” olacağı için merfu, zevc de ona atfedildiği için merfu.

 

Soru: Hocam, derste geçen Bakara Suresine ait ayette ‘….rabbekumullezî halakaküm’ (Rabbinize ibadet edin, o ki sizi yarattı), burada fail Rabbimiz, dolayısıyla ismi mevsul olarak ellezî geliyor. Peki Ayeti Kerime’nin devamında ‘vellezîne min kabliküm..’ (ve sizden öncekileri) burada hocam, fail yine Rabbimiz değil mi, neden ismi mevsul olarak ellezî değil de ellezîne geliyor? 

Cevap: Talha Üzeyir Bey, ikinci ism-i mevsul mef’ul olarak orada. Sizi ve sizden öncekileri yaratan… anlamına geliyor. İkinci ism-i mevsul “sizden öncekileri” anlamını getiriyor ve çoğul zaten…

 

Soru: Selamünaleyküm,

  1. Dakikada “e ilahun mea’llah” cümlesinde cümlenin kendisinde “Allahtan başka” manasını veren bizim bilmediğimiz anlam var mı? yoksa bu keyfi bir tercüme mi? Çünkü “Allah ile birlikte” ile 

“Allahtan başka ” sözleri ayetler bazında düşünürsek bambaşka anlamlara gelir diye düşünüyorum. Allah razı olsun

Cevap: “Başka” ifadesi “birlikte” anlamında kullanılmıştır. Yani şirk kastediliyor.

 

Soru: 1. Kurandan verilen örneklerde Cenabı Hakkın Hz Adem’e (as) ve Hz.Musaya emirlerinde ikil emri kullanmaması normal midir? Yoksa bir istisna mıdır? Yani “İzheba” yada “Uskuna” şeklinde söylenmesi mümkün müdür? 

  1. 1:07:45 deki örnekte meğa uhtiki olacak değil mi? uhtike gibi anlaşılıyor.
  2. 1:17:35 deki sikkiin kelimesi için başka bir kaynakta semai müennes olduğu yazıyordu ve hiye ile kullanılıyordu. Burada ise zake denilmiş ve müzekker sıfat kullanılmış. Acaba bir yanlışlık mı var?

Cevap: 1. Gerek Adem a.s. gerekse Musa a.s. hakkında Kur’an’da  hem tekil olarak hem de ikil olarak hitap edilmiş. Musa, kardeşi Harun ile beraberdir. Adem, eşi Havva ile beraberdir. Bu yüzden “…sen ve eşin…” وَيَا آَدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ “…sen ve kardeşin…” اذْهَبْ أَنْتَ وَأَخُوكَ بِآَيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي şeklinde yer aldığı gibi “…ikiniz” اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى  فَقُولَا لَهُ / وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ şeklinde de yer almaktadır. Burada emrin muhatapları ismen zikredildiğinde iki kişilik emir kullanılmaz. Eğer muhataplar zikredilmiyorsa o zaman kullanılır.

 

  1. Bahsini ettiğiniz yerde sehven öyle söylenmiş haklısınız. 

 

  1. السكين kelimesi eril ve dişil olarak gelebilen sözcükler gurubundandır. Bu grupta yer alan diğer kelimeler şunlardır.  والهدى والضحى والقدر والصاع والمسك والسلم، السماء والسلطان والطريق والسبيل  والسرى والحانوت

 

İnşallah izah edici olmuştur. Allah yar ve yardımcınız olsun…

 

Soru: feinne ile lienne arasında fark  var mı hocam?

Cevap: Fark yoktur Üzeyir Bey. İkisi de sebep belirtmek için kullanılır.

 

  1. CİLT DERS 15

Soru: hocam S.a dersin 21.02 dk sında “innema” için verdiğiniz örneklerde “sen dersi yazmıyorsun” olarak çevirdiğiniz cümlede  “ma tektübü” demek doğru olur muydu çeviriyi şimdiki zaman olarak yaptığımız için. Allah razı olsun

Cevap: LÂ ile olan kullanım şimdiki zamanı da içinde barındırır. Ama MÂ derseniz şimdiki zamana tahsis edersiniz ki bu örnek için gayet mümkün ve doğru olur.

 

Soru: لا أكتب 

yazmıyorum şeklinde tercüme edebilir miyiz yoksa sadece ما başa geldiğinde mi muzariye has kılar?

Cevap: MA başa geldiği zaman şimdiki zamana has kılar. LA başa geldiğinde ise geniş zaman şimdiki zaman ve gelecek zaman hep beraber anlaşılır.

 

Soru: Hocam, derste geçen Bakara Suresine ait ayette ‘….rabbekumullezî halakaküm’ (Rabbinize ibadet edin, o ki sizi yarattı), burada fail Rabbimiz, dolayısıyla ismi mevsul olarak ellezî geliyor. Peki Ayeti Kerime’nin devamında ‘vellezîne min kabliküm..’ (ve sizden öncekileri) burada hocam, fail yine Rabbimiz değil mi, neden ismi mevsul olarak ellezî değil de ellezîne geliyor? Saygılar…Hocam çok açıklayıcı anlatıyorsunuz çok iyi anlıyorum. teşekkür ederim size Allah razı olsun

Cevap: Beğendiğinize sevindim Oya Hanım, tebrikler, muvaffakiyetler.

 

Soru: hocam ya abderrahman derken  muzafolan abde kelimesi nasıl meful olur söyleyebilir misiniz

Cevap: Zeynep Hanım, “abde” kelimesi meful olmaz. YA  hitabından sonra gelen muzaflar mensub olur, o da mensub olmuş.

 

Soru: hocam ”kade ” ile aklıma bir cümle geldi. mesele ezanı beklerken ” hocanın eli kulağında ” diye bi tabir kullanırız. sanırım bunu araplara : ”  يكاد المؤذن يؤذن     ”   🙂 diye tercüme edebiliriz.

Cevap: Evet çok güzel mâşaAllah!

 

Soru: S.A hocam bu dersin 49.23 dakikasında (ضرَبتِ المُدِيْرَةُ سُعادَ فكَادَتْ تَبْكِيْ) cümlesi var ben burada (كَادَ)’nin sonun neden cezmli (تْ) ile bittiğini ve yine  (تَبْكِيْ) ağlamak fiilinin neden cezimli (يْ) biitiğini anlayamdım belki daha önce anlatmışsınızdır ama ben hatırlıyamadım. Cevaplayabilirseniz çok sevinirim şimdidien çok teşekürler

Cevap: Suad Arapça’da kız ismidir. Neredeyse ağlayacak olan Suad olduğu için fiil Hiye’ye göre çekilmiş KÂDET olmuş. “Cezm” diye söylediğiniz işaret aslında “cezm” i içine alan Sükun işaretidir. Anlamı da “Harekesi yok” demektir. Araplar uzatmaya yarayan YA VAV ve ELİF harflerine de bu işareti koyarlar. Harekeleri olmadığını göstermek için. Bizim mushaflarımızda genelde bu harfler işaretsiz bırakıldığı için biz bunu yadırgıyoruz. Özetle O Tebkiiii ‘dir. Tebkiy değil.

 

Soru: Hocam  21.27 de fakir kelimesinin çoğulu fukarâu füelâu vezninde olduğu halde mensub olmak yerine mecrur oldu.Bu bir istisnâ mı?Allah razı olsun.

Cevap: Gayrımunsarıf kelimeler kesra yerine fetha ile mecrur olurlar, bu doğru. Ama başlarına elif-lam aldıklarında ya da muzaf olduklarında bu özellik kaybolur. Kesra alabilirler.

 

Soru: hocam 22:45 te “e eclisü hüna emamek” ifadesini “burada senin önünde mi oturacağım şeklinde tercüme etmişsiniz… peki ben bunu ” burada senin önünde oturayım mı” şeklinde tercüme etsem yanlış olur mu acaba ?

Cevap: Doğru olur Ali Bey. Zaten manası odur. Sadece muzari fiille yapıldığını göstermek için ben öyle çevirdim.

 

  1. CİLT DERS 16

Soru: 55.dkk da “ey hafsa bu sarı kılıflı defter senin mi?” cümlesinde  “ا” soru harfinin yanına “لك” yi  koysak doğru olur mu?

Cevap: Evet Taha Bey, Leki’yi dediğiniz yere koyabilirsiniz. Doğru olur.

 

Soru: Hocam 31.39 da آخرَ diye sonuna fetha gelmesindeki sebep sıfat olduğu için mi oluyor?

Cevap: Evet, sıfat olduğu için Enes Bey, Müderrisen kelimesinin sıfatı olduğu için ona uymuş.

 

Soru: Hocam bir sorum olacaktı; أن/ل ile ilgili..

uridu EN ezhebe ile mısra…

Harece Lİeşrabel mae..

En ve Li birbirinin yerine kullanılabilir mi?daha doğrusu hangisi  hangi durumda kullanılmalı ..bu iki kavramı karıştırıyorum..

Cevap: Lİ aslen harf-i cerrdir. Cerreder, nasb etmez. Arapça’da “….mak için” anlamını vermek maksadıyla “….mak” anlamını karşılamak üzere EN ve “için” anlamını karşılamak üzere Lİ bir araya gelmiş ve “Lİ EN ….” ifadesi doğmuş. Sonra bu yaygın bir kullanım kazanmış. Sonra demişler ki “Lİ isimlerin başına gelir, fiilin başına gelmez. EN ise fiili nasb ederek masdara yani isme dönüştürür. EN’i silelim, onun varlığını temsilen nasb etme özelliği kalsın. Böylelikle Lİ, fiillerin başına doğrudan gelsin, ama cerretmesin, nasbetsin. Adına harf-i cerr demeyelim, EN ile olan eski ortaklığının hürmetine LAM-I TA’LİL diyelim.” Hikaye budur. Yoksa 

 

  1. Nasb edici EN gelen yerlerde EN’in görevi fiili masdara yani isme (….mak) dönüştürmektir. 
  2. Fiilin başına Lİ gelip de nasb ediyorsa bu Lam-ı Ta’lil’dir. Zımnen içinde yine EN vardır. Dolayısıyla Masdar’a “için” ekleriz (….mak için). 

 

uridu EN ezhebe ile mısra… = Mısır’a “gitmem”i istiyorum. (Gitmek masdar)

Harece Lİeşrabel mae.. = Su içmem için çıktı. (İçmek masdar, li=için)

 

Soru: 1:04:32 de  “ve raculün aharü la ağrifu” cümlesinde” aharu” dan sonra “ma” eklesek olur mu?

Cevap: Olur.

 

Soru: 9:50 ‘deki örnekte ذو değil de الذي desek de aynı mânâ olur mu?

Cevap: Uzun saçLI anlamını Zu ile veriyoruz Pınar hanım. Eğer zu yerine ellezi koyarsak “Uzun saç olan bir erkek öğrenci” demiş oluruz. Ama ille ellezi koyacak olursa bu durumda “Onun uzun saçı var” şeklinde ikinci bir cümle parçası olması gerekecek, yani “Ellezi lehu şa’run tavîlun” gibi bir cümle kuracaktık. Yani LI anlamını lehu ile verecektik. Çünkü bu anlamı vermek zorundayız.

 

Soru: hocam ” emma hamidün feyedrüsü fi külliyetit ticarah ve emma osman fehüve yedrüsü fi külliyetit tıb”. cümlesinde fehüve yerine fehüveyi çıkarıp yedrüsünün başına fe koysak olur mu? yani osman feyedrüsü …. desek?Hocam , 24:15 ‘ de عمرو kelimesi mecrur konumunda olduğu için عمري diyemez miyiz . Mansub halinde ا getirdik , mecrur hali için ي getiremez miyiz ?

Cevap: Hayır Hatice Hanım, sadece mensub durumunu elif ile yazıyorlar. Bu durumda tenvin de aldığı yani Ömer olmadığı anlaşılıyor. Belki de yanına ya konulduğunda “Omrî” = “ömrüm, yaşım” gibi anlaşılması nedeniyle olabilir.

 

Soru: Hocam, 

 

  1. “su” kelimesi neden mansub iken

ماءًا

değil

ماءً

oluyor?

  1. urîdu eşyâe kesiraten cümlesinde neden eşya tenvin almadı?

Cevap: 1. Sizin söylediğiniz gibi yazılımlara da rastladım ama genelde bu tercih ediliyor. Hemze bir harfin üzerine oturma eğilimindedir. Burada da oturduğu harf elif olacaktır. Eğer hemze sonra değil de ortada kalsa:

 

مَاأاً

gibi üç elifli yazılacaktı. Bu nedenle pek tercih edilmiyor. 

 

  1. Eşya kelimesi ef’ilâ’u vezninde gayrımunsarıftır. Ama söylenişi zor olduğundan zamanla değişime uğradığı ve Eşyi’â’u iken eşyâ’u ya dönüştüğü için sanki öyle değilmiş gibi görünüyor.

 

Soru: selamun aleykum

45.dkk da “istediklerinizi” manasına gelen”ma türidune” lafzını “istemiyorsunuz” manasına gelen “ma türidune” ile nasıl ayırt edeceğiz?

Cevap: Mâ-yı mevsule genelde cümle ortasında gelir. Yine de ortada ve başta gelmeye göre bakıldığında insan yanılabilir. En önemli farketme imkanımız, cümlede oluşan manadır. Mana hangisini mümkün kılıyorsa o anlamda düşünülür. Eğer mana her ikisini de mümkün kılıyorsa, bu sefer de söyleyişteki vurgudan çıkarırız. Tüm bu kriterlerle yüzde doksan dokuz sonuca ulaşırız. Hala ulaşamıyorsak cümleyi söyleyen bizim iki anlam arasında kalmamızı murad etmiş demektir. Allahu a’lem…

 

Soru: Selamun aleyküm hocam 49:20  de Sahifetun ile turidu kelimeri yer değiştirmesi gerekmiyor mu?

Cevap: Evet doğru söylüyorsunuz Ahmed Bey. Doğrusu söylediğiniz gibi olmalı.

 

Soru: 1:10 dkk da “ذو” lerden sonra gelenlerin bazısı nekre bazısı marifeli geliyor.bunun sebebi nedir?

Cevap: Bu konudan önceki derslerimde bahsettiğimi sanıyorum. Ancak farkına vardığınız şey çok önemli, ben de hem iyi bir öğrenci olmanız hem de dersleri dikkatle takip etmeniz nedeniyle ayrıntılı olarak açıklamaya çalışayım:

 

  1. Zû ifadesi cümlede birçok görevde olabilir. Bu örneklerde Zû genelde sıfat olarak gelmiş.
  2. Zû bulunduğu yerlerde hep muzâf olarak bulunur ve yanına bir muzafun ileyh alır.
  3. Sıfatın (na’t) özelliği mevsufun (men’ût) yani o sıfatla sıfatlanan varlığın bütün özelliklerini taşımaktır.
  4. Bir mevsuf (men’ût) ma’rifeyse sıfatının (na’t) da ma’rife olması gerekir.
  5. Bütün muzaflara ma’rifelik ya da nekirelik özelliğini veren muzafun ileyhleridir. Muzafun ileyh nekire ise muzaf nekire, muzafun ileyh ma’rife ise muzaf ma’rife olur.
  6. Bu nedenle Zû, ma’rife bir isme sıfat olursa, onun muzafun ileyhi ma’rife olmak zorundadır. Eğer Zû, nekire bir isme sıfat olacaksa da, ona ait muzafun ileyhin nekire olması gerekir.

 

رَجُلٌ ذُو سَيَّارَةٍ جَمِيلَةٍ…. (güzel arabalı bir adam) Burada racul nekire olduğu için zû’dan sonra gelen kelime nekire.

اَلرَّجُلٌ ذُو السَّيَّارَةِ الْجَمِيلَةٍ….(güzel arabalı adam) Burada racul ma’rife olduğu için zû’dan sonra gelen kelime ma’rife.

 

İnşallah anlaşılmıştır.

 

Soru: S.A hocam bu dersin 49.23 dakikasında (ضرَبتِ المُدِيْرَةُ سُعادَ فكَادَتْ تَبْكِيْ) cümlesi var ben burada (كَادَ)’nin sonun neden cezmli (تْ) ile bittiğini ve yine  (تَبْكِيْ) ağlamak fiilinin neden cezimli (يْ) biitiğini anlayamdım belki daha önce anlatmışsınızdır ama ben hatırlıyamadım. Cevaplayabilirseniz çok sevinirim şimdidien çok teşekürler38:30 ‘da hem تريد (sen istiyorsun) demiş hem de tekrar أنت kullanmış. Bu nasıl mümkün oluyor?

Cevap: Burada pekiştirme için ente ilave edilmiş. Edilmese de olurdu. Ancak turidu aynı Türkçe’de olduğu gibi iki anlama gelir. Mesela “İstediğini biliyorum.” cümlesini “Onun mu senin mi?” şeklinde bir karışıklık olabilmesi durumunda “Senin” ya da “Onun” diyerek ayrıntılandırmak zorunda hissederiz Türkçe’de. Turidu da öyle bir fiildir. Hem ente hem de hiye için kullanılır. Bu karışıklığa neden olmamak için de bazen zamir kullanılır. Ayrıca “Ya sen ne istiyorsun?” tarzı sormak için de “ente” ilave edilebilir. Çünkü daha önce de başkalarına sordu, “Sana da soruyorum, seni onlardan ayırmıyorum.” demek istiyor belki.

 

Soru: hocam dakika 44:12 de tegulü derken kimden bahsediliyor, diyen kim selmamı yoksa annesimi ?

Cevap: Tekûlu fiilinin faili annedir. Selma annesinden naklederek söylüyor.

 

Soru: cilt 2 _ders 16 dinlerken,1saat 10 dakika geçerken 6. cümledeki esferi yazan kısım(gayri munsarif değilmi…. ESFERA değilmi)

Cevap: Gayrımunsarıf isimler başlarına elif lam aldıklarında kesre alamama özellikleri kaybolur. Bu nedenle ESFERU kelimesi esre alabilir çünkü başına eliflam almıştır.

 

Soru: hocam dakika 52:10 da ala merhaleteyn diye başlayan kısmın çevirisini verebilirmisiniz..

Cevap: Ali Bey çeviri şöyle: “İki merhalede (olacak alıştırma)… İlk merhalede hoca talebin cevabını sınırlar. Ve onu şöyle tamamlar: Ya bir eşyaya işaret ederek, ya da eşyanın ismini tahtaya yazarak. İkinci merhalede cevap sınırlı değildir (yani öğrenci istediği gibi cevap verir).”

 

Soru: Gayri munsarif bi kelime 

El takısı aldığında son harekesi esre. Olabiliyor muydu acaba 

  1. alıştırmanın  6. örneğinde gelmiş

Dediğim şekilde

Hocam mevsuf olan  kelime akılsız çoğul ise  sıfat 

Tekil ve muennes olması mı gerekiyor

Cevap: El takısı alan ve muzaf olan gayri munsarıf kelimeler esre alabilir hale gelir. Ama tenvin alamazlar. Çünkü el varsa veya muzaf olduysa bir kelime, tenvin alamaz. 

 

Mevsuf akılsız çoğulsa sıfatın tekil dişi gelmesi esastır. Ama az da olsa bu kurala uyulmaması mümkündür.

 

Soru: Hocam bi sorum var في الحافلة  konuşmasında sen ögrencimisin denildiği zaman بلى  (denmesi gerekmiyor mu? نعم deyince zıt anlam vermiyormuydu?hocam dakika 44:15 de tegulü derken kime gidiyor… yani anneden mi yoksa selmadan mı bahsediliyor? anne olacak olsa devamı uyuşmuyor, selma olacak olsa zaten konuşan durumunda, sanki başkası ondan aktarır gibi oluyor bu sefer yine tam uymuyor, sorayım dedim kafa karıştırıcı biraz sanki…

Cevap: Cümle şöyle:

 

Selma Annesine soruyor ve babasına gelip açıklıyor: ” (Annem) Diyor ki: Bu kumaştan 3 metre istiyormuş.”

 

Soru: feinne ile lienne arasında fark  var mı hocam?Selamün aleyküm hocam dersleri takip ederken ذو و ذا merfu bir nekire ise gelen sıfat Esma hâmseden ذو ve yine nasb dan sonra ذا dan sonraki cümle sifat oluyor benim dikkatimi eril olması gereken yerde  ذو  veya ذا dişi olan ister hakiki muennes olsun ister gayrı akıllı olan isimlerden sonra dişilik ve erillik söz konusu degilmidi hocam mesela şu örnekte  لمن ذاك البيت ذو النوافذ  burada ذات muennes lik için kullanılması.daha Uygun olmazmi hocam merak ettim .  2.inci cildin 16.dersi.1:14:50. Hakkınızı helal edin

Cevap: Mehmet Bey Zâke de Zalike gibi erildir. İsm-i işarettir. Zâte ise zaten burada yok. ZÛ var. Beyt de erildir. Ona sıfat olarak ZÛ gelmiş. Sorunuzun baş tarafını çok çözemedim ama son tarafına cevabım bu. 🙂

 

Soru: hocam “kevkeb” ve “necm” kelimeleri arasındaki fark ile “kamer” ve “bedr” kelimeleri arasındaki farkı belirtmeniz mümkün mü ? birde mümkünse hatrınıza gelen bu tarz birbirine benzeyen ama aralarında nüans olan kelimeleri de paylaşmanız mümkün mü ?

Cevap: Sevgili Ali Bey, Kevkeb kelimesi “parıldamak” anlamına gelen “kevkebe” fiilinden türemiş isimdir. “Necm” ise “görünmek, belirmek” anlamındaki “neceme”‘den türemiş isimdir. Örneğin çocukların dişlerinin ilk belirmesi ya da topraktan bir nebatın ilk belirmesi bu fiille ifade edilir. Hem görünen hem de parlayan olmaları hasebiyle hem yıldıza hem de gezegene her iki isim de verilebilir. Ancak terimsel manalara gelince bunları kullanamayız. Temel sorunumuz, eski Arapların bu konuda birden fazla kelimeleri olmasına karşın Türkçe’de tek kelime var o da “yıldız”. Cumhuriyet sonrası kitaplarımızda bu iki kelimeyi ayrımlandırmak için bir de “gezegen” diye bir kelime türetilmiş ki Osmanlı’daki “seyyare” kelimesinin abuk sabuk bir şekilde Türkçe’ye çevrilmesiyle oluşmuş.

 

Bildiğiniz gibi gezegenler, kendileri ışık kaynağı olmayıp, ışığı başka yıldızlardan alarak yansıtan gök cisimleridir. Yıldız ise bizzat ışık kaynağıdır. Aslında ışık parlamaz, parlatır. Işık sadece göz kamaştırabilir. Parlamak, ışık alan ve yansıtan bir cismin yaptığı eylemdir. 

 

Birçok mealci Kuran’daki Kevkeb kelimesini yıldız olarak tercüme etmiştir. Bunun nedeni eski Türklerden beri gökte parıldayan her şeye yıldız ismi verilmesinden ileri gelmektedir. Mesela Venüs gezegenine Zühre yıldızı ya da Çoban yıldızı denilmiştir. Satürn’e Zuhal yıldızı dendiği gibi… Halbuki bunlar astronomik anlamda yıldız değildir. 

 

Kevkeb kelimesi özetle “gezegen” demektir. 

Necm kelimesi ise “yıldız” anlamına gelmektedir. 

 

Kuran-ı kerimde Saffat suresi 6. ayete bakmanızı rica ederim (“dünya” kelimesi kuranda hep zahir ya da mahzuf bir isme sıfat olarak kullanılmıştır. Ama nedense hep tercümelerde isim tamlaması gibi yer almaktadır. Dünya kelimesi “aşağı” ya da “yakın” anlamlarına gelir. Bu manayı akılda tutarak o ayeti incelerseniz, Kevkeb kelimesinin aşağıda ve yakında olan birtakım gök cisimlerinden bahsettiğini anlayacaksınız. Ki bunlar da gezegenlerdir. Güneş dışında yakınımızda (o da 150 milyon km) parlayan başka bir yıldız yoktur. 

 

Kamer kelimesi gökteki ay’ın genel ismidir. Ayın ışığı yansıtma ya da görünme evrelerine göre hilal, terbi’-i evvel, terbi’-i sani, muzallam, bedr isimleri verilir. Bunlardan bedr, dolunay demektir. Tam tamına tabak görünen görünen ay evresine “bedr” denir. 

 

Bu tür anlama ilişkin açıklamaları yeri geldikçe ya da soru geldikçe yapıyorum. Ama hepsini birden önünüze dökmeye takatim yetmez. Bu manada Temel’in “Ne var ne yok?” fıkrasına dönmemesi için burada kesiyorum. Siz zaten ağzımdan laf almayı iyi beceriyorsunuz. 

Saygılarımla

 

Soru: hocam durus kitabının tamamını çok iyi ögrenen biri,arapça HAREKESİZ metinleri dogru okuyabilir mi?Selamun Aleykum hocam, 31:16 ta cümlenin çevirisi, yanımda bir kalemim daha var şeklinde olur mu?

Cevap: Dediğiniz gibi de çevrilir ancak bir şeyi “indîii..” diye söylediğimizde bu şeyin illa yanımızda olması gerekmez. Yani bize ait olup yanımızda olmayan bir şey için de “indî ” kullanabiliriz.

 

Soru: bu inde kelimesini tam olarak nasıl anlamalıyız hocam ?  bir şeyin bende var olması mı yoksa bende olmakla birlikte şuanda yanımda olması mı, yani kişi şuan yanında bulunmasa bile deposunda,evinde bulunan bir şey için “indii” ifadesini kullanabilir mi ? Bir diğer sorumda şu ki “leda” ifadesi ile arasındaki fark ne, yani “lii” yahut “indii” yahut “ledeyye” dediğimiz zaman neleri belirtebilir, neleri belirtemeyiz ve bu üçü arasındaki fark nedir ? Kuran ve hadiste bunun tam olarak kullanımı nasıldır ?

Cevap: İnde ve ledâ ifadesi hem sahiplik hem de yakınlık bildirir. Ancak ikisi arasında ne fark var diye sorulduğunda, inde ile belirtilen şeyin illa yanımızda olması gerekmez denilmiş. Kapıda duran araba gibi… Yani ledâ yakınlık konusunda daha yakın. Bu konuyu anlattığımı hatırlıyorum. Ama bu ünitede mi bilemedim. Bunlarının birbiri yerine kullanıldığı durumlar da çok. Kuran’da ve sünnette bu iki kelimenin kullanılışının kattığı anlam farklılıkları konusu ise bir doktora çalışmasına konu olabilecek bir şey. Bunu benden burada istemeyin lütfen. Zira Kuran’da inde ifadesi çok defa Allah ismine muzaf olmuştur. O da mekandan münezzehtir. Sahipliğe gelince her şeyin sahibi zaten odur.  Buradan da dilbilimcilere seslenelim, ilim dünyasını böyle bir çalışmayla teşrif etsinler…

 

Soru: çok kıymetli hocam öncelikle rabbim sizi peygamberlerle haşr etsin . Bir sorum olacak müsadenizle. müdüre sordum(seeltü el müdiyre?) yada sana sordum(seeltüke?) . müdürü sordum? yada seni sordum ? gibi durumlarda cümle kurmada zorlanıyorum. bir kaç somut örnekle izah ederseniz çok sevinirim. (bana sordu-beni sordu…..onu sordu-ona sordu    gibi)

Cevap: Ahmet Bey, Formülize edersek “Seeltü X an Y” ifadesi X’e Y’den sordum demektir. Eğer müdürü sordum diyecekseniz o zaman “seeltü anil müdiri”demeniz kafi. “seeltül müdire” derseniz de “müdüre soru sordum” demiş olursunuz.

 

  1. CİLT DERS 17

 

Soru: Hocam selamlar. Dersin basinda  أرید أن أذهب gitmek (gitmemi) istiyorum diye cevirdiniz. “Gideyim istiyorum” olarak  da cevirilebilir mi? Aslinda bu tarz bir kullanim da dilimizde var.

Cevap: Pek güzel, pek yerinde bir tercüme olmuş. Beni de bu kadar azaptan kurtaracak bir tercüme. Ben de aynen bundan sonra öyle kullanacağım… 🙂 Çok sevgiler…

 

Soru: hocam inne nin kardeşlerinden herhangi biri bir fiilin önüne gelse onu da nasbeder mi? cümle fiil cümlesi mi yoksa isim cümlesi mi olur? Teşekkürler.

Cevap: İnne fiilin önüne gelmez ve nasbetmez Ali Bey. İsim cümlelerinin önüne gelir.

 

Soru: Selamun aleykum Hocam, 9:20 de yer alan cümlede lugat kelimesinin son harekesi neden damme olmuş? Nesne olduğundan dolayı fetha olması gerekmez miydi? Şimdiden teşekkürler. Allah kolaylıklar versin.

Cevap: Büşra Hanım, hakkınız var. Yazılış hatalı ama doğru okumuşum.. Saygılar.

 

Soru: ان her fiilden önce gelir mi her fiili isimleştirmek istexiğimiz de kullanabilir miyiz?

Cevap: Evet, gelir.

 

Soru: Hocam 2023 saniyede çoğul şuursuz olursa aynı şekilde fiil i ister müennes okur ister okumayı gibi bi kural geçerli olur mu?

Cevap: İnsan ya da hayvan  dışındaki varlıklarda ister çoğul olsun ister tekil olsun müzekker ya da müennes şekilde fiili okumak mümkün oluyor. Tabii fail müennes ya da şuursuz çoğulsa.

 

Soru: Hocam ref alameti vav yok ama 53:09 da zemiluke diye okudunuz neden?

Cevap: Haraca fiilinin faili zemil olduğundan refedildi. Failler refedilir.

 

Soru: hocam dakika 11:20 de litehrucez zübab dememiz gerekmez mi, sinekler çıksın diye derken, zira sinekler ifadesi gayr-ı akılin cemisi olduğu için müfred müennes hükmünde olması gerekmez mi ?

Cevap: Ali Bey, Zübab tekildir çoğulu : أذِبَّة و ذِبَّان şeklinde iki tanedir. Metinde çoğul yazılmış. Doğrusu tekil olmaktır.

 

Soru: hocam o zaman iki şey daha sormuş olayım… birincisi ; o zaman tercümeyi sinekler dışarı çıksın yerine sinek dışarı çıksın diye mi düzeltelim, ikinci sorum da şöyle ki ; bunun tekilini zübabetün diye düşünüp, zübabün çoğuldur diyebilir miyiz, yada tekil kabul etsek bile başındaki el takısı sebebiyle kapsamı genişletebilir miyiz, gerçi o zamanda bütün sinek cinsini ifade ederiz galiba ama burda söz konusu odadaki sinekler, gerçi odadaki tüm sinekler olarak da el takısını cins yerine istiğrak kabul etsek çoğul hükmüne yine geçebilir mi, eğer bu şekilde el takısı ile çoğulu kastedersek tahrucu mu deriz yoksa el takısı ile yapılan çoğulun müennesliğe etkisi olmayıp yahrucu mu deriz?

Cevap: Tercümeyi “sinek dışarı çıksın diye” şeklinde yapmak gerekir. 

 

Sonuna ta-i merbuta konulan şeyler bazen tekil olur, bazen dişi olur, bazen de azlığı sembolize eder. Bazen de hiçbir şeyi sembolize etmez. 

Başına el- gelen kelimeler bazen cins ve istiğrak manalarını, bazen ta’rif manasını verir. Bazen de kelime zaten el- siz söylenmez. 

Standart bir Arap böyle bir cümleyi duyduğunda bakar ki odada sinek var, açar camı kurtulur. Bunu bütün bir sinek cinsine karşı yapılmış bir şey olarak düşünmez. 

Klasik medrese kitaplarında yer alan bu tarz kurallar daha ziyade usul-i tefsircilerin ufkunu açmak içindir 

Her cümle sarfedildiği yere, bağlamına göre anlamlandırılır. Özetle benim bu sinekten çıkarabildiğim yağ bu kadardır. 🙂

 

Soru: hocam bir soru daha sormuş olayım, dakika 1:00:50 de “tesmaha lii” ifadesini tesmahanii yapsak olur mu ? yahut ikisi arasındaki fark nedir ? tabi bunu sadece oradaki ilk cümle için değil dördü içinde soruyorum…

Cevap: “semaha” fiili geçişsiz olduğu için ancak harf-i cer ile gayr-ı sarih meful alır. Ancak Müfâ’ale babında “SÂMEHAnî” şeklinde şeklinde söylemek mümkündür.

 

Soru: 1.sorum:

35.dkk da “onun oturağı müderristen uzaktır.” lafzını iki türlü anlıyorum. 1.si=>”onun   oturağı müderrise uzaktır”  2.si=>”onun oturağı müderristen daha uzaktadır”.şimdi biz “mak’adehu beidun anhu” gibi lafızlardaki “an” harfi cerrini nasıl anlayalım. “ila” harfi cerri gibi anlasak doğru olur mu?

2.sorum:

“en” ile “enne” arasında bir fark var mı ?

3.sorum:

lam-ı ta’lil yanına geldiği muzari fiili “en” gibi masdara çeviriyor diyebilir miyiz?

Cevap: 1. Sorunuz:  Hem min (من) hem de an (عن) birer harf-i cerrdir. Her ikisinin de anlamı “-den, -dan” olarak Türkçe’de karşılık bulduğu için, aralarındaki fark çok gün yüzüne çıkmıyor. Özellikle bir Arapça-İngilizce sözlüğe baktığınızda bu farkı daha net anlarsınız. Bu sözlüklerde min (من) karşılığı olarak “from”, an (عن) karşılığı olarak ise “away from” ifadesini görürsünüz.  Yani an (عن) harfinde uzaklık vurgusu vardır. Bu nedenle bir yere yakınlık için karîbun min (قريب من), uzaklık için de ba’îdun an (بعيد عن) ifadeleri Arapça’da yerleşik olarak vardır. Bu bir yerleşik kalıptır. Gelelim anlamına:

 

Bir cümleyi formülize edersek: “x قريب من y” ya da “x بعيد عن y” şeklinde cümlelerin ikisinde de kasıt x ile y arasındaki mesafedir. Ne var ki ilkinde bu mesafenin kısa olduğu, ikincisinde ise uzun olduğu anlaşılır. Yani bahsini ettiğiniz 2. anlam bu cümlelerden çıkmaz.

  1. Sorunuz: en ve enne arasındaki fark şudur:

En: fiili isim teviline sokar. Bir başka ifadeyle masdar-ı müevvel yapar. Nevasıb harflerindendir. Yani fiil-i muzâri’i naspeder. (-ması, -mesi anlamlarını getirir.)

Enne: ise hüküm taşıyan isim cümlelerini hükümsüz ve kavramsal hale getirir. Hurûf-ı müşebbehe’dendir. İsmini nasb, haberini ref’eder. (“….dir.” şeklinde biten bir cümleyi bu hükümden çıkarıp“….olduğu” şeklinde kavramsallaştırır.)

Ancak zaman zaman “enne”, “en” şeklinde ifade edilir ki, buna “muhaffef enne” denir. Bu bahis biraz su götürür. Arzu ederseniz bu isimle araştırabilirsiniz.

  1. Sorunuz:  Lam-ı ta’lîl özünde “için” anlamını taşıyan bir harf-i cerrden başka bir şey değildir. Harf-i cerrler isimlerin başına gelirler. Fiillerin ise “li” alması için masdarlaşması gerekir. Bu nedenle fiil “en” ile masdarlaşır, “li” ile de sebep bildirilmiş olur. Yani lam-ı ta’lil aslında “li” değil, “li-en” dir. Ancak yüzyıllar boyunca kullanımda “en” düşmüş ve lam tek başına kalmıştır. Tek başına kalan bu “lam” a da harf-i cerr değil, lam-ı ta’lil demiştir. Fiili de sanki mahzûf (atılmış) “en” değil, de “li” naspediyormuş gibi olmuştur. Bu bağlamda “li” fiili masdarlaştırmıyor, görünmeyen bir “en” tarafından masdar yapılmış fiili bir işe illet (sebep) yapıyor. Özenle saklayıp, derste söylemediğim bu sırrı, ağzımdan almayı başardınız…

 

Soru: hocam lamı ta’lil babında. bir misal verdiniz. Edrusu lugatul arabiyyete demişsiniz. … erdusu (öğreniyorum) neyi? neyi sorusuna karşılık geldiği için oranın lugatul arabiyye değilde lugatEl arabiyye olması gerekmez mi ?

Cevap: Sözlü olarak doğru okumuşum. Yazılışta hata var evet. Böyle şeyler oluyor maalesef.

 

Soru: hocam bu talil lamı da aslında harfi cer olan lam gibi (için) anlamı veriyor. su içeyim diye- su içmek için . Birbirine yakın anlamlar.  o zaman diyebilir miyiz? bunlar aynı anlamı veren farklı  görevdeki harflerdir. birisi fiile diğeri isme gelir.   Allah razı olsun.

Cevap: Aslında lam-ı ta’lil de özünde harf-i cerdir. Harf-i cerler isme gelirler. Lam-ı ta’lil’in önünde bir gizli “en” vardır. En de fiili isim hüviyetine soktuğu için harf-i cer alır hale getirir. Lam-ı ta’lil’den sonraki fiilin mensup okunmasının sebebi bu lam değil, o gizli en’dir. Yani: yef’alu, li (en) yefâle’ye dönüşür. Daha sonra genel kullanımda “en” düşer. Li yef’ale kalır. Özetle aslında lam-ı ta’lil de harf-i cerdir. Ona bu adın verilme sebebi en’i düşürüp, onun yaptığı nasb işini kendi yapıyor gibi göstermesidir.

 

  1. CİLT DERS 18

Soru: Hocam, 28:28 de neden gamîsil ebyaza değil gamîsiyel ebyaza oldu?

Cevap: Gömlek yıkama fiilinin nesnesi konumunda olduğu için nasb edilmiş. Ya-i mütekellime (ene’ye) izafe edildiği zaman kelimeler, sonlarında ne olursa olsun “İ” diye okunduğundan, anlaşılma zorluğu oluşuyor. Bunu gidermek için böyle ayırt ederek okuyoruz.

 

Soru: selamın aleyküm hocam dakka 25 de işaret zamirinin izafet tamlamasında sona geleceği kuralına değinilmiş ama bu muhammedin kitabı derken işaret zamiri başta oluyodu bu neden açıklarmısınız

Cevap: İsm-i işaretin sona geldiği parçadaki örnekler birer cümle değildir. Bu bizim dilimizde de var olan ve konuşma dilinde kendini gösteren bir ayrıntı içindir. 

 

“Haza kitabuke” ifadesi aynen sizin söylediğiniz gibi standart bir CÜMLEDİR. Anlamı “Bu senin kitabınDIR” şeklindedir ve hüküm içerir.

 

Ama bazen “Senin kitabın çok güzeldir” demek yerine biraz daha anlamı vurgulamak için “Bu senin kitabın çok güzeldir.” diye cümle kurmak isteriz. Bu durumda “Bu senin kitabın…” ifadesi bir cümle değildir, eksiltili bir ifadedir. Bu manaya gelecek bir cümleyi kurmak istediğimizde eğer ism-i işaret başta olursa:

 

“Hâzâ kitabuke cemîlun cidden” dersek, “Hâzâ kitabuke”=”Bu senin kitabındır” demek olacak,  “cemilun cidden” ise anlamsız kalacaktır. Bunu önlemek için “Kitabuke hâzâ cemilun cidden” deriz. Bu durumda cemilun haber olur. 

 

Enbiya 63’te Hz. İbrahim’in “bel fealehu kebiruhum haza” ifadesi tam da bu yapıya örnektir. Orada “Bu büyükleridir.” şeklinde cümle değil “bu büyükleri…” şeklinde bir tamlama vardır… 

 

Derste de bunu ayrıntılı incelemeye çalıştık. Kısaca sizin anlayacağınız, ism-i işaretin sona geldiği örneklerin birer cümle olmadığına ve bu nedenle derste hep nokta nokta ile bittiklerine dikkat edin ve o kısmı yeniden dinleyin.

 

Soru: Hocam, 24:02’de هَذِهِ الْعُلْبَةُ الْحَلْوَى cümlesinde  الْعُلْبَةُ الْحَلْوَى isim tamlaması gibi kullanılmamış mı ? Neden muzaf olduğu için ال olmamalı ? Lütfen bu kısmı biraz açıklar mısınız ?

Cevap: Çünkü muzaflar “el” almaz. Muzafların nekirelik-marifeliği muzafun ileyhin nekirelik-marifeliğine bağlıdır. Muzaflarda el- olmaz. İngilizcede bile bu böyledir. “The my car” diyemeyiz. “My car.” deriz….

 

Soru: selam . herhangi bir mescid gibi veya belli bir mescid gibi demek için ikisinde de kelmescid ifadesi mi kullanılıyor. yani el takısı zorunlu mu “ke harfi cerinden ” den sonra

Cevap: Hayır el takısı zorunlu değildir…

 

Soru: hocam 30:37 de aglamen ve defatira ve mesatira deniliyor. neden defatiran ve mesatiran denmiyor. bir tanesi tenvin olduktan sonra diğerleri tenvinsiz devam edilir gibi bir kural, kullanım mı var?

Cevap: O kelimeler mefâ’ilu vezninden gayrımunsarıftır. Gayrımunsarıf kelimeler tenvin ve esre almazlar.

 

Soru: 19.30 da nida harfi ال  lı bir ismin başına gelirse , kelime müzekkerse أيها  müennesse ايةها getirilir dediniz fakat örneklerin ikiside müzekker. Kaçırdığım bir yermi oldu acaba yoksa örnekte bir yanlışlıkmı var. Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap: Örneklerde yok evet. Ama kural budur.

 

Soru: Hocam kelimelerde okunmayan cezm(sükun) ler var. Bunlar neden okunmuyor,okunmuyorsa neden konuluyor.Kelimeyi harekelendirmede zorluk çıkarıyor. Teşekkür ederim şimdiden.

Cevap: Cezm: Fiillerle ilgili bir hususiyettir. 

Sükun: Genel olarak harekesizlik durumudur. Bu ikisi sıklıkla karıştırılır. Birbiri yerine kullanılır. Ancak Arapça bilmeyenler isim fiil ayrımında olmadıklarından onlar için hazırlanan harekeli notasyonda, her ikisi için de o yuvarlak işaret kullanılır. O işareti gördüğünüz yerde anlayacağınız şey o harfin harekesiz olduğudur. Eğer önceki harfi ötreli olan bir vav üzerinde görürseniz o ötrenin uzatılacağını, önceki harfi esreli bir yâ üzerinde görürseniz esrenin uzatılacağını gösterir. Meselâ القلوب kelimesinin vavının üzerinde bu işareti görürseniz kelimeyi “elkuluvbu” şeklinde değil, “elkuluubu” şeklinde okuyacaksınız. Yani vav’dan önceki harfi uzatacaksınız. Vav, Elif ve Yâ dışındaki harflerin üzerinde görürseniz zaten nasıl okuyacağınızı biliyorsunuz. O harfin sonundaki sesi keseceksiniz. 

 

Soru: S .aleyküm hocam öncelikle böyle kapsamlı bir hizmeti umuma takdim ettiğiniz için sizlere duacı ve müteşekkirim.Şöyle bir sualim var:”Kullu” ifadesi mükkedin sıfatı olduğu için mi irab yönünden onunla aynıdır.Allah razı olsun.

Cevap: Doğrudur Ali Bey.

 

Soru: Hocam 22.dkkda ki kurala هذا قلمك gibi zamire bitişen muzaaflar tabi mi? bu gibi kelimelerde هذا başta geliyor?

Cevap: “هذا قلمك” ifadesi bir cümledir. Manası da “bu senin kaleminDİR.” şeklindedir.  “قلمك هذا” ifadesi ise cümle değildir ve manası “bu senin kalemin…..” şeklindedir. Yani bir hüküm taşımamaktadır. Bu kural böylesi durumlar için geçerlidir. Yani bedelin muzaf olduğu durumlar için geçerlidir. “هذا قلمك” cümlesinde ise bedel değil, haber muzâf olmuştur. Buna müsaade var

 

Soru: Hocam 3 erkek için gittiler derken zehebu diyoruz, 3 bayan için zehebne.Peki 3 erkek 3 bayan için onlar gittiler demek için ne kullanacağız?

Cevap: Zehebu deriz

 

Soru: hocam dakika 21:10 da geçen ifadelerin son harekeleri hep böyle mi gelir yani mebnimidirler ? hep üffin mi olur, yahi aahi şeklinde mi olur? birde amin derken son hareke cezim olmamalı gibi, yani iki sakin arka arkaya olmaz, onun son harekesi nedir ve o da mebni midir, biraz ayrıntı oldu ama, merak işte 🙂

Cevap: Ali Bey,  bu ifadeler mebnidir. Nasıl söyleniyorsa öyle kabul etmek gerekir. Bunlar ünlem ifadeleri olduğu için zaten çok büyük çoğunlukla son harekeleri söylenişte okunmaz. İki sakin harfin yanyana gelmemesi konusu zaten söylenişteki bir zorluktan dolayı verilmiş bir hükümdür.

 

Soru: Dakika 26:10‘da “hezihi saatüke” demenin neden yanlış olacağını anlamadım hocam. jazakallah khairan 🙂 hezihi elsaatüke demenin de yanlışlığını göremiyorum.

Cevap: Bu ünitede “Bu saat” ya da “Senin saatin” değil, “Bu senin saatin…” şeklinde özel bir söyleyişten bahsediliyor. “Bu senin saatin biraz gürültülü çalışıyor.” cümlesinde olduğu gibi. Türkçe’de de kullanırız. Türkçe’de harf-i tarif yok o yüzden sorun da yok. Ama Arapça’da bu özel söyleyiş ancak böyle yapılabiliyor.

 

Soru: Hocam önceki derslerde  füalü فعل vezni gayrı munsarıftır diye not almıştım. علبة ulbetün kelimesinin cemisi ulebün علب  şeklinde munsarıf olarak geldi. Bunun gibi önceki derslerde de munsarıf olarak gelen kelimeler olmuştu. Sebebini açıklarsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap: Uleb kelimesi fu’alu vezninde bir isimdir. Gayrimunsarif olmak icin ömer zuhal gibi ya özel isim olması ya da uharu gibi sıfat olması gerekir. Vezin tek başına yeterli değildir.

 

Soru: hocam 38:09 da  kamisiye elebyade  =beyaz gömleğim ifadesini kullanmışız. buradaki beyaz gömleğim sıfat tamlaması oluşturmuyor mu? neden ebyad el takısı almış. Eğer sıfat tamlaması değilse oradaki elebyad  nedir.? Allah razı olsun.

Cevap: Kamîsî ifadesi isim tamlamasıdır. Kamîs muzaf, sonundaki “î” de muzafun ileyhtir. Bu “î” aslında (ben) zamiridir. İsim tamlamalarında muzafın marife olup olmadığı muzafun ileyhe bağlıdır. Muzafun ileyh marifeyse muzaf da marifedir. Zamirler her zaman marifedir. Muzafun ileyh olan zamir marife olduğu için kamis de marifedir. ebyad kelimesi kamis’in sıfatıdır. Yani kamis ile ebyad birlikte sıfat tamlaması oluşturur. Sıfat tamlamasında sıfat, sıfat sahibine uyar. Zamire izafe edildiği için marife olan kamis kelimesinin sıfatı da marife olmak zorundadır. Bunun için el- almıştır.

 

Soru: 16.30 daki son cümlede “onun tamamını okulda aradım deseydik burada çok doğru bir ifade olmuyor tabi ama “behastu an” ifadesinden sonra mı “küllü” kelimesi gelirdi ve nasıl bir cümle olurdu yazabilir misiniz rica etsem?

Cevap: İlginiz için teşekkürler, yararlandığınıza sevindim. Sorunuza cevaben:

بحثتُ عن كلِّهِ فِي المدسةِ derdik o durumda da

 

Soru: Hocam bu dersde bedelden bahsettiniz .Bu bedelin kelime anlamı nedir. Nasıl olur. Bedeli nasıl tanımlayabiliriz. Galiba anlamadım hocam

Cevap: https://www.youtube.com/watch?v=pchZdrvq5b0&list=PLuf0KkaRfflvp3V6859xelxVsm1H0c0xA   buradaki 35 36 ve 37. videoları izleyin Bilal Bey.

 

Soru: Hocam , 23:48 ve sonrasında , علبة kelimesi هذه ye bedel olduğu için ال takısı almalı , علبة kelimesi الحلوى kelimesine mudaf olduğu için ال takısı almamalı dediniz . Bir kelimenin muzaf olması onun belirli yani marife olduğunu gösterir , ve bir daha ال takısı getirmemize gerek kalmaz . O yüzden هذه علبة الحلوى dememizde ne gibi bir sakınca olabilir ki ? علبة kelimesi mudaf konumunda olduğu için zaten belirlidir ve bir daha ال takısı almasına gerek yoktur bu yüzden هذه kelimesine bedel olabilir . Ve yine علبة kelimesi ال takısı almadığı için الحلوى kelimesine mudaf olabilir . Yanlış biliyor isem lütfen düzeltin hocam .

Cevap: İsm-i işaret’ten sonra sonra elif lam ile gelen kelimeye bedel diyoruz ve “bu paket” anlamını da böyle veriyoruz. Türkçe düşünürsek “sıfat tamlaması” yapmış oluyoruz. Eğer elif lam ile gelmezse o bedel olmadığı gibi haber oluyor. Mesela biz sizin söylediğiniz gibi  “هذه علبة الحلوى” dersek arzu ettiğimiz gibi “Bu helva paketi…” değil, “Bu helva paketidir.” demiş, yani cümle kurmuş oluyoruz. Biz cümle kurmak istemiyoruz. Mesela “Bu helva paketini al.” diyeceğiz. Yani “al” ile cümle kuracağız. İsm-i işaretten sonra bize bedel lazım olduğunda (yani Türkçe söylersek, sıfat tamlaması yapmak istediğimizde) bunu el- ile yapıyoruz. Marife olması bizi kurtarmıyor. El- ile marife olması lazım. Bir de bu açıklamadan sonra bakın. Ne zaman cümle olur, ne zaman tamlama olur konusunu oturtmanıza da bir nebze katkısı olur. 

 

Soru: Hocam, dersin diyalog kisminin sonunda geçen eşye e  kesiratin, hocam burda sıfat tamlaması varsa Eşye e. Kelimesi akılsız çoğul olduğundan mevsufta tekil ve mueennes geldi fakat eşye e kelimesi üstün ve tek harekeli olmasına rağmen mevsuf durumunda olan kesiratin kelimesi hem tenvin aldı hem de kesralı şekilde geldi. Bu kısmı izah edebilir misiniz?

Cevap: Eşya kelimesi Duhul kelimesine muzafun ileyh olmuştur. Bu yüzden mecrurdur. Ama kelime gayri munsarıf olduğu için kesra alamaz. Kesiratin kelimesi ona sıfat olmuş olduğu için o da mecrurdur ve kesra alabilir. Eşya kelimesi Aslen Eşyi’â’u şeklindedir. Yani Ef’ilâ’u veznindedir. Bu yüzden gayri munsarıftır.

 

Soru: Hocam şimdi biz tüm isim tamlamalarinin başına هذا vs.isaret ismi getiremez miyiz ? Getirirsek muzaaf bu sefer sıfat olur o yüzden işareti sona atıyoruz ama yorumlarda biri bu evin kapısı nasıl deriz demiş siz de هذا باب البيت demişsiniz burda neden ismi isaret sona atmadınız?

Cevap: İsim tamlamalarının başına “tamlamanın bir parçası olarak” işaret ismi getiremeyiz. Yoksa yan yana gelemez demek değildir. هذا باب البيت bir tamlama değil cümledir. Anlamı “Bu, evin kapısıdır.” şeklindedir. Burada “haza” mübteda, “bab” da haber olduğundan birbirinden tamamen ayrıktır. Konuda yer alan sakıncaların hiçbiri burada geçerli değildir.

 

Soru: hocam هذه ساعتك الجميلة ifadesinde الجميلة ne oluyor? saatuke’nin sıfatı mıdır? Anladığım kadarıyla saatuke başına el takısı gelemediği için bedel değil dolayısıyla haber ve saat burada muzaf, ke ise muzafın ileyh oluyor.

Cevap: ELCEMİLETU, SAAT’in sıfatıdır. Saat kelimesinin el almama nedeni KE’ye muzaf olmasıdır. Muzaflar el almaz. KE zamiri (yani zamirler) marife olduğu için SAAT de marifedir. Sıfatı olan El-cemiletu’nun marife olmasının nedeni de budur.

 

Soru: “yardım etmek istiyorum” gibi bir cümlede başına ان gelen fiili muzari yerine,içinde şahıs manası olmayan normal bir masdar kullansak olurmu? 

Cevap: “أريد أن أنصر” ifadesi “yardım etmek (etmemi) istiyorum” anlamına gelir. ” أن ” ile yapılan masdar-ı müevvel yerine düz masdar kullanılabilir. Ancak durumun anlaşılmayı engelleyici bir durum olmaması gerekir. Mesela “أرِيد النصر” dediğimizde yardım etmek mi yoksa yardım almak mı istiyorum, belli olmuyor. Bunu göze alırsak kullanılabilir. Zaten böyle şahıs içerikli masdarların varlık sebebi bu tür karışıklıkların önüne geçmektir.

 

Soru: selamun aleykum  hocam 6. alıştırmanın 7.örneğinde ”hoca çıkmadan önce sınıftan çıkmayın ey kardeşler” dedik fakat hoca çıkmadan derken en yehruca dedik neden olumsuz ( en le yahruca )yapmadık ta olumlu muzari getirerek yaptık biraz açıklayabilir misiniz.

Cevap: “Hoca çıkmadan önce” ifadesi aslında bir olumsuzluk içermiyor. “Hocanın çıkmasından önce” demektir. Eğer böyle tercüme edersek sanırım karışıklığı gidermiş oluruz. …

 

Soru: selamün aleykum hocam dersinizde (أُّيها) eyyüha’dan bahsediyorsunuz ben internete biraz baktm ama bu konuyu tam olarak bulamadım.

Cevap: أُّيَّتُهاَ şeklinde yazılıyor. Fecr Suresinin 27 ayetinde örneği var Gürsel Bey.

 

  1. CİLT DERS 19

 

Soru: Selamün aleyküm. Hocam kelimeler cümle içerisinde merfu ya da mecrur konumundayken farklı harekeler alıyorlar, mesela nesne konumunda olan bir kelimenin fetha aldığını biliyoruz bunu bir metin üzerinde okurken çok zor olmasa da konuşurken ben o kelimenin nesne konumuna gelip gelmediğini düşünüp harekesini ona göre belirleyeceğim derken bir cümleyi kurmam çok zaman alacaktır. İnsanlar konuşurlarken bu şekilde harekeleri düşünerek mi konuşuyorlar gerçekten? Öyle ise buna pratik mi kazanmak lazım.Hocam, merhabalar! جعفر ismi gayri munsarif bir isim midir? 2. alistirmada caferu olarak okumaniza ragmen, unite metninde أتعرف جعفرًا؟  seklinde geciyor. 

Cevap: Cafer kelimesi gayrimunsarıf değildir. Alıştırmada yazım yanlışı olmuş.

 

Soru: Selamün aleyküm hocam لا سادرس diye yazsak hocam oda tahsil görmeyeceğim anlamı vermez mi

Cevap: Olumsuz cümlelerde sin kullanılmaz Oktay Bey.

 

Soru: hocam dakika 13:00 da teşteriyeni değilde teşteriye lii dememizin sebebi nedir ? zira buradaki inceliği bir türlü anlamadım, satın alan ve satın alınan var ortada, yani bu fiil geçişli değil mi?

Cevap: Ali Bey, dediğiniz gibi fiil geçişlidir. Zaten kitabı nesne olarak almış. “teşteriyenî” dersek kendimiz nesne oluruz. “Beni satın almanı rica ediyorum…” anlamına gelir. “Benim için bu kitabı satın almanı rica ediyorum.” demek doğrusudur.

 

Soru: Hocam konuyla alakasız ama senelerdir aklımda olan bir soru sormak istiyorum:Tecvid kuralları arapça da uygulanıyor mu acaba?Mesela arapça bi metinde Muhammedün rasurullah Muhammedürrasurullah diye mi okunur? Yoksa tecvid sadece Kuran için mi uygulanır.

Cevap: Tecvid kelime manası olarak “güzelleştirme” demektir. Tecvid dini bir uygulama değildir. Diksiyon uygulamasıdır. Bir dili güzel ve akıcı konuşmanın gereklerini sistem haline getirip “tecvid” adını vermişler. Elbette konuşma dilinde de kullanılır. Ne var ki bir Kuran tilaveti sırasında kullanılacak tecvid kuralları ile konuşurken ya da ayetleri konuşma temposunda okurken uygulanacak tecvid kuralları farklılık arz eder. Özellikle uzatma miktarları açısından…

 

Soru: Bu ders için ayrıca teşekkür ederim hocam, sayılar konusu en zorlandığım konulardandı bu derste çok kolay anladığımı farkettim. Çok teşekkürler..  2019 girmeden bütün dersleri bitmiş olacağım inşaallah.. ayrıca anlatımınız çok hoş..Hocam 

Hindistanlı talebelerden birini biliyormusun 

Diyalogta geçen bu kısımda 

Hindistanlı talebelerden biri

Biri, bu  cümlede muzaf durumunda olmuyor mu

Bu kelime muzafsa 

Muzaf el takısı  ve tenvin almaz diye  biliyorum 

Fakat bu cümlede.  Neden  Tenvin li halde gelmiş  muzaf  olan kelime

Cevap: Mevcut haliyle ehad burada muzaf değil. Muzaf yaparak “talebelerden biri” yerine “talebelerin biri” demiş olsaydık aradaki “min” i kaldırıp tamlama yapabilirdik. Bu durumda da Ehade-ttullabi’l hunud derdik yani tenvinini kaldırırdık. Muzaf olunca tenvin alamıyoruz çünkü…

 

Soru: Hocam bu dersde hadis okudunuz.

Kim dünyada ipek giyer ahirette giymeyecek.

Ordaki lebise giydi demek değil mi . 

Mazi bi fiil .

Siz muzari manası verdiniz .

Bi sebebi var mı

Cevap: Hayır bir sebebi yok Bilal Bey. Sadece iki dil arasında her şey birebir örtüşmez. Bir dilde geçmiş zaman kipiyle söylenen bir şey başka dilde geniş zaman kipiyle söylenebilir. Mazi ya da muzari kullanılmış olsa da bu şart cümlesidir. Şart cümlelerini Türkçe’ye çevirirken geniş zaman da kullanırız.

 

Soru: Hocam selamlar, Allah hayrınızı kabul etsin. Cümlelerde, özneyi ne zaman söylemek gerekiyor, ne zaman atlasak da oluyor onu karıştırıyorum. Dakika 26:56‘da, Lâ, Len Yerciu Min Ciddetü Ğaden, desek, müdürü söylemesek de olur muydu? Hangisi daha makbul?

Cevap: Teşekkür ederim ilginiz için. Soruyu soran müdürün adını bahis konusu ettiğinden, cevapta yanlış anlaşılma ihtimali olmadığından ve sözde makbul olan, az kelimeyle çok şey ifade etmek olduğundan; en makbul olanı cevapta müdürün adını zikretmemektir.

 

  1. CİLT DERS 20

Soru: hocam 17:12 de geçen mihadde kelimesi yastık, birde ben visade diye bir kelime biliyodum yastık manasına gelen, ikisinin bir farkı var mı, yoksa ülkeden ülkeye kullanım falan mı değişiyor?

Cevap: Ali Bey, ikisi de aynı şeydir. Mihadde üstüne yanak koyduğumuz için, visade de başımızın altına altığımız için verilmiş. Her ikisi de yastıktır.

 

Soru: hocam dakika 31:45 te geçen cüneyh,riyal,rubiyye,lira gibi kelimeler arasında ne gibi bir ilişki var?

Cevap: Cüneyh Mısır parasıdır, Riyal Arap parasıdır, Rupi Hint parasıdır. Lira da Türk parasıdır. Başka liralar da vardır. Lira kelimesi Latinceden geçmedir Ali Bey.

 

Soru: Selamun aleykum hocam arapca çalısmaya başladıgimdan beri namazdan sonra uyumuyorum her gün  2 ünite bitiriyorum kırık meal okuyorum ve kulagimda sürekli arapça dinletiler oluyor radyo vb bide arapca cocuk hikayeleri buldum internetten o kelumeleri tam anlayıncaya kadar tekrar ediyorum sizce abartı yormuyum yoksa böyle devam etmelimiyim ilme karşı bitmeyen bir açlık duygusu içindeyim rabbim bu yoldan ayırmasınilmimizi artırsın sizin hizmetinizide kabul eylesin

Cevap: Maya tutmuş. Bu hususta başarılı olan insanların hepsinin benzer hikayeleri vardır. Abarttığınızı düşünmeyin. Tutkunuzun peşinden gidin. İtidal önemlidir, ölçüsünü belirleyecek de sizsiniz. Güzel dualarınız için teşekkür eder, aynıyla mukabele ederim.

 

Soru: 58:58 Hocam, burada ye’tî fiilinden sonra neden ilâ harfi cerri kullanılmadı?

Cevap: ETÂ fiili her zaman ilâ ile kullanılmaz. Özellikle de böyle davranış bildirir şekilde gelirse İLÂ kullanmamak daha doğrudur. Burada somut bir yere gelmek değil de insanların karşısına çıkmak, yanaşmak kast ediliyor.

 

 

Soru: Bu derse gelene kadar zorlanmamıştım. ‘Sayı’ konusu zorlayacak gibi. Konuyu anlama hususunda bir sıkıntı yok, ancak kural ve istisna çokluğu hızımı kesti.  1’ler ayrı, 2’ler ayrı, 3 ve 10 arası ayrı, henüz görmedik ama muhtemelen 10 üzeri ayrı :), müennes/müzekker durumu farklı. Arapça konuşurken ve yazarken bu kadar çok kural ve istisnayı hesap ederek konuşmak/yazmak zor olmalı. Yeni ehliyet alacak acemi bir şoför düşünün. Aracı kullanırken, vitesi düşünür, gaz-debriyaj ayarını düşünür, freni düşünür. Ancak ustalaştıkça bunları refleks olarak, otomatikman yapar. Arapça’da öğrenilmesi zorunlu kurallar gördüğüm kadarıyla çok fazla. Yani bu kuralları düşünmeden refleksle konuşmak için çok çok çalışmamız gerekiyor. Tabii, hızımız kesildi ama yılmak yok. Allah, yardımcımız olsun.Hocam videodaki parçanın yarısından başlıyorsunuz sonra başa dönüyorsunuz farkına vardınız mı? Yorumlarda kimse bahsetmemişte acaba yanlışlık benim kitapta mı?

Cevap: Muhammet Bey, bir sıkıntı yok. O zamanlar bir PDF dosyasından işlemiştim dersi. Demek ki onda sıralama böyleymiş. Güncel kitaplarda da farklı. Bu kitap 50 yıldır 50 farklı yerde basılıyor. Artık baskılar birbirini üretir hale gelmiş. Kim bilir daha ne çeşit baskılar çıkar. Kaide bozulmamış. Her iki diyalog da mantıklı görünüyor.

 

Soru: Hocam 10.aliştirmadaki  ilk örnek

İki renk sahibi kalem

Muvsuf olan kalem  kelimesinin sıfatı sadec zu mudur yoksa hem zu hemde 

Levneyni midir?

Bir de hocam zu sıfat olduğunda sadece ,marife ve nekra oluşunu belirlemede kendisinden sonraki kelime ye mi bakılır 

Bunun dışında  kalan tekil ikil 

Dişi erkek gibi özelliklerde zunun kendisi mi dikkate alınır

Cevap: Nazlı Hanım, sıfat sadece ZU’dur. Muzafun ileyh Zu’ya aittir, mevsufa değil.

Zu neye sıfatsa onun tekil çoğul nekre marife eril dişil özelliğine uyum sağlar. Zu’dan sonraki kelimenin zu’nun mevsufuna karşı sağlaması gereken tek uyum nekire marifelik uyumudur. O da ZU’nun hatırına…

 

Soru: Hocam

Kem,  den sonra gelen kelime temyizdir dedik 

Harekesi mansub  ve tekil gelir  temyiz olan kelime

Fiil şeklinde bı temyiz gelirse yine bu şartı taşır mı

Yani tekil ve masub sartini

 

Hocam bu sorum daha var

  1. Alistirmanin  6. Örneğinde

Min kem beben 

Kaç kapıdan  öğrenciler çıktılar 

Hocam  min  eki niçin   kem in önünde  kapı kelimesinin önünde bulunmuyor oysa biz kapıdan diye 

Kelimeyi okuyoruz fakat  min eki kem in önünde bulunuyor

Hocam yine bu cümlede 

Öğrenciler çıktılar 

Kısmında.  Biz fiil cümlesinde  iki fail. Bı arada olmaz.  Diye öğrenmiştik 

Bu cümle isim cümlesi olmasına rağmen 

Harace tekil tullebu çoğul geldi 

Yani isim cümlesinde de iki fail bı arada  bulunmadığı bı durum geldi 

Bu kısmı izah edebilir misiniz

Hocam bir soru daha var 

Zu kendinden sonra gelen kelimeye muzaf olur dedik

Muzaf ise tenvin ve el takısı alamaz 

Zu  muzaflik özelliğini herzaman korur mu 

Örneğin cümlede ki gelişine gore  tenvin alması gerekiyor sa 

Bu durumda  yine muzafin tasidgi şart gereği tenvin almaz mi

El takısı kısmını anladım 

Yani marife odugunu bı önceki kelime gosteriyordu 

Bu kısmı eledik 

Fakat tenvin olma durumunda nasıl olur

Cevap: 1. Temyiz fiil olmaz. Temyiz cins bildiren bir şeydir. İsim nevindendir.

 

  1. Kem baben = Kaç kapı 

Min kem baben = “Kaç kapı”dan

Türkçe gibi düşünsek de böylesi makul. İlla min bab kelimesinin başına gelsin derseniz gelir ama anlam değişik olur. Bakara Suresi 249. ayette tam da öyle olduğu bir örnek var. “Kem min….” = “Nice nice geçti….” anlamına gelen bir deyimdir ve amacı soru sormak değildir. Bir şeyin çok olduğunu bildirir, haberî bir hüviyeti vardı. Bu konuyla ilgili şu videoyu izlemenizde yarar var:

https://www.youtube.com/watch?v=yQ86U0enoOs

 

“Kem min babin” deseydik: “Nice nice kapılardan çıktılar!” olurdu anlam.

 

  1. Zu her zaman muzaftır ve tenvin alması gereken bir durum asla oluşmaz. Tenvin ya da el almak zu’ya ait değildir. Onun muzafun ileyhi olan kelimeye aittir. ZU hep ZU’dur. Ne tenvin alır ne EL alır. Tam da muzaflara yaraşır bir durum.

 

Soru: hocam dersin 21.35 dakikasında ki alıştırma biraz kafama takıldı da sizi onu için rahatsız ettim kusura bakmayın .   3. sorunun cevabı şöyleydi:   جاءَ اليومَ طالِبانِ جَدِيدانِ . ‘İki öğrenci’ (طالِبانِ جَدِيدانِ) cümlenin faili olduğu için marife olması gerekmiyormuydu bununla birlikte soruyu cevaplayan kişi öğrencilerin iki tane olduğunu biliyorsa, öğrenciler zaten marife olması gerekmez mi? Kusura bakmayın hocam sizi sık sık rahatsız ediyorum.

Cevap: Cümlenin faili değil, fiilin faili olur. Cae fiilinin faili “Tabiban” nekredir. Faillerin marife olması gerektiği gibi bir kural yoktur.  “Kaç yeni öğrenci geldi?” sorusuna : “İki yeni öğrenci geldi.” denmiş. Bu öğrenciler nekredir. Öğrencilerin iki tane olduklarını bilmemiz onları marife yapmaz. Ama taliban cedidan ikilisine eliflam konarak da cümle düzenlenebilir ve fail marife yapılabilirdi. Bu durumda arada anlam farkı olurdu. Türkçeye belki “O iki yeni öğrenci geldi.” diye çevirirdik. Yani muhatabımız o iki kişiyle tanışmış ya da ona daha önce onlardan bahsedilmiş anlamına gelirdi. Ama örnekteki cümlede Soruyu soran öğrencileri bilip tanımadığı gibi, cevaplayanın bile tanıdığı şüpheli…

 

Soru:10.dkk da.”biri…diğeride…”cümlesinin hem kadına hem erkeğe olan misallerini verdiniz.eğer bu iki kişiden biri erkek diğeride kadınsa biz bu iki kalıptan hangisi tercih edeceğiz yahut başka kullanabileceğimiz bir ifade  var mı? Bu sorum işaret zamirleri içinde geçerli.mesela erkeklerde “hum” kadınlarda “hunne” ifadelerini kullanıyoruz.eğer bu erkek ve kadınlar yanyanaysa ne kullanacağız?

Cevap: Bu örnek daha ziyade – âni eki ile getirilen ve dolayısıyla aynı cinste olan iki varlık için. Farklı cinsler varsa, biri ve diğeri demek yerine isimlerini zikretmek daha iyi olur diye düşünüyorum. Ama yine de bu tür kombinasyonları spesifik örnekler üzerinden düşünmekte fayda var…

 

  1. CİLT DERS 21

Soru: Hocam dakika 50’de, yercı’il vezirü diyeceğiz, doğru mudur?

Cevap: Doğru, arayı söyleyişte öyle kapatırız.

 

Soru: Hocam diyalog kısmında 

Benim kitapta  sayfa 146

Baş kısımlarda

Hepsi için. Bı örnek getir diyor

Ve hidin 

Bu kelime orada minhe  nin muzafin ileyhib olduğundan mi hareke. Esre halinde

Cevap: Videonun 25:55 saniyesindeki cümleyi söylüyorsunuz sanırım. Küllü’den sonra bir muzafun ileyh gelir hep. Kullu vahidin (vahid muzafun ileyhtir) Kullü’yu de kulli haline getiren, başındaki Lİ harf-i cerridir. Kullu vahidin = Her bir … demektir. 

 

“Kelime çeşitlerinden (isim, fiil, harf) her biri için bir misal getir.” diyor hoca. 

 

Buradaki minha: “min aksamil kelimeti” demektir. Kelime çeşitleri akılsız çoğul olduğu için HA zamiri kullanılmış.

 

Soru: Hocam videodaki parçanın yarısından başlıyorsunuz sonra başa dönüyorsunuz farkına vardınız mı? Yorumlarda kimse bahsetmemişte acaba yanlışlık benim kitapta mı?Hocam diyologun son kısımlarında

Beş dakika sonra 

Bu cümlede  ba de , den sonra gelen kelime muzafn iley olmuyor mu

Beş dakika derken burda 

3 ile 10 arasındaki sayı kurali. Uygulanmis mi

Dekaika akılsız çoğul olduğu için

Hamse muzekker mi  gelmiş 

Dekaika gayri munsarif olduğu içinde   üstün halde gelmiş doğrumu hocam

Hamse neden üstün halde o kısmı anlamadım

Cevap: Ba’de’den sonra gelen HAMSİ kelimesi muzafun ileyhtir, aynı zamanda DEKAİKA kelimesine de muzaftır. HAMSİ’nin sonu fetha değil kesradır. Sebebi muzafun ileyh olmasıdır. 

Bu tamlamada 3 ile 10 arasındaki sayı kuralı geçerlidir. 3 ile 10 arasındaki sayılarda sayılan (Ma’dud) çoğul ve mecrur olur. Sayı ise (Aded) Ma’dud’un TEKİL HALİNİN cinsiyetçe zıddıdır. 

 

Dekaika’nın akıllı ya da akılsız çoğul olmasının bir farkı yoktur. 3 ile 10 arasındaki sayılarda Ma’dud hep çoğul gelir. Akıllı da olsa akılsız da olsa Aded, Ma’dud’un tekil halinin cinsiyetine zıt gelir. Dekâiku kelimesinin tekili Dakîkatun (yani müennes) olduğu için aded Hamseti değil Hamsi gelmiş. 

 

Dekaika kelimesinin fethayla bitmesi gayri munsarıf olması nedeniyledir. Gerçekte mecrurdur.

 

Soru: Hocam, ecvef fiilde mazi muhatab ve mütekellim çekiminde neden ilk harfin harekesi üstün iken ötre oldu?

 

kÂle – kUlte gibi

 

İ’lal kaidesi mi? Detaylı öğrenecek miyiz?

Cevap: fiillerin asıllarında ELİF yoktur. Ecvef fiillerde gördüğümüz elif VAV ya da YA’dan değişmiştir. İ’lâl kaideleri nedeniyle Ecvef fiiller de elifleri VAV’dan dönüşmüşse U ile YA’dan dönüşmüşse de İ ile söylenir. Fiil çekimlerinde bu zorunluluk HUNNE’den başlar, sonuna kadar böyle devam eder. Hunne’den öncesindeki çekimlerde iki sakin harfin yan yana gelme sorunu olmadığından A şeklinde okunmaya devam eder…

 

Soru: hocam dersin sonunda gale gibi filler çekimlenmiş.CÂE de ki elif harfi bu fillerinkinden farklı olduğu için cite citü cina diye mi çekimlenecek? CÂE fiilinin muzarisine sık raslanmamasının sebebi zor okunuşu mu?

Cevap: Evet, Cİ’TÜ, Cİ’NÂ şeklinde çekiliyor. Zor oluşu ya da olmayışı sizin takdiriniz. Fakat kullanılıyor bu fiil… Bazen bize zor gelen Araplara zor gelmeye de biliyor… 

 

Soru: hocam 25:30 da unuttum manasındaki fiil nesiytü mü yoksa nesiitü diye mi okunacak, yada her iki veciz de caiz mi ?

Cevap: Kendinden önce kesra gelen sakin yâ harfi med harfidir. Bu itibarla kendinden önceki kesrayı uzatır Ali Bey. “Nesîtü” doğrudur. Zaten söylenirken aralarındaki fark pek anlaşılmaz.

 

Soru: hocam dakika 53:10 daki 3.cümlede geçen fehimte ve fehimtü ifadelerini ikiye ayırıp fehim kısmına fiil ve te ve tü kısımlarına da isim dememiz gerekmez mi ?

Cevap: Parçalarsanız “te” ve “tü” faildir Ali Bey. Merfu muttasıl zamir olmak hasebiyle isimdirler.

 

Soru: hocam ma ve mazi fiilin kattığı olumsuz mazi anlamı ile lem ve muzarinin yaptığı olumsuz mazi arasında fark var mı

Cevap: Bildiğimiz kadarıyla yok Zeynep Hanım.

 

Soru:Hocam diyolog kısmının başlarında onun üç arkadaşı nerede diye geçiyor. Hocam arkadaş kelimesi çoğul ve muzekker dakat üç,  sıfat olarak muennes gelmiş bu kısmı açıklayabilir misiniz?

Cevap: Nazlı Hanım, bu ifade sayı tamlaması olarak gelseydi selâsetu es-dikâe diyecektik. (Esdikâu kelimesi muzafun ileyh eril olduğu için sayı dişi gelir. Kelime gayri munsarıf olduğu için sonu fetha. Sayı kuralı. 3’ten 10’a kadar olan sayılarda geçerlidir. Sayı ve sayılan arasında cinsiyet zıtlığı olur.) Sıfat tamlamasına çevirip, kelimeleri yer değiştirdiğimizde de (esdikâ’uhu-s’selâsetu) yine sayı tamlaması kuralına uygun olarak çevriliyor. (onun üç arkadaşı demek için araya bir HU girmiş) Yani sayı tamlamasında kural ne ise sıfat tamlamasında da o oluyor. Çünkü sayı tamlaması kuralları yeterince karmaşık. Bir de sıfat tamlamasına uyum sağlatmaya çalışmak bayağı bir zorlamalı olur.

 

Soru: Hocam reislerini karşılamak için 

Kısmında reisleri  nesne durumunda midir 

Şayet nesneyse cümlede reis i hım

Esre halinde gelmiş kelime

Nesnenin harekesi üstün olması gerekmiyor mu

Cevap: Reislerini karşılamak ifadesini Türkçe’ de söylüyoruz. Tam çevirisi “Reislerinin karşılaması” şeklinde olurdu. Yani Arapçası isim tamlaması. Reis muzafun ileyh olduğu için de mecrur gelmiş.

 

Soru: Şunu merak ediyorum neden mazi fiilini olumsuz yapmak yerine muzari fiile “لم” getirerek olumsuz geçmiş zaman anlamı kazanıyoruz?

Cevap: Aleyküm Selam, ilginiz için teşekkür ederim. Dillerde bu şekilde ifade zenginlikleri vardır. Bazen anlamda da  küçük nüanslar olabilmektedir. Bu seçim işidir. Dilerseniz mazi fiili olumsuz yaparsınız, dilerseniz muzari fiil başına lem koyarsınız.

 

Soru: Selamun aleykum sayın hocam. 18:55 Deki, “Kesiirun min’ettulaabi lem yefhemuu haza” cümle yapısını anlayamadım. Kesiirun neden başta? Haza sonda kafam karıştı. Yardımcı olabilir misiniz? İyi çalışmalar dilerim. Saygılarımla

Cevap: Alperen Bey, yardımcı olmaya çalışayım:

Kesiirun min’ettullaabi: Öğrencilerden birçoğu

Lem yefhemû: Anlamadılar

Haza: Bunu

Öğrencilerden birçoğu bunu anlamadılar. Bu şekilde söyleyince belki anlaşılır. Eğer anlaşılmadıysa biraz daha açarak sorun. Sevgiler!

 

Soru: Selamlar Hocam, bu ders hakkında iki sorum olacaktı. Birinci sorum 37:50 de yer alan (4. cümle) vacibat kelimesi neden mecrur oldu? Çoğul olduğu için mi? Ünitede başka bir örnekte de yine mecrur olarak gelmiş? İkinci sorum ise, 54:45 de yer alan cümlede geçen sonra kelimesi ile ilgili. Ben sonra kelimesini harfi cer olarak biliyordum ve kendisinden sonra gelen kelimeleri cerrederek okuyordum siz orada isim demişsiniz sonra kelimesi harf değil miydi? Şimdiden teşekkürler Hocam.

Cevap: Büşra Hanım, selamlar. Sorularınıza cevap vermeye çalışayım: 1. “‘ÂT” ile biten çoğullar yani, cem-i müennes salimlerin nasb ve cerr halleri aynı şekilde olur yani kesralıdır. Burada “el-vacibati” ifadesi mecrur değil, olması gerektiği gibi mansubdur. Ancak “el-vacibate” şeklinde bir söyleyiş yoktur. Yani kesra ile mansubdur denebilir. 

  1. Ba’de ifadesi zarftır. Zarflar da isimdir, harf değildir.. Zarflardan sonra gelen kelimeler de mecrur olur. Ancak bunun sebebi harf-i cerr almaları değil muzafun ileyh olmalarıdır. Yani bir diğer deyişle zarflar muzaftır ve yanlarına gelen isimleri de muzafun ileyh yaparlar. 

Hürmetlerimle.

 

  1. CİLT DERS 22

Soru: Hocam konunun başlığının hâletu’l mudâriı’s “selasi” olması gerekmiyor mu? Yani selasu mudariu’nun sıfatı değil mi ? Yoksa burada muzarii’nin halleri üçtür gibi bir mana mı var. Öyle ise es-selasu’nun nekre ve tenvinli olması gerekmiyor mu?

Cevap: “Üç Muzarinin Halleri” değil, “Muzari’nin üç hali” söz konusudur. Yani üç, halin sıfatıdır, muzarinin değil.

 

Soru: Hocam  hamidun yezhebu.

Bu isim cümlesi değilmi.

Fiil cümlesi dediniz

Cevap: Öncelikle daha pratik olması açısından sorduğunuz şeyin hangi dakika ve saniyede geçtiğini belirtmeniz iyi olur sorularda Bilal Bey. Ben arayarak buldum bahsini ettiğiniz yeri. Anlatımda bir yanlışlık yok Elhamdülillah. “Hamidun yezhebu” cümlesi isim cümlesidir. Bunun haberi olan “yezhebu” fiil cümlesidir. Haberler, müfred isim olur, şibh-i cümle olur (car-mecrur ya da zarf-muzafunileyh), isim cümlesi olur ya da fiil cümlesi olur. Burada haberin fiil cümlesi cinsinden olduğu bir örnek vardır. Bahsini ettiğim konu geçmiş konularda da geçiyor, ileride de bol bol geçecek. Saygılarımla..

 

  1. CİLT DERS 23

Soru: Selamün aleyküm hocam. 28. Dakikalarda münzü usbuıyn kelimesine 2 haftadan beri manası verdiniz. Cemi olmuyor mu

Cevap: Betül Hanım, üsbû’ayn demek istemişiz. Yani iki hafta. Zaten çoğulu esâbi’ şeklinde gelir.

 

Soru: Hocam selamlar, Allah hayrınızı kabul etsin. semânun ve ışriyne mi doğru, semânin ve ışriyne mi? benim elimdeki baskıda esreyle yazılmış 28, o yüzden sormak ve doğrusunu öğrenmek istedim. Vidyoda da 46:27 ‘ de geçiyor bu dediğim.

Cevap: Merhaba, doğrusu semanin olacaktır. Aslında “semaniyun” ama Arapça’da “iyun” demek yasak. “iyun” denilecek yerler “in” diye okunur. Ama yine merfudur. Sadece mecrur gibi okunuyor. İsm-i menkus konusuna dair şu videoyu incelerseniz, böyle okunan kelimelere dair daha detaylı bilgi edinmiş olursunuz: https://www.youtube.com/watch?v=iGij1xr9Duk

 

Soru: Bir sorum olacaktı, 24:00 febagiye seb’un ve selasuune safhaten de nasp etmedik sayıları bagiye o zaman fiil olmamış oluyor, türkçe düşününce kalmak kaldı olarak fiil gibi düşündüm.

Cevap: Seb’un ve ona atfen selasune, Bakiye fiilinin faili olduğu için ref durumundadır. Safhaten de temyizdir. Bakiye fiildir.

 

Soru: Merhabalar Hocam yine bir sorum olacak, kusura bakmayın sizi meşgul ediyorum bu aralar. Hakkınızı helal edin. 49:36 da yer alan 78 kelimesini söylerken müpteda olacağı için merfu olacak demiştik ama sekiz kelimesi mecrur olarak geldi. Bu sekiz sayısı ile alakalı bir durum mu? Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap: Büşra Hanım, sorularınızdan memnun oluyorum. Lütfen çekinmeyin. Size ism-i menkus kelimesi bir şey ifade ediyor mu bilemiyorum. Bu konu başlığını bir araştırın. Ancak size özetle şunu söyleyebilirim. Arapça’da “iyun” diye biten kelimeler, “in” e dönüşür. Bu “y” harfinin zayıflığından kaynaklanır. Ama eğer “y” harfi şeddeliyse “iyyun” ise yani, o zaman bir değişiklik olmaz. Dolayısıyla “semaniyun” “ye”nin zayıflığı nedeniyle “semanin” olmuştur. Yoksa mecrur değil hala merfudur. İsm-i menkusları incelerseniz daha iyi oturur bu bilgi.

 

Soru: Hocam sayılardan sonra gelen sayılan (Ma’dud)  el takısı almış bir şekilde gelebilir mi?. Ayrıca merak ettiğim bu sayıların birler basamağının irablanması meselesi 10 -20 arası sayılar için de geçerli mi? 

Cevap: Ma’dud el takısı aldığında anlam değişikliği olur. Mesela “selasetu kutubin” (üç kitap) iken “selasetu’l-kutubi” (kitapların üçü) olur. Yani 3’ten fazla bilinen bir kitap grubunun içinden seçilmiş üç kitap kastedilir. Halbuki ilk örnekte böyle bir bilgi yoktur. 11’den 99’a kadar olan sayılarda bütün bir sayı terkibi birler ve onlar basamağı olarak mensub okunur.

 

Soru: Selamunaleyküm, hocam. Müsadenizle 3 sorum olacaktı;

 

  1. Cülenin başına innemâ gelince yalnızca anlamını hangi kelimeye veriyor? Örneğin inneme’l a’mâlu bi’n-niyyât cümlesinde neden “yalnızca ameller niyetlere göredir” değil “ameller yalnızca niyetlerledir” diyoruz?

 

  1. Yalnızca anlamı veren fegat kelimesi hep cümlenin sonunda mı gelir, yoksa ‘yalnızca şu’ diye sınırladığı kelimeden hemen sonra mı?

 

  1. 21-29 arası sayıların önünde harfi-cer olursa, sayının hem birler basamağı, hem onlar basmağı, hem de temyiz mecrur mu olmalı?

Cevap: 1. İnnema ile ilgili düşünenlerin hep aklına takılan bir soruyu gündeme getirmişsiniz. İnnema ile cümlenin mübtedası haberine tahsis edilir. Bunu Türkçe’ye çevirirken mantığını gözeterek birini seçmek durumundayız. İki farklı söyleyişte iki anlam çıktığı doğrudur. Bunların birini seçeceğiz ama mübteda ve haberin “tek eşlilik” gibi bir ilişkiyle birbirine bağlandığı gerçeğini düşünerek yapacağız bunu. 

  1. FEKAT sınırladığı kelimenin sonuna gelir, cümlenin sonuna gelmesi şart değildir. 
  2. 21-29. sayı tamlamalarının önüne harf-i cerr gelirse sayı basamakları cerredilir. Temyiz nasb halinde kalır.

 

Soru: hocam dakika 52:40 da geçen caizetün kelimesine ödül,mükafat,hediye manasıda verebilir miyiz, bir yerde geldiğinde nasıl ayırt edeceğiz, mesela ünitede geçen cümlede “bu diploma çalışkan öğrenciler içindir” dedik, peki bunun bu ödül manasına gelip gelmediğini nasıl anlamalı, araplar genel olarak bunlar için farklı kelimeler kullanır mı ? birde gaatün kelimesinin salon dışında koridor, avlu gibi anlamları var mı, yahut bu anlamlar için arap hangi kelimeleri kullanır ?

Cevap: Haklısınız… Benim hatam, ödül olması lazımdı.

 

2.CİLT DERS 24

Soru: Selamunaleykum hocam  madud olmadan sayı saydığımız da eril form mu kullanılmalı dişi form mu?

Cevap: Eril bir şeyi sayıyormuşuz gibi sayarız Nurşen Hanım.

 

Soru: Hocam sayılarda 1453sayisini okurken önce birlerden başlayarak okunması zorunlumu….binlerden de başlanabilir mı?ayrica her bir basamak kendi irabina tabi mi yani okurken sayının iraplarini nasıl yapmaliyim harekelerini

Cevap: Ayten Hanım, binlerden başlayarak okumak da mümkün ama son iki basamağa geldiğinizde önce birler basamağı okunuyor. Her bir basamak kendi irabına ve cinsiyetine göre okunur. Bazıları irabdan ve cinsiyetten etkilenmez. Etkilenenler etkilenmiş şekilde okunur.

 

Soru: hocam bu 10 sayısı bazen aşeratü bazende aşratü diye yazılıyor, bunun belli bir kuralı var mı yoksa her iki vecih de caiz mi?

Cevap: Her iki vecihte de söylendiği oluyor Ali Bey. Asıl olan aşru ve aşeratu şeklindedir. Fakat farklı terkiplerde farklı söylenişlerine rastlarsınız.

 

Soru: Selamun aleykum hocam buraya kadar izlediğim videoların çoğunu anladim kafam 2 şeyde takıldı biri bu videoda 28 sayısındaki 8 in merfu durumunda  8 ثمانٌsemanun değil ثمانٍ  semanin yazılmasının sebebi nedir 2.sorum ise hangi  videoda olduğunu hatirlamiyorum sadece doktor deyince طبيب derken falanca doktor neden الد كتر tabirini kullanıyoruz .

Cevap: Öncelikle “Semanin” aslen “Semaniyun” şeklindedir. Arapça’da genel bir kaide: “iyun”lar “in” e dönüşür. Bu ye harfinin zayıf bir harf olmasından kaynaklanır. Sadece nasb durumunda “iyen” diye okunur. Ref ve cer halleri “in” şeklindedir. 

 

Tabib: Hekim demektir. Doktor: Herhangi bir bilim dalında doktora yapmış kişidir. Doktor ifadesi kişinin unvanı olarak kullanıldığında, mesela Doktor Ahmet dediğimizde doktor da Ahmet’tir, Ahmet de Ahmet’tir. Yani her iki kelime de aynı varlığı nitelemektedir. Bu yüzden Arapça düşünürsek Ahmet kelimesi doktora bedel olur. Ahmet Marife bir kelimedir yani özel isimdir. Bu yüzden doktor da marife olmalıdır. Başına el- almasının nedeni budur.

 

  1. CİLT DERS 25

 

Soru: “Kene” isim cümlesinde anladık, ismini raf haberini nasp eder ve lakin kendisi cümlenin başına gelirse ne olacak..? –)) Sanırım cümle “fiil cümlesi” olacaktır… İşin burası da söylenmemiş…

Cevap: Kane isim cümlesinin başına gelir ama o gelince cümle fiil cümlesi olur. Kâne standart bir fiil değildir. Nakıs fiildir. Nakıs fiillerin de faili mefulü değil, ismi ve haberi olur. Fiille başlayan cümleler fiil cümlesi olur. Kâne de her ne kadar nâkıs da olsa fiildir.

 

Soru: 

25:35 Hocam, burada ye’tinî kelimesini neden emir gibi çevirdiniz?

 

Ayrıca neden ye’tînî kelimesinin yâ’sı düşmüş?

 

Cevap: Bu tarz cümleler şart ve cevab-ı şart cümleleridir. Daha ilerideki ünitelerde de bol bol karşınıza çıkacak. KUL – YE’Tİ iki fiil. “Sen de, o da gelsin.” Yani bir anlamda sen dersen gelir. Yani gelmesi senin demene bağlı. Biz Türkçe’de “Söyle de gelsin” deriz. İşte oradaki “de” de böyle bir şart anlamı taşır. Böyle durumlarda şartın her iki tarafı hem ilk durum hem de son durum fiilse bu fiiller cezmedilir. İlki zaten emir. İkincisi de o emrin sonucunda gerçekleşecek durum. İleriki derslerde ayrıntılı anlatılacağından bu kadarla iktifa ediyorum.

 

Soru: hocam gaibe emir vermek nasıl oluyor. 25:51 deki gibi “gul liehiyke ye’tini gaden” mi diyeceğiz.?

Cevap: Emr-i gâib meczum fiilin başına “li” getirmekle olur: liyef’al:yapsın, nehy-i gaib ise aynı nehy-i hazır gibidir :  lâ yef’al: yapmasın. Bahsettiğiniz cümle şart cümlesidir. Anlamı “kardeşine söyle de yarın gelsin” demektir. Yani sen söylemezsen o yarın gelemez….

 

Soru: Selamun aleyküm hocam الاعْراب  ın manası çölde yaşayan mı demek hocam yani bedevi gibi sahra hayatı süren

Cevap: Evet, öyle söyleniyor Oktay Bey

 

Soru: 22:16‘da ya Ebabekrin dediniz  harfi nida’dan sonra tenvin kullanılmaz diye hatırlıyorum ama ya ustadh!?

Cevap: Hasan Bey, bu söylediğiniz kural terkiplerde geçerli değildir. Eğer sadece Bekir’e hitap etseydik, Bekrun, Ya Bekru olurdu. Fakat Bekr, muzafun ileyh olunca hitap ya’sından etkilenen tek şey muzafın harekesidir ki nasp edilir. Ebu Bekrin, Ya Eba Bekrin’e dönüşür

 

Soru: hocam dakika 16:55 te hastalar manasındaki merdan kelimesinin sonundaki elif-i maksuradır ancak feten kelimesinin sonundaki elifi maksura değildir de ya harfidir şeklinde anladım ama acaba yanılıyormuyum ?

Cevap: Ali Bey, Elif-i maksura hem isimlerin hem fiillerin hem de harflerin sonuna gelir. Dolayısıyla her elif-i maksura ile biten kelime ism-i maksur değildir. “Merdan” değil, “merdâ” demek lazım çünkü kelime gayr-ı munsarıftır. Sonunda elif-i maksura “el-fetâ”nın sonunda da elif-i maksura vardır. Ve ism-i maksurdur. Bu yüzden tenvin de alır. “Merdâ” ya da “el-Merdâ” ise ism-i maksur değil, gayr-ı munsarıf isimdir. Burada “fa’lâ” veznindeki çoğulların gayr-ı munsarıf oldukları söyleniyor özetle…

 

Soru: hocam dakika 21:40 ta geçen müveccih kelimesi tam olarak ne manaya geliyor, kaç tane sözlüğe baktım bulamadım, yani buldum ancak bununla alakasız şeyler hep. ?

Cevap: Ali Bey, bu kelime kanayan bir yaradır içimizde. Bu kitabı sanırım okutmaya başlayalı 6 sene kadar oluyor. Her defasında bu kelime başımıza bela olmuştur. Sanırım yazarımızın da başına bela olmuş olacak ki, sonraki baskılarında kelimeyi müfettiş diye değiştirmiş. Sözlüklerde “supervisor” diye geçiyor. Bu da bizdeki “şef” gibi bir anlama geliyor. Ancak bizim Türk okullarında “şef” dediğimiz zaman muhasebeye falan bakan bir adam anlıyoruz. Yıllar süren bu çileyi sonlandırmak için bir Suudi Arap arkadaşımı az önce sırsalayarak sorguya çektim. Ağzından laf alamadım. Önce “Yöneltme yapan biri” dedi.. Neyi nereye yöneltiyor dedim cevap veremedi. Sonra okul yöneticisi olduğunu söyledi. O zaman müdür mü? dedim. Hayır dedi. Sen hiç “müveccih” gördün mü? dedim. Tabii her okulda bir tane olur dedi. Peki bir şeyleri yönetiyor, öğrencileri mi yoksa eğitim dışı lojistik işleri mi yönetiyor diye sordum. O da çoğunlukla öğrencilerle ilgili bir görevi olduğunu söyledi. Türkiye’deki eğitim sistemindeki karşılığını anlamaya çalışıyorum dedim. Her ülkenin sistemi ayrıdır dedi. Sonra da yani “öğrenciler ve öğretmenlerle ilgili sorun olmadığından emin olmaya çalışan kişi” dedi.. Ben “müfettiş” olsa okulda çalışmaz, okulları ziyaret eder dedim. Hayır okulda çalışıyor bunlar dedi. 

 

Kısacası müfettiş. Hatta şef müfettiş. Hatta yönetici şef müfettiş de diyebilirsiniz. 

 

Arabın anlamadığını ben garip nasıl anlasın. Kısaca haybeye para kazanan asalak bi adam anlayacağınız… 

 

  1. CİLT DERS 26

 

Soru: Hocam, şimdiye kadar üç tane dönmek kelimesi öğrenmiş olduk zannediyorum. rajaa, aada, aabaa. bunlar arasında bir anlam farkı var mı?

Cevap: Aralarında çok fazla bir fark yok. Yine de uygulamada biri diğerine tercih edilebiliyor.

 

Soru: Fialun mastar vezninde hocam zehebe neden zehaabün oldu zihaabün olması gerekmez mi?

Cevap: Temel kalıptan bazı sapmalar olabiliyor. Mesced yerine mescid dememiz gibi. Bunu Araplar böyle seçmişler…

 

Soru: Bir sorum olacaktı, (tahminim sorunun cevabı önceki derslerde anlatılmıştı ama ben gözden kaçırdım veya unuttum) 43:00 da şu cümle تكتب الواجبات cümlesinde “vecibetİ” yani sonun mecrur ve tenvinli olma sebebi nedir? Mümkünse kısaca anlatabilir misiniz?

Cevap: Cevabınız için : https://youtu.be/3b8VuEAbyy8

 

Çoklu Soru: Selâmün aleyküm.hocam.size bi sorum var. eyne mi’taf’a cevap olarak.hâzâ huve mi’taf diyoruz.buradaki hâzâ huve ile ha huve za nın manası aynı mı?

Cevap: Sevgili Taha Bey, ikisi de yakın manaları içeriyor. Ama hâzâ hüve dediğimiz zaman “bu mu, bu mu…” diye sorulduğunu düşünün sonra hepsine hayır deyip, birinin çıkarıp “işte bu…” dediğini düşünün. İşte hâzâ hüve bunu belirtiyor. Yani budur, başkası değil. Hâ hüve zâ da bu manâya yakın ama aranan bir şeyin bulunması ile söyleniyor, bilmem anlatabildim mi…

 

Soru: Teşekkürler hocam.birde hâzâ hüve ve ha hüve za daki işte bu ve işte burada mânâlarını mota mot nasıl anlarız? 

Cevap: Taha Bey, tam olarak anlayamamış olsam da biraz daha açayım. Hâ hüve zâ dediğimizde bir de daha adını söylemiyoruz dikkat edin. Karşımızdaki zaten neyi aradığımızı biliyor. Hâzâ hüve’l mescid dediğimizde ya daha önce başka bir mescid görmüşüz ama beğenmemişiz, mescid diye buna derler diyerek onu belirtiyoruz, ya da senin mescid mescid diye sorduğun şey işte bu diye gösteriyoruz, ya da karşımızdaki, bu mu mescid diye bir çok yer göstermiş değil demişiz, ardından işte onlar değil bu demiş oluyoruz. Hâ hüve zâ’da ise bir arama ve bulup gösterme söz konusu… Hâzâ mescid dersek de yorumsuz, vurgusuz bir şekilde bunun bir mescit olduğunu belirtmiş oluyoruz. Umarım yardımcı olmuşumdur.

 

Soru: Çok teşekkürler hocam.ilk anlatımınızda anlamıştım ama sorum başkaydı.mesela hâzâ hüve diyoruz normalde hâzâ “bu” ve hüve de”o” demek.peki bunlar yan yana gelince nasıl “işte bu”oluyor.ha hüve za da aynı şekilde nasıl “işte burada”oluyor.bu mânâları bunlardan nasıl çıkarıyoruz?çok ayrıntı soru olduğunu biliyorum lakin kafamda soru işareti kalmasın istiyorum.

Cevap: Sevgili Taha Bey,

 

Bu durum bizim “o” ifadesinin hem işaret sıfatı hem de zamir olmasından kaynaklanıyor. Biz hem uzaktaki bir şeye işaret ederken, hem de uzak yakın farketmez üçüncü bir şahsın arkasından konuşurken “o” deriz. Eğer bir şeye işaret ediyorsak bir daha onun hakkında Türkçe’de zamir kullanmayız. Zamir kullanıyorsak da işaret etmeyiz. Diller arasında motamot anlamlar olmaz. Motamot çeviri yapmak da çoğu zaman komik sonuçlar doğurur. Manayı karşı dile aktarırken önce gramer olarak çevirip, bu çevirinin karşı dilde bir karşılığı yoksa bir daha çevirmek gerekir. Bu nedenlerle hem bu, hem de o ifadesini Türkçe’de beraber pek kullanmıyoruz.

 

  1. CİLT DERS 27

Soru: hocam bu bablar meselesi nedir? bu derse kadar bahsetmemiştiniz. ne işe yararlar.? Allah razı olsun.

Cevap: Ali Bey, 

Önce şu videoyu izleyin: https://www.youtube.com/watch?v=6adFujGbbb0

Bütün fiil bablarının bir hülasası için de şu videoyu izleyin: https://www.youtube.com/watch?v=VNEQGG2o9kM

 

Soru: Hocam, fiilin orta harfinin aslının vav mı, yoksa yâ mı olduğunu nasıl biliriz?

Cevap: Elcan Bey, 

 

Fiilin YA kökenli mi yoksa  VAV kökenli mi olduğunu anlamanın en kolay yolu masdarına bakmaktır. Bu bize büyük oranda fikir verir. Mesela;

NÂME-YENÂMU fiilinde ortadaki elif aslen VAV mıdır YÂ mıdır? 

Masdar NEVM olduğuna göre VAVDIR. 

BÂ’A – YEBÎ’U   fiilinde ortadaki elif aslen VAV mıdır YÂ mıdır? 

Masdar BEY’ (بيع) olduğuna göre YA’DIR. 

Örnekler çoğaltılabilir.

 

Soru: Hocam diyalog kısmında

Adem , uyku beni yendi, diyor

Buradaki nevm kelimesi  meful degil mi. Mefullerin harekesi üstün olması gerekmiyor mu

Cevap: Uyku bana galip geldi cümlesinde özne uykudur. Arapçasında da Fa’il Nevm’dir. Bu yüzden son harekesi dammedir.

 

Soru: 1:17:49 Hocam, neden nim değil nem okudunuz? Anlayamadım

Cevap: Elcan Bey, emirler fiillin muzari halleri üzerinden yapılır. Muzari fiilin başındaki muzaraat hari atılır. Sonra da sonu cezmedilir. 

 

Uyumak fiili NÂME – YENÂMU 

 

Sen uyursun: TENÂMU. Te’yi atıp sonunu cezmettiğimizde:

 

NÂM oluyor. Yani hem nundan sonraki uzatma elifi hem de mim sakin ve yan yana geliyor. İki sakin yan yana gelemeyeceğinden elif düşüyor:

 

NEM (Uyu) haline geliyor.

 

Soru: Selamünaleyküm Hocam, 3. bab konusunda kafam karıştı. Tam olarak ne işe yaradığını anlamadım. Muzariyi a-a şeklinde oluşturduğunu biliyorum ancak burada işlevi kafamı karıştırdı. 3. bab başka bir babta olan fiilin 2. bab ve 4. bab cinsinden (yani evcefi ya) çekimlenmesi mi? Bazı fiiller bu baba giriyor ama aynı zamanda başka bir babta da olabiliyor gibi geldi yapı olarak.

Cevap: Betül Hanım, Ecvef fiiller 1., 2. ve 4. babdan gelirler. Bu bablarda da mazi ve muzari çekimleri verilmiş. 3.  bab yok yani. Aslında bu bir ezber konusu. Bunu ezberlemeye gerek yok. Sadece ecvef fiil de illetli bir fiildir ve çekimlerinde arıza oluşur, bunu bilmeniz yeter. Bu arızaları da böyle fiillerle karşılaştıkça zaten mantık olarak çıkaracaksınız. Tek tek ezberlemeye gerek yok.

 

Soru: Diğer bir sorum.bu unitede kâné bi sudâun şedîdun / benim şiddetli bir baş ağrım vardı. cümlesinde. kâné bi’yi nasıl anlayacağız.kâné bi ilk defa çıktı.

Cevap: “Bî sudâ’un şedîd”= “Bende şiddetli bir baş ağrısı var” demektir. Haber-i mukaddem içerir çünkü mübteda olan “sudâ'” kelimesi nekiredir. Kâne haberi nasb edecektir ama haber câr-mecrûr şibh-i cümle olduğu için onda nasb mahallen olur. Kâne ile anlam “Şiddetli bir baş ağrım vardı” halinde geçmişe dönüşür.

 

Soru: Hocam.bu dersin başında ecvef fiilin 1. 2. ve 4. bablardan geliş şeklini gösterdiniz.acaba ecvef fiillerin 3. 5. ve 6. bablardan gelişi nasıl oluyor?

Cevap: Taha Bey, diğer bablarda ecvef fiil yoktur.

 

Soru: peki nakıs ve misal fiillerde durum aynı mı?

Cevap: Misal fiiller tüm 6 babdan gelir. Nakıs fiiller ilk 5 babdan gelir. Lefifi de sormadınız ama söyleyeyim 2-4-6. bablardan gelir.

 

Soru: Hocam konuyla alakası yok ama.bizlere  misal ecvef nakıs fiilleri gösterdiniz ve bunlardaki değişimlerin üzerinde durdunuz.peki diğer 35 babın içindeki fiillerde illetli harflerden kaynaklanan değişimler oluyor mu?

Cevap: Söylediklerimiz 35 babın içinden 6’sını oluşturan sülasi mücerred fiillerle ilgilidir. Diğer bablarla ilgili böyle yaygın kurallar yoktur. Sülasi mezîd ve Rubâ’î fiiller sülasi mücerredlere göre çok daha basit ve tekdüzedir. Ancak Arapça’da her zaman ve zeminde illetli harflerden kaynaklanan bazı değişimler olur. Temel ses kurallarını bilince bu değişimler çok kolay anlaşılır. Videolar sıklaşınca mesajlar da sıklaştı, mesajınız arada kaynadı. Cevabımdaki gecikmeden dolayı affımı istirham ederim.

 

Soru: Selamun Aleykum hocam.Ecvef fiillerin mazi muzari maczumlu ve emir hallerini gorduk peki niye mansup hallerini gormedik?

Cevap: Bu konuda önemli bir özellik yok. Mansub olunca sadece sonu fetha oluyor ya da nun düşüyor. Tabii ecvef fiiller de muzarileri itibariyle Mansub olurlar… Bir konu altında değil ama ecvef fiillerin mansub olduğu birçok örnek var kitabımızda.

 

  1. CİLT DERS 28

 

Soru: 1:01:30 Hocam, burada lem yeşkuniye’l muderrisu şeklinde okunması gerekmez miydi?

Cevap: Evet, birleştirerek okursak öyle okuruz.

 

Soru: Selâmun aleykum,Hocam,  derste geçen ‘yetbeul meyyite selâsetun…’ ile başlayan hadisi şerifte, selâsetun’ dişiliğini, sonra gelen cümlelerde ise isnâni ve vâhidun erilliğini nereden alıyor hocam? Saygılar..

Cevap: Aleyküm Selam Üzeyir Bey. Arapça’da sayılar yanlarına hiçbir varlık gelmediği zaman vâhid, isnân, selâsetün, erba’atün…. ilh. şeklinde sayılırlar. Bir diğer ifadeyle yanlarında eril bir varlık sayılıyor gibi sayılırlar. Bu hadis-i şerifte de sayılar mutlak kullanılmış (yani ma’dud olmaksızın) ya da hazfedilmiş bir “ŞEY” kelimesine  muzaf ve men’ût olmuştur. Yani “Selasetü eşyâe” “şey’un vâhidun” “şey’âni’snâni” gibi… 1 ve 2 sayılarının sıfat, 3 ve sonrakilerin muzâf olduğunu hatırlayalım… İnşallah anlaşılmıştır. Saygılarımı sunuyorum.

 

Soru: Allah razı olsun Hocam, fiil çekimleri de sayılar kadar göz korkutucu inşaallah bir an önce sindirebiliriz. Bir de bir sorum olacaktı. ba’de ve ba’du kelimeleri aynı yazılıyor, harekesiz bir cümlede bunları nasıl ayırabiliriz? Ben şöyle bir şey düşündüm acaba doğru olur mu: Ba’du kelimesinin arkasından muhakkak bir kelime gelir ama ba’de kelimesinin arkasından bir kelime gelmez. Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap: Büşra Hanım, güzel bir ezberden sonra sıkıntı kalmayacaktır. Ba’de ve Ba’du ile ilgili söylediğiniz doğru ama ters söylemişsiniz. Ba’du dan sonra bir şey gelmiyor. Ba’de den sonra bir muzafun ileyh gerekir. Bu tarz gramer bilgileriyle harekesiz okumak mümkün oluyor. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim harekeli basılıyor çünkü Arapça bilmeyenler çok okuyor. Arapça metinleri ise gramer bilmeden doğru okumak mümkün değil.

 

  1. CİLT DERS 29

Soru: Hocam, muda’af fiil muzaride yef’ulu olursa, mazisi fe’ale (‘adade ye’uddu) gibi; yef’alu olursa fe’ile (mesise yemessu) gibi okunuyordu. Peki muzaride yef’ilu gibi çekilen muda’af fiiller (cedde yeciddu) mazide aynu’l-fiilinin harekesi ne olur?

Cevap: Elcan Bey, Muzaaf fiiller 1,2 ve 4. babdan gelirler. Adde fiili 1. bab, messe fiili 4. bab, Cedde fiili de 2. babdandır. Mazide aynul fiilin harekesi fethadır. Mazi çekiminde hünne’den itibaren ortaya çıkar. Cededne… şeklinde…

 

Soru: Hocam belki daha önce bahsettiniz ama ben hatırlayamadım.Lefif fiillerde keve’yi niye keva diye okuyorsunuz?Ordaki kural ne?

Cevap: Oradaki son harf vavı uzatmak için. Araplar da uzatma yaptıkları zaman biraz daha ağızlarını açıyorlar ve bu A sesi gibi çıkıyor. Biz de öyle yapıyoruz.

 

Soru: Kur’an okurkende öyle mi okumalıyız?Yani keva diye mi?Yoksa bu arapça konuşma diline has bir şey mi?

Cevap: Arapça’da E ve A şeklinde iki ses yoktur. Ağız açıklığı nedeniyle biri A gibi çıkar, diğeri E gibi çıkar. Bizde bu ikisi farklı harfler olduğu için Latin alfabesi ile yazdığımızda bazen A bazen E yazıyoruz. Umarım sizi doğru anlamışımdır ve aynı şeyden bahsediyoruzdur. Bu durumda Kuran okumasında da bir telaffuz farkı yoktur. Yine de emin olmak için bazı Kuran tilavetleri dinleyebilirsiniz.

 

Soru: hocam 1:02:12 de indema mazinin başına gelmiş, oysaki videonun başındaki notlarda muzarinin başına geldiği yazılıydı, ikisinin de önüne bu manada gelebiliyor galiba ?

Cevap: urada önemli olan nokta lemmâ ve indemâ tercihi… Lemmâ cezmeden lemmâ ile karışmasın diye muzarinin başına gelmez. İndema her ikisine de gelir.

 

Soru: Selamunaleykum. Değerli Hocam, daha önce ‘ ne -dim ne de -dim’ manasında  ‘la… ve la…’ kalıbını görmüştük ama bu derste geçen hadiste ‘mâ mesistu dîbâcen ve lâ harîran elyene….’ ifadesi farklı bir kalıp mıdır? Saygılar…

Cevap: MÂ ve LÂ da ikili şekilde kullanılır. Aynı manaya gelir.

 

  1. CİLT DERS 30

 

Soru: Hocam, el-mu’tellu’l-lâmi gibi illetli fiil isimlerinde her iki taraf da elif lam almış, ama biri merfu, öbürü mecrur dururmda. Bunun sebebi nedir?

 

Bir de alıştırmalarda “ekmili’l-cümelu’l-letî…” cümlesinde neden “ekmil” emir  fiilinin başında kat’ hemzesi var?

Cevap: el-mu’tellu’l-lâmiyyu bir sıfat tamlaması  anlamı da lamında illet olan fiil demektir. Sonda böyle ya harfi olduğunda son harekesini pek söylemediğimiz için mecrur gibi düşünülüyor. 

 

Ekmele-yukmilu-ikmâlun fiili if’âl babından bir fiildir. Emri de kat’ hemzesi ile gelir. Emirlerin vasıl hemzesi ile gelmesi sülasi mücerredler için geçerli bir kuraldır. Mezidler için geçerli değildir. Zaten mücerred fiillerde de o emri okuyabilmek için vasıl hemzesi koyuyor, hatta okuyabilmek mümkünse hemze koymuyorduk. (KUL) fiilinde olduğu gibi. İf’al babında zaten fiilin başında bir hemze olduğu için bu zaruret de ortadan kalkmış oluyor. Yani fiil kendi hemzesiyle okunuyor.

 

Soru: Allah razı olsun. Şunu yine anlayamadım, Hocam. Eğer mu’tellul-ayni, muhtellul-lâmi gibi kelimlelerde ‘ayni, lami’ isimleri mankus ise, başına eliflam geldiğinde ya açığa çıkmalı değil miydi?

 

المُعتلُّ اللّامِي gibi

 

Eğer bunlar mankus isim değilse, nedir?

 

Çok soru sorup vaktinizi alıyorum, hakkınızı helal edin.

Cevap: Sorduğunuz sorulara elimden geldiğince cevap veririm. Yeter ki cevabını biliyor olayım. Sormaktan çekinmeyin. 

 

Aynî , Lâmî gibi isimler mankus isim değildirler. Bu kanaate nasıl vardınız, bilemiyorum. Bunların sonlarındaki YÂ nisbet yani MENSÛBİYYET yâ’sıdır. Zaten lâm veya ayn birer harf ismidir. 

 

Lâmî: Lâm’a mensub. Lam’la ilgili demektir. Türkçe’deki -el, -sel ekleri gibidir. KültürEL, kavramSAL kelimelerinde olduğu gibi. 

 

Gramer kuralları isimlendirilirken farklı yaklaşımlar sergilenebilir. Mesela aynı fiil için

معتل اللام (isim tamlaması)

المعتل اللامي (sıfat tamlaması)

ya da kısaca

ناقص

 

denilebilir. 

 

Eğer nakıs menkus ise kafanızı karıştıran:

 

İsm-i menkus: isimdir. 

Fiil-i nakıs: fiildir. 

Mu’tellul-Lâm fiillere (yani son harfi illetli olan fiillere) aynı zamanda Nâkıs fiiller denir. 

 

Ama ne mu’tel kelimesi ne de Lâm kelimesi birer ism-i menkus değildir. 

 

Yâ’nın açığa çıkması ise sıkıntı:

 

LÂMÎ : Lâma özgü. Lam’la ilgili, Lâma mensup anlamlarına gelir. LÂM kelimesine sıfat hüviyeti kazandırır. Bu nedenle sıfat tamlaması yapacağımız zaman

المعتل اللامي 

dediğimizde illetli oluşu son harfinden kaynaklanan fiili kast ederiz.

 

Soru: Hocam  هات دفترك الاول cümlesinde defter muzaaf oluyor da biz tüm muzaaflari ال li mı kabul ediyoruz onun sıfatı birincide ال geldi ona uygun dediniz de ben muzaaflari ال almıyor biliyordum ama orda gozukmesede alıyor gibi mi bakicaz? Birde hocam isim tamlamasinda cinsiyet yönünden uyum yoktu değil mi

Cevap: Elif Hanım, Muzaflar EL almaz. Muzafların marifeliği muzafun ileyhin marifeliğine bağlıdır. Yani muzafun ileyh marife ise muzaf da marifedir. Bu el almaktan ya da almamaktan dolayı değildir çünkü alamaz. İsim tamlamasında cinsiyet uyumu tabii ki yoktur. Ahmed’in saati, Zeyneb’in kalemi olmasın mı? 🙂

 

Soru: 1. 23:52 Hocam, burada neden zumelâu kelimesinin sonundaki hemze, yâ harfinin üzerine yazılmış?

 

  1. Notasyonla ilgili kuralları toplu bir şekilde öğrenebileceğimiz bir kaynak var mı?

Cevap: Elcan Bey, kelime orada yanlış yazılmış . Doğrusu : زُملاءُ 

şeklindedir. Notasyonla ilgili konu aslında hemze ile ilgili konudur. Hemze biraz sıkıntılı bir yazılışa sahip. Zamanında bazı notlar yazmıştım hemze ile ilgili:

 

https://www.tekellum.net/hemzenin-yazilis-kurallari/ 

 

Onlara bir göz atın. Gramer kitaplarında birçok konunun yanı sıra serpiştirilmiş notasyon kuralları da var. Sadece notasyondan bahseden bir kaynak bilmiyorum.

 

Soru: Hocam 3 sorum olacaktı müsade ederseniz;

1- bedel ile sıfatı birbirine karıştırıyorum, aralarındaki yazım olarak fark nedir?

2- 30:50 ‘de اخوك الصغير cümlesi hem isim tamlaması hemde sıfat oluyor (?). Doğru mu anladım? Cümle nasıl olsaydı SADECE isim tamlaması olurdu?

 

3- (konuya uzaktan alakalı, kuran okurken fark ettim) Nisa 127 de, mealler sanki sıfat tamlaması var gibi

 في يتامىَ النساءِ (fi yetemE-n Nisaİ)

İfadesini “yetim kadınlar” olarak meal ediyor. Sıfat tamlaması olsaydı اليتامى olarak geçmesi gerekiyordu (öğrendiğim kadarıyla) fakat isim tamlaması ise, muzaf merfu olması gerekmiyor mu hocam? Muzaf burada mensup gelmiş.

 

Cevap: 1. Bedel sıfatla gramer olarak uyum açısından benzer hükümlere sahiptir. Ancak bir ismin sıfatı o isim sahibinin vasfı iken, bir ismin bedeli o isim sahibinin bizzat kendisidir (ya da bir kısmıdır).

  1. ‘Ahûkes’sağîr’ hem isim hem de sıfat tamlamasıdır. ‘ahuke’ isim tamlaması, ‘(el)ahu’s sağir’ sıfat tamlamasıdır.. Burada el olmaması, marife olan ‘ke’ ye izafe edilmiş olmasındandır. 
  2. Bahsini ettiğiniz ayet parçası gramer olarak isim tamlamasıdır. Meallerde daha çok sıfat tamlaması tercih edilmiş. Motamot çeviride ‘kadınların yetimleri’ olur. Bu da ‘kadınların yetim olanları’ demektir. Ancak böyle çevirince ‘kadınların yetim bıraktıkları’ gibi anlaşılacağından genelde sıfat tamlaması şeklinde çevrilmiş.

 

0 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sayfa başına kaydırma butonu.