6 Mart 2016 Pazar

Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye ile Arapça Ders Çalışma Tavsiyeleri

                 Merhaba,            

             Bu bölümde bundan sonra dünya çapında haklı  bir üne kavuşmuş Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye isimli Arapça öğretim kitabını hep  beraber işleyeceğiz. Kitap ve ünite ile ilgili sorularınızı lütfen hemen ilgili  ünitenin videosu altına yazın ve cevabını alın. Bu interaktif uygulama sayesinde Arapça öğretimi konusunda yarım asrı geçkin  bir tecrübeye sahip olan Dr. Abdurrahim'e ait Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye kitabı,  hem konuları peyderpey ve insanları sıkmadan, zorlamadan anlatması, hem de Türk  insanının en büyük Arapça öğrenme vesilesi olan dînî metinleri anlaşılır kılma  konusundaki becerisi ile isabeti tartışılmaz bir kaynaktır. 

  
             Bu kaynağa bizim de acizane kattığımız Türkçe ders notları sayesinde gramer konularını önce işleyecek, sonra da konuları işlerken edindiğimiz bu bilgiler yardımıyla konuları daha iyi anlayabileceğiz. 
   
             Yüz yüze eğitim konusunda elde etmiş olduğumuz tecrübeler ışığında öğrencinin neyi nasıl yapması gerektiğini gayet iyi biliyor ve onlara bu konuda elimizden gelen her türlü yardımı yapmaya hazır bulunuyoruz. Ayrıca internet nimeti sayesinde çok geniş coğrafyalara ve çok geniş kitlelere  hitap etme imkânını yakaladığımız için mutluyuz. 
  
             Bu dersleri işlemedeki usule değinelim biraz. Öncelikle kaynaklar:
  
1. Öncelikle ders kitaplarını elde etmede zorluk çekmeyeceksiniz. Gerek Diyanet Yayınevi'nde, gerekse Ankara'da Hacı Bayram Camii girişinin karşısında yer alan İşler Kitapevi (Arapça) ya da daha birçok yerde bu kitapları bulabilirsiniz. Sanırım 4 ciltlik setin fiyatı 20.00 TL civarında. Ayrıca kitapları BURADAN da indirebilirsiniz. 

             Kitapların indirilerek kullanılmasına kitabın muhterem müellifi Dr. Abdurrahim, ticari maksatla çoğaltılmamak şartıyla izin veriyor (Allah ondan razı olsun.). Bu arada şunu da belirtelim, Türkiye'de yayınevlerinde satılan kitap seti 4 cilt, yukarıda linkini verdiğim set ise 3 cilt. Ancak ikisi de aynı. Ciltlerin bölünüşünde farklılık var. 
  
             2. Kitaplara ait benim hazırladığım Türkçe ders notlarını da BURADAN indirebilirsiniz. Birinci cildin ders notlarının hepsi tamam. İkinci cildin ders notlarını da hazırladıkça koyacağım inşallah.  Şimdilik hazır olanları BURADAN indirebilirsiniz. Bundan sonra işleyişle ilgili:
  
             3. Öncelikle ders notlarını ve kitapları edinin. Daha sonra işleyeceğiniz ünitenin ders notlarını okuyun. Aklınıza takılan kısımları işaretleyin. Daha sonra ders notlarının izahı niteliğinde olan o üniteye ait gramer dersini izleyin. Eğer bu derste aklınıza takılan şeyin cevabını aldıysanız, ne âlâ! Yok eğer alamadıysanız, hemen ilgili ünitenin videosunun altında sorunuzu paylaşın ve cevabınızı alın. 
  
             4. Ders videosunu elinizde kitap olduğu halde izleyin ve kitaptan takip etin. Yine dinlediklerinize ilişkin notlar alın, aklınıza takılan şeyleri de not edin. 
  
             5. Ders videosu bittikten sonra üniteyi baştan sona kendiniz işleyerek boşlukları doldurun, harekelendirilecek yerleri ya da cümle kurulacak yerleri itinayla yapın. Bu konuda daha önce Arapça yazı 
yazmadıysanız, ki muhtemelen yazmadınız, önceleri biraz zorluk çekebilirsiniz. Ancak el alışır ve bu zorluk kısa zamanda biter. 
  
             6. Ünitede yer alan yeni kelimeleri beşer kez Türkçe anlamları ile birlikte yazın. 
  
             7. Bütün dersleri bir günde bitirmeye kalkmayın, kendinize bir zaman belirleyin ve canınız istese de fazla fazla ders dinlemeye kalkışmayın. Bir önceki ünitenin görevlerini bitirmeden bir sonraki  üniteye geçmeyin. 
  
             Dr. Abdurrahim'in Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye isimli kitabı, öğretici ve sevdirici tarzı ve hazırlanışındaki ihlas ve  samimiyetin tesiriyle sizi etkileyecek, özellikle gerçekten Arapça öğrenmek  istiyorsanız, kesinlikle sizi bırakmayacaktır. 
  
             Hepinize en içten duygularımla kolaylıklar diliyor derslerden başarılı sonuçlar almanızı temenni ediyorum.

2 Mart 2016 Çarşamba

Küresel Bir Yumuşak Güç Değerlendirmesi

Küresel güç, Batı'dan Doğu'ya ve devletlerden devlet-dışı organizasyonlara doğru kayıyor. Fırsat ve tehditler  artık sınırların içinde kalmıyor. Bu kafası karışık, karmaşık ve çok kutuplu dünyada, askeri güç kullanmanın sınırları daha da belirgin hale geliyor. Yumuşak güç (ilgi çekme ve ikna kullanımı) da akademik makalelerin dışına çıkıp, gazetelerin ön sayfalarında ve politik liderlerin konuşmalarında yer bulmaya başlıyor. 

Ancak bir şeyin çok kullanılması iyi anlaşıldığı anlamına gelmiyor. Zira yumuşak güç, askeri gücün dışındaki her şey gibi anlaşıldığından, sanki askeri gücün etik bir alternatifi gibi görülüyor. Yumuşak güç de hem iyi hem de kötü amaçlar için kullanılabilir halbuki. Hitler, Stalin ve Mao gibi liderler bunun birçok numunesini verdiler. Yumuşak güç, sert realizm ve idealizm arasında bir seçim değil, istenen sonuçları elde etmede kullanılabilecek bir diğer güç formu. 

İsim yeni de olsa yumuşak gücün tarihi insanlık kadar eski. Lao-tsu'nun "Lider, insanlar ona itaat ettiğinde değil, liderin halk gözünde varla yok arası olduğunda en ideal halini alır" sözünde de bu manayı görebiliriz. Amerika'nın Jazz diplomasisi ve II. dünya savaşı sonrası uygulamaya konulan Marshall Planı da sevilmenin gücünü gösteren tarihi vakalar. 

Yumuşak gücün dış politikada önemli rol oynayabileceğini kabul edenler de onun zorluklarını hafife alıyorlar. Yumuşak güç, ekonomik ya da askeri güçten daha güzel, daha risksiz görünse de çoğunlukla daha zor kullanılır, kolay kaybedilir ve yeniden elde edilmesi çok maliyet tutar bir güç. 

Yumuşak gücün başarısı kredibiliteye dayanır. Hükümetler manipülatif olur ve bilgiyi propaganda malzemesi olarak kullanırlarsa kredibilite hasar görür. En iyi propaganda, propaganda yapmamaktır. 

Yumuşak gücün sınırlarının da farkında olmalıyız. Her güç türünün kendince sınırları vardır. Dış politika hedefleri, demokrasi, insan hakları ve özgürlük eksenindeyse, yumuşak güç, askeri gücün önüne geçer. 


Dijitalleşen Dünya Ağları:

Dünyada iki büyük trend baş gösteriyor. Küresel düzeyde genişleyen networkler ve dijital devrim. 

Küresel olayları ikili diplomasiden ve hiyerarşilerden çıkarıp çok daha karmaşık ağlara çeviren üç önemli etken var: İlki ülkeler arasında gücün hızlı difüzyonu. Bu yüzyılda gücün Batı'dan doğuya doğru kaydığı görülüyor. Soğuk savaş sonrası ABD hegemonyası, geldiği gibi gidiyor. İkincisi: Geleneksel güç hiyerarşileri de erozyona uğruyor. Küresel dünyada ulus devlet kavramı etkinliğini yitirdi. Güç Batı'dan doğuya kaymakla kalmıyor, devletlerden de sivil toplum örgütlerine, çok uluslu organizasyonlara, kuruluşlara hatta bireylere kayıyor. 

Dönüşümün üçüncü ajanı da dünya nüfusunun kitlesel şehirlileşmesi. Son yıllarda tarihsel bir dönüm noktasına ulaşıldı ve şehirlerde yaşayan nüfus çoğunluğu elde etmeyi başardı. Bu trend hızlanarak devam edecek. Bunun da bilginin paylaşımı, teknolojinin yayılımı fikir ve yeniliklerin dolaşımı, siyasi hareketlerin gelişimi gibi etkileri olacak. Şehrin yükselişi, ulus devletin de düşüşü anlamına geliyor. 

Dünya gün geçtikçe daha çok "online" oluyor. Dünyada günümüzde 3 milyar internet kullanıcısı var. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı... 2016 yılında sadece G-20 ülkelerinde internet ekonomisinin hacmi 4.2 trilyon doları geçecek. Günlük hayat her gün daha dijital bir hal alıyor. Şu an 2 milyardan fazla sosyal medya hesabı kullanımda. 

Devletler de online iletişime geçmiş durumda. Facebook ve Twitter'a bakılınca, lideri ya da dışişleri bakanı Facebook kullanan devlet sayısı 155. 190'dan fazla devletin Twitter'da varlık gösterdiği görülüyor. 4000'den fazla büyükelçi-konsolos da sosyal medya kullanıcısı. 

Bilişimin gelişimi ile birlikte hayatımıza giren akıllı telefonlar bilginin paylaşılma tarzını değiştirdi. Daha çok bilgi sahibi ve aktivist bir kamuoyu var artık. Bunun etkilerini Arap Baharı'nda, Wikileaks'te, #Occupy hareketinde ve #BringBackOurGirls hareketlerinde gördük. Bu gelişmeler, bireyi tarihte hiç olmadığı kadar güçlendirdi. 

Bildiğiniz gibi propaganda öldü. Artık devletler ve avaneleri, halklarına bir mesaj, dünya kamuoyuna bir başka mesaj veremiyorlar. Öte yandan ülkelerin mesajlarını sadece liderleri değil, medyaları, baskı grupları ve bireyler de taşıyor. Bunlar arasındaki farklılıklar daha çok farkedilir oldu. Küresel toplumlar artık daha bilgili, daha akıllı, daha bağlantılı ve propaganda gördükleri zaman eskisi kadar yutmuyorlar. 

Ne var ki hükümetler de propagandanın başına gelen bu felaketten kurtulmak için "trol orduları" kurmaya başladılar. Böylece sahte sosyal medya hesapları üzerinden dijital platformlardaki tartışmaları şekillendirme çabasına giriştiler. 

Yumuşak Gücün Artan Önemi:

Yukarıda bahsi geçen değişikliklerden sonra, etkin bir dış politika yürütme işi oldukça karmaşık bir yapı aldı. Uluslar arası ilişkiler hızla değişen bir labirent gibi oldu. Ancak hala devletlerin sonuç almaları muhtemel ve kullanacakları enstrümanların da başında yumuşak güç enstrümanları geliyor. Ulusallıktan uluslararasılığa evrilen dünya kamuoyunu istenilen amaca yönlendirmenin daha etkin bir yolunu bulmak da zor doğrusu. Dünyadaki iletişim ağlarını mobilize eden ve güdüleyebilen devletler dış politikalarında başarılı olacaklar. 


Tüm bu gelişmelerin yanısıra henüz netlik kazanmamış ve hızla gelişen bir alan da siber güvenlik alanı. Siber güvenlik ve elektronik savaş konusunda dünyanın ana güçleri ortak bir tavır almak zorunda bugün. Evrensel kabul görecek bir kurallar manzumesinin oluşturulması bir gereklilik. ABD'nin Personel Yönetim sisteminin hacklenmesi ve 4 milyon federal çalışanın bilgilerinin ele geçirilmesi olayı Amerika'nın "Siber Pearl Harbor"u olarak isimlendirildi. Her geçen gün daha ciddi bir hal alan bu tehditle başa çıkmak için liderlik ve işbirliği şart. Küresel bir farkındalık ve fikir birliği oluşturulması için de yumuşak gücün devreye sokulması gerekiyor. 

Çin'in Güney Çin Denizi üzerinde uyanık bir şekilde gerçekleştirmeye çalıştığı denizi tamamen bir Çin denizi haline getirme idealine karşı Japonya, Filipinler, Malezya, Tayvan, Vietnam ve Brunei gibi ülkelerin tek tek mücadele etmeleri hiçbir anlam ifade etmiyor. Ortak akılla ve tüm paydaşların bir araya gelerek alacakları tavır önemli. Çoğu durumda artık iki taraflı bir çatışma alanı gibi görülen tüm sorunların geniş çapta ülkelerini ve güçlerin katılımıyla çözülmeye çalışılması, çözümü kalıcı kılmanın tek yolu gibi görünüyor. 

Devletlerin güvenlik ve savunma ekseninde yürüttükleri mücadelelerin çok geniş bir çapta karşılıklı kazanma eksenine çekilmesi gerekiyor. 

Joseph Nye tarafından ortaya atılan teoriye göre bir ülkenin Yumuşak Güç'ün getireceği avantajları kazanım haline getirmesi için beş adım var: Bu adımların birincisi hedef ya da hedefleri etkileyecek kaynakların belirlenmesi. Birçok devlet daha bu aşamada yenilgiye uğruyor. Ancak yumuşak gücün zor ölçülür olması nedeniyle bunu anlaşılabilir bulmak gerek. Yumuşak gücü ölçümlemede uluslararası anketlerin önemi büyük. BBC World Service'in Ülke Derecelendirme Anketi, Anholt-GFK Roper Ulusal Marka Endeksi gibi çalışmalar hep bu amaca hizmet ediyor ve ulusların çekicilik ya da cazibelerini ortaya koyuyor. Her ne kadar bu çalışmaların temel amacı, yumuşak güç ölçümü olmasa da oldukça faydalı veriler içeriyor. Yumuşak Güç kavramını puanlamaya tabi tutan hemen ilk çalışmanın 2010 yılında yayınlanan IfG-Monocle Soft Power Index olduğu söylenebilir. Bu çalışma ile ülkelerin sahip olduğu yumuşak güç kaynaklarını, ülkelerin bu kaynakları "Dış Politik Etki" ye dönüştürme potansiyelleri açısından incelemek mümkün oluyor. Yumuşak gücü sayısal verilere dönüştürmek suretiyle ölçülebilirlik sağlayan bir zemin de oluşturmuş oluyor. Her ne kadar faydası aşikar ise de çalışmanın ölçtüğü şey sadece algılar. Bir milletin nihai yumuşak gücünü oluşturan gerçek kaynak, değer ve eylemleri ölçemiyor. 

McClory 2015 Dünya'daki En Büyük 30 ülke arasında yapılan objektif
ve subjektif araştırmalar sonucunda elde ettiği yumuşak güç endeksi.
Endekste Türkiye 28. sırada yer alıyor. 
Nye'in tanımlamasına göre yumuşak gücün üç kaynağı var: kültür, politik değerler ve dış politika. Yumuşak güç çerçevesinden ele alınacak olursa kültürü "bir toplum için anlam üreten pratikler bütünü" diye tanımlamak mümkün. Edebiyat, görsel sanatlar, tiyatro gibi yüksek kültür değerlerinin yanısıra, televizyon, sinema ve pop müzik gibi büyük kitleleri hedefleyen ürünler de kültürün parçaları olarak değerlendiriliyor.  Politik değerler, kanunlar, ülkeyi düzenleyen kurum ve kuruluşlar ve bunların teamülleri de o ülke hakkındaki küresel algıyı güçlü bir şekilde etkiliyor. Devlet kurumları, şeffaflık, adalet, eşitlik gibi kavramlar, elbette doğal olarak içeride dış kamuoyundan daha büyük etki yapıyor. Dış politikası ile de ülkeler dışarıda iyi ya da kötü şeklinde özetlenecek bir algısal duruş gösteriyor. 

Tüm bu objektif ve subjektif kriterler kullanılarak üretilen veriler ışığında meydana getirilen McClory 30 Uluslar Arası Yumuşak Güç Endeksinin 2015 verileri şekilde görülüyor. İngiltere'nin listede ilk sırada yer alması sürpriz değil. Zira dünyanın tüm coğrafyalarında etkin bir etki alanı bulunuyor. BBC 
World Service,  Foreign and Commonwealth Office, ve Department for International Development yanısıra British Council gibi organizasyonları ve dünyaya mal olmuş üniversite eğitim sistemiyle zihinlerde büyük bir etki  oluşturuyor. İngiltere'nin ilhama dayalı sanat, film, müzik, mimari, tasarım ve moda dünyasına katkıları da bu algının altını çiziyor. İngiltere Premier Ligi ve Rolls Royce, Burberry ve British Airways gibi markaları da İngiltere algısını güçlendiren değerler. Ayrıca ingiltere'nin oldukça güçlü bir sivil toplumu var. Amnesty International, Oxfam ya da Save the Children gibi organizasyonlar İngiltere kaynaklı olan ve onu güçlü kılan yapılardan yalnızca birkaçı. İngiltere dünyanın her yerinde at koşturan bir ülke olması nedeniyle de dünyayı diğer birçok ülkeden daha iyi tanıyor ve dünya değerlerinden yeni sentezler oluşturmak konusunda da hepsinden daha mahir görünüyor. G-7'den tutun, BM Güvenlik Konseyi'ne, AB'ye dünyanın bütün önemli organizasyonlarında sandalyesi, oy hakkı veya veto hakkı bulunuyor. 

Almanya'nın ikinci sırada gelmesinde, Avrupa Birliği içindeki tartışmasız ağırlığının yanısıra, nüfusuyla hiç de orantılı olmayan devasa üst düzey kaliteli ürün ihracatının büyük payı var. Almanya'nın uluslararası ilişkilerde doğruyu yapacağı konusunda çok güçlü bir algı olduğunu da söylemek gerekiyor. Kültür alanında Berlin'in bölünmüş başkent imajından çıkıp bir sanat ve kültür merkezi haline gelmesinin büyük etkisi oldu. Görece dil dezavantajına rağmen Alman kültürü halan küresel bir çekiciliğe sahip. Dünya kültürüne yön veren, bilim, felsefe ve spor başarıları da Almanya'yı üst lige taşıyor. 

ABD'nin üçüncü sırada gelmesi birçok araştırmacı ve yorumcuya ilginç gelebilir. Amerika'nın yumuşak gücü birçok bileşeniyle elbette rakipsiz. Uluslararası öğrencilerin uğrak yeri olma konusunda dünyada birinci Amerika. Ancak  Amerika'yı geriye çeken etken, onun dış politikası. 

Sonuçlarda daha yakından bakmayı gerekli kılacak ilginçlikler de yok değil. Mesela İrlanda ve Yeni Zelanda'nın görece küçük ülkeler olmalarına karşın karneleri oldukça iyi. Bu sonuca İngiltere'nin gölgesinde ulaştıklarını söylemek mümkün. 

Güney Kore, son 30 yılda yaptığı kültürel atakların, ürettiği K-Pop, Samsung, LG gibi küresel markaların meyvesini, Japonya ile birlikte ilk 20'ye giren tek Asya ülkesi olmakla almış görünüyor. 

Önümüzdeki yıllarda takip edilmesi ilginç olabilecek bir diğer ülke de Brezilya. Güney Amerika'nın en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi Brezilya, yumuşak güç kaynakları açısından da bölgesinin lideri. 2014 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Brezilya, 2016 Rio olimpiyatlarına da ev sahipliği yapacak. Ancak PetroBras skandalıyla da kendini gösteren yolsuzluk, eşitsizlik gibi konular Brezilya'ya ayak bağı olmaya devam ediyor. 

En büyük sürprizi ise araştırmada Çin yapıyor. Listeyi sonuncu olarak tamamlıyor. Çin, hele de son yıllarda yumuşak gücünü artırmak için yığınla para döküyor. Yüzlerce Konfüçyüs Enstitüsü ve Xinhua haber ajansı gibi kuruluşlara on milyarlarca dolar harcadı. Birçok yardım ve kalkınma projesine imza attı. Bütün ülkeler tanıtım faaliyetlerinde kısıntıya giderken Çin, kesenin ağzını açtı. Çalışma yatırımın yeterli getiri vermediğini ortaya koyuyor. Bu Çin'in yumuşak gücünün zayıf olduğunu tabii göstermez. 2008 Beijing olimpiyatları Çin için önemli bir atlama tahtası oldu. 2010 Shanghai fuarı da Çin'in küresel bir marka olmasına büyük hizmet etti. Ama Nobel Barış Ödülü sahibi aktivist Liu Xiaobo'yu hapse tıkması, sanatçı Ai Weiwei'yi tutuklatması, azınlık hakları konusundaki vurdumduymazlığı ve insanlık tarihinde görülmüş en yaygın sansür programı nedeniyle bütün bu çabalar sonuçsuz kaldı. 

Askeri güç olarak dünyada 8. sırada yer alan Türkiye'nin, yumuşak güç konusunda alması gereken oldukça fazla yol olduğu görünüyor. Askeri güçle birlikte yumuşak gücü de yeteri kadar gelişmiş olmayınca uluslar arası arenada masaya yumruk vurmak, vurulan yumruğun ses getirmesi de maalesef mümkün olmuyor. Hepimizin gönlünde bir Türkiye sevdası var ve bu çok doğal. Bazen bu sevda kendimizi dev aynasında görme ya da olduğundan büyük bir güç ve değer atfetme sonucunu doğurabiliyor. Böyle zamanlarda uluslar arası camiada yapılmış bu gibi objektif ve bilimsel çalışmalar, şapkamızı önümüze koydurmalıdır. 

Cumhuriyetin daha ilk yıllarından başlamak üzere bu tarz endekslerde üst sıralara tırmanmak için yapılan uyanıkça oyunlara da son vermelidir. Örneğin, üniversite mezunu birey sayısının çokluğu endekste bizi yukarı çekiyor diye, her köşe başına niteliksiz üniversiteler kurmak, parayla master diploması dağıtmak bunlardandır. 

Doğruluk ve kalite, objektiflik ile öz algısında dev aynalarından kurtulmak ile ve "Bizi aldatan bizden değildir." hadisi ışığında, ülkemizi daha yukarılara taşımalıyız. 

20 Şubat 2016 Cumartesi

Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye Kitabı Üç Cilt mi, Dört Cilt mi?

Durûsu'l-Luğati'l-Arabiyye Kitabı eski baskılarında 3 cilt olarak tasnif edilmiş, sonrasında ise 3. cildin sayfa sayısının çok olması nedeniyle, 3. cildin ikiye bölünmesi sonucu 4 cilt olarak basılmaya başlanmıştır. Halen hem üç hem de dört cilt basımları bulunabilmektedir. 

Kitabın elinizde 4 cildi varsa, tüm takıma sahipsiniz demektir. Eğer elinizde 3 cilt varsa ve üçüncü cildiniz 300 civarında sayfadan oluşuyorsa, o zaman yine takımın tamamına sahipsiniz. Biz sitemizde ve YouTube kanalımızda (Kİ BUDUR) yaptığımız derslerde şu an piyasada yaygın olarak satılmakta olan 4 ciltlik kaynağa göre işleyeceğiz. 

Elinde 3 ciltlik basım olan arkadaşlarımız, 4. ciltten yaptığımız derslerin numarasına 17 ekleyerek kendi kitaplarındaki derse ulaşabileceklerdir. Yani Biz 4. cildin 5. ünitesini işliyorsak, bu 3 ciltlik takımda 17+5=22. derse tekabül eder.

Sitemizde linkleri verilen ve kitapları indirebileceğiniz indirme linkleri (Kİ BUDUR), 3 ciltlik olan basıma aittir.  

Kamuoyuna Saygıyla duyurulur. :)

15 Şubat 2016 Pazartesi

Mezhepler Çatışmasının Eşiğinde

Yaşadığımız dünyada bir aidiyetler yumağı içindeyiz. Hepimiz belirli ölçülerde bir şeylere kendimizi ait hissediyor ve kendimizi bu aidiyetlerle tanımlama ihtiyacı duyuyoruz. Yine bu aidiyetlere verdiğimiz öncelikler de bizce geçerli olan kriterlerin tesiriyle sıralanıyor. 

Yaratılışının manasını anlamış bir Müslümanın, müslümanlıktan başka tüm aidiyetlerini ikinci plana alması ve en önemli aidiyetinin kendisine ait olan imanı ile var olduğunu bilmesi gerekir. 

Günümüzde bu üstün değer olan İslamiyetin kapsayıcılığına sığınıp, tüm küçük aidiyetlerimizin zayıf ve dar kalıplarının  öngördüğü menfaatleri, büyük aidiyet olan İslam'ı zarf ederek gün yüzüne çıkaran bir topluluk olduk. Belki de hep öyleydik... 

Şahsi ve ailevi hayatına gelen bir tehlikeyi izale etmek için, kendi şahsını İslam'ın sembolü gibi lanse edenler, Mikro milliyetçilik ve kavmiyetçilik bataklığı içinde yüzerken, ümmet şemsiyesinin altında poz verenler, kendisine ve yakınlarına menfaat temin etmeye çalışırken, buna Kuran naslarından kulp uydurmaya çalışanlar, tüm bu küçük aidiyetlerinin oyuncağı olan ve yüce İslam'ı da o aidiyetlere oyuncak etmeye çalışan bedbahtlardır. 

Herkesin "cihat! cihat!" çığlıkları atarak ortalarda dolaştığı dünyamızda, öldürülen her 10 Müslüman'ın 9'unu müslümanlar öldürüyor. Dünyada Müslümanın müslümana yaptığı zulüm yeri geliyor Firavunları sollayıp geçiyor. Hepsinin de arkasında bir fon müziği gibi "Cihat! Cihat!" naraları yükseliyor. 

Mezhepler, gruplar, klikler, birbirlerini "Maşallah, kardeşlerimiz çok iyi çok hoşlar da..." diyerek başlayan cümlelerin arkasından hunharca bombalıyorlar. "Grup, cemiyet, cemaat kavramına karşıyız. Biz Muhammed (s.a.v.) ümmetiyiz." diyerek ortaya çıkanlar da yeni bir cemaat olarak kendilerini tescil ettirip, kendini ümmete mensup hisseden diğer herkesi cennetten kovmaya, ya da hiç sokmamaya gayret ediyorlar. 

İmamlarının arkasında onlara istikamet veren ve eğri kılıçlarını idarecilerini doğrultmak için çıkarıp gösteren özgür ruhlu sahabinin yerini, her daim başındakilerin gütmesiyle gözü kapalı uçurumlardan aşağı atlayan nesiller alıyor. 

Dünyada İslam aleyhine kazanlar kaynarken, kendi içlerinde birbirlerinin gücünü tüketmek için bileniyorlar. Kardeşi kardeşe düşürmek için dışarıdan çok  manevralar yapıldığı bir gerçek de... Kardeşin de kardeşe düşmeye pek bir hevesi var. 

Sünni camiada en kendini bilmez hatip kimse, onu bulup konuşturuyor, Şiilere dinletiyorlar. Şii dünyasında en küstah ve aşağılık adamı da çıkarıp, sünnilere gösteriyotlar. "İşte Sünniler budur..." "İşte Şiiler budur..." diyerek. Bir kişinin işlediği küçücük bir hatayı önce köpürtüp, onun mensup olduğu bütün bir gruba mal ederek, "Hepsi de bunu yapıyor..." dedirtiyorlar. Cerbeze denilen lanet olası şeytan tuzağı, kendilerini nasıl yoldan çıkarıyorsa, insanları da aynı tuzakla yoldan çıkarmaya çalışıyorlar... Dostlarının silahıyla silahlanıyorlar. Ya da düşmanlarının silahıyla dostlarını vuruyorlar. 

Şu an Batı dünyasıyla biraz haşır neşir olanlar göreceklerdir ki, artık İslam dünyasının perişan ve sefil haline bakıp üzülüp acıyanların sayısı günden güne azalıyor. Çünkü artık bunlara müstahak olduklarına inanıyorlar. 

Bir batılı nükleer fizikçi, Kur'an'ı ve Sahih-i Buhari'yi satır satır okudum, Müslümanlar içinde okuyana da rastlamadım diyor, böbürlenerek... 

"İslam selamet ve barış dini değildir." diye homurdanıyor. "İslam'ın özüne dönmeye ihtiyacı var mıdır?" diye soranlara El-Kaide ve IŞİD gibi çaşıtların İslam'ın özü olduklarını, bunların birer öze dönüş hareketi olduğunu anlatıyor. 

Üç satır ayet okumamış sürüler, fevc fevc onların kara bayrakları ve kara fikirleri altında toplanıyor. Çünkü cehaleti beslediniz. Çünkü ezberlerinizden hiç şaşmadınız. 

Bu nedenle Müslümanlar, cennete gönderdikleri adam sayısıyla değil, cehenneme gönderdikleri adam sayısıyla Hak katında makbul olacaklarını düşünüyorlar. 

Sevgi ve saygıyı hep ıskalıyor, kafa kesmeye gelince de Müslümanlardan başlıyorlar. 

Önümüzde dinamiti, barutu tam yerleştirilmiş, fitili tutuşturulmuş bir mezhepler çatışması var. Bu savaşın galibi olmak için canhıraş kavga ededursunlar, böylesi bir savaşın galibi Şeytan olabilir ancak. 

Dünya tarihinin değişmez kaderidir, yozlaşan değil, yüzleşen topluluklar geleceğin sahibi olurlar. Destansı tarih lafazanları değil, bugünün sessiz mütevekkilleri, suskunluğu binlerce çığlığa denk münevverleri tevarüs eder akibeti. 

Dileğim odur ki "Biz kimiz?" sorusunu her şey harap olmadan kendimize sorabilelim. 




14 Şubat 2016 Pazar

Arapça'yı Nasıl Çalışmalı ve Nasıl Öğrenmeliyiz?

 وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا

"Bizim uğrumuzda gerekli gayreti gösterenlere elbette yollarımızı gösteririz." (Ankebut, 69).

Muhatabım diplomatik ya da ticari ilişkileri geliştirme ya da arkadaş edinme amacıyla Arapça öğrenenler değil, Arapça'yı İslam'ın temel kaynaklarına nüfuz etmek üzere öğrenmeye çalışanlardır. Bununla birlikte söyleyeceklerimden ilk bahsettiğim grup da elbet istifade edecektir. 

Arapça'yı Gündeminize Alın

Arapça öğrenmek, bütün dillerde olduğu gibi öncelikle onu gündemine almakla başlayacaktır.  Bir kere bu iş gündeminize girecek ve asla çıkmayacaktır. Arapça ile ilgili her konuya kulak kabartacak, her topluluğa girecek, bütün okuma ve konuşma fırsatlarını değerlendirecek, bütün boş vakitlerimizde yapacağımız faaliyetleri PROGRAMLAYACAĞIZ. 

Bir Programınız Olsun

Arapça öğrenmede her işte olduğu program yapma çok önemlidir. Arapça öğrenmeyi gündeminize aldınız ve artık her yerde Arapça ile ilgili şeyler görüyor, onlara kulak kabartıyorsunuz. Etrafınızda size tavsiyelerde bulunanlar olacak. Arapça öğrenmek ile ilgili internet üzerinden birçok arama yapacaksınız. Eğer yabancı dilleriniz varsa onlar üzerinden de yazılmış sayısız kaynak bulacaksınız. Her bulduğunuz kaynağın sizi heyecanlandıran güzel tarafları olduğu gibi, size eksik gelen tarafları da olacak ve bu açlığınız iflah olmaz bir şekilde devam edecek. Ta ki kendi kaynağınızı üretinceye kadar... 

Tüm bu arayışların neticesinde okumaya, izlemeye, takip etmeye değer bulduğunuz kitaplar, internet siteleri, sosyal gruplar, videolar, dersler olacak. Bunları belirli bir sistematik içinde programınıza dahil etmeniz ve tahmini başlangıç ve bitiş tarihleri belirleyip bunları not almanız gerekiyor. 

Mesela "şu sitede 100 tane ders var. Bunlardan haftada iki ders dinleyebilirim. Bu da 1 yıl içinde bunların biteceği anlamına gelir. Öyleyse seneye şu tarihte bu dersler bitmiş olacak." diyeceksiniz. Bir kere karar verdiniz mi, o dersleri size faydasız ya da zehir gibi gelse de bitireceksiniz. Şeytan bazen sizi bunları bırakma, başka kaynaklara bakma yönünde kışkırtacak, ama siz oralı olmayacaksınız. Çünkü şeytan "bizim oğlan Bina okur, döner döner gene okur." sözünün mimarlarındandır. Aynı anda birkaç kaynağı da programınıza ekleyebilirsiniz. Ancak bunu yaparken altından kalkamayacağınız bir program olmamasına dikkat etmelisiniz. Eklemeler yaparken mümkün olduğunca mevcut programı rayına oturttuğunuza kesin bir şekilde inandıysanız, öyle yapacaksınız. Yoksa başlangıçta 10 tane kaynak alıp hepsine birden başlamak akılcı değildir. Zaten şeytan bu yükleri kaldıramayacağınız düşüncesini sürekli pompalayacak. Siz daha baştan kaldırılamayacak bir yük alarak onun bu amacına hizmet etmeyeceksiniz. 

Zaten İçinde Yüzüyoruz

Arapça, Türk milletinin oldukça şanslı olduğu bir alandır. Nihayet Türk dili Arapça kelime ve kavramlarla doludur. Ayrıca beş vakit namazda okuduğumuz ayet ve dualar da zaten bizi bu dili öğrenmeye itmekte ve tekrar etme, önceden okuyup durduğumuz şeylerin künhüne vakıf olma isteği gibi yollarla bize yardımcı olacaktır. 

Zaten içinde yüzdüğümüz bir şey bu Arapça. Ancak denizde yüzüp de denizi tanımayan balıklar gibi, biz de onu tüm şubeleriyle tanımaktan yoksun bulunuyoruz. Öyleyse biraz farkındalık gerekiyor. Her öğrenilen şeyi, daha önce okuduğumuz ayet ve dualar, ayrıca Türkçe'ye girmiş kelimeler ekseninde inceleyip, sonuçlar çıkaracaksınız. "Demek bu yüzden böyle okuyormuşuz." ya da "Demek yanlış okuyormuşuz." gibi sonuçlar bu süreçte çokça çıkmalıdır. Farkındalık ekseninde olmayan bir çalışma, özellikle Arapça için, sonuca gitmiyor demektir. 

Mustafa İsmail Dinleyin

Bu da çok radikal bir söylem oldu. Ben Mustafa İsmail'den çok etkilendim. Özellikle Mustafa İsmail'in Tahkik tarikiyle uzun uzun okuduğu hatim setine hastayım. Kelimeleri musıkinin kurallarına yedirmeden, anlam ve musıkiyi iç içe bir kaneviçe gibi dokuyan, öyle başka bir hafız bilmiyorum. Siz başka hafızlar biliyorsanız onları dinleyebilirsiniz. Mustafa İsmail ile her bir kelime üzerinde tek tek durarak bir yolculuğa çıkın ve ayetlerin arasından ilk başlarda küçük, daha sonraları daha büyük mana parçaları koparmaya çalışın. 

Bazen ayetleri okurken nefes durakları vermese kalbim çatlayacak gibi geliyor. Tam son raddede duruyor. 

Risale-i Nur Okuyun

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur'ları, bir cemaatin malı değildir. İslam'ın malıdır. İslam dünyasında adam akıllı bir tek telif eser çıkmadığı bir dönemde, eşine rastlanmayacak güzellikte kaleme alınmış ve çağımızın pisliklerinden izole olmuş bir dimağdan çıkmış bir eserdir. İddiası yüzlerce yılın İslami ilimler hamulesini ve bunları öğretmekte kullanılan ve kendisini yenilemekten aciz kalan medrese geleneğini yeni bir solukla canlandırmak ve ona hayat üflemektir. Edindiğim intiba odur ki, Risale-i Nur okuyan insanlar Arapça'yı ve birçok insana çok karmaşık gelen diğer İslami ilimleri çok daha kolay öğrenebilirler. 

Kendiniz de Arapça Kaynaklar Üretin

Mevcut kaynaklardan yararlanırken, sizin çalışma şekil ve üslubunuza uymayan, "aslında şöyle anlatılsa daha iyi olurdu" dediğiniz yerler gelecek. Böyle yerler geldiğinde kendi Arapça kaynaklarınızı oluşturmaya başlayın. Dersleri kendinize maledin. Kendi dilinize tercüme edin. Unutmayın, dünyadaki insan sayısı kadar öğrenme yolu ve yöntemi vardır. Kendinize has yöntemi siz icad edeceksiniz. 

Malayani İle İştigal Etmeyin

Dünyevi lüzumsuz fantaziler ile, diziler, filmler, gündelik siyaset ile haşır neşir olmayın. Onlardan habersiz olun demiyorum ama içlerine dalıp kaybolmayın. Özellikle de harama nazar etmeyin. Harama nazar, ilmi öldüren en büyük düşmandır. 

Boşluk Bırakmadan Devam

Yolda giderken mutlaka kulağınızda bir ders, bir ayet bir hadis olsun. Ya da bir ilahi dinleyip sözlerini ezberlemeye çalışın. Her biri birer büyük cevher olan büyüklerin güzel dua ve münacatlarını okuyun ve ezberleyin. Ezbere bildiğiniz ayet ve hadislerin, duaların Türkçe anlamlarını kelime kelime çıkaracak kadar bunlarla haşır neşir olun. 

İnternet ortamında birçok hocamızın yaptığı sayısız ders var. Bunların her biri birer şekerleme gibi ayrı bir tat bırakıyor. Mesela modern usulde Arapça öğrenmeyi tavsiye eden ben, Emsile, Bina, Maksud, İzzi, Avamil, İzhar,Kâfiye gibi kitapların internette sunulan derslerini ses dosyası halinde evden işe, işten eve giderken o kadar çok dinledim ki tarif edemem. Günlük yürüyüş ve koşu gibi faaliyetleriniz varsa, bunlarda da çok rahat bu kaynakları dinleyebilirsiniz. Hanımlar bulaşık yıkarken ya da ütü yaparken (ki erkekler de yapıyor tabii bunları) sürekli böyle bir ders kenarda açık olabilir. 

Konuşma ve Dinleme Pratiği

Birçok Arapça kitap bitirseniz bile, bir Arap ülkesine gittiğinizde bir konuşmaya şahit olduğunuzda, muhtemelen pek bir şey anlamayacaksınız. Çünkü gramer diliyle sokak dili arasındaki farkın bu kadar fazla olduğu bir dil, pek yoktur herhalde. Ayrıca konuşma dili, özellikle de günümüzün konuşma dili, Kur'an Arapçası ile iştigal eden arkadaşlarımıza oldukça yabancı gelecektir. Size önemli gelen bir konuşmayı (bu bir hutbe ya da vaaz olabilir, ya da önemli hikmetlerden bahseden bir belgesel ya da sinema filmi de olabilir) tüm kelimelerini tek tek anlayıncaya kadar tekrar tekrar dinlemelisiniz. Arapça altyazılı olması tercih sebebidir. Bunları sürekli durdurarak kelimeyi doğru anladığınızdan emin olun. Dinleme pratiği böyle gelişir. Dinleme pratiği gelişmedikçe de konuşma pratiği gelişmez. 

Bunlarla beraber ve sonrasında da yapılacak şey, Arap arkadaşlar edinip, onlarla müzakere etmektir. Belki bir Arap ülkesine giderek belli bir süre kalma imkanı olan arkadaşlar bu fırsatı da değerlendirebilirler. 

Yazıma serlevha yaptığım yukarıdaki Ayet-i Kerime aslında işin özetini ortaya koyuyor. Size Allah yardım edecektir. Yeter ki iyi niyetle, samimiyet ve ciddiyetle O'na yönelin. 

26 Ocak 2016 Salı

Hilal Gerçekten İslam'ın Sembolü mü?

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ
Sana, hilalleri sorarlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir." 
Bakara - 189
İslam dininin zaman düzenlemesi ay takvimine göre belirlenmiştir. Göğe bakıp anlam çıkarmak, geleceğe dair yorumlara varmak, kâhinlik, büyücülük, müneccimlik yapmak için değil, zamanlarını ayarlamak için müminler ayı kullanmışlardır. Hilal'in ya da Ay'ın bunun dışında İslam dîni için bir önemi yoktur. 


Peki Hilal, bu özelliği ile bile bakılsa, İslam'ın sembolü müdür? Bu konuda o kadar yaygın bir anlayış var ki, "Tabii ki İslam'ın sembolüdür.." dediğinizi duyar gibiyim. O zaman biraz geçmişe gidip konuyu biraz irdeleyelim. 
M.Ö. 2200 yılına ait Sümer-Ur-Nammu mezarında
Ay tanrısı Sin'i sembolize eden hilal  ve ortasında
yıldız görülüyor. 

Günümüzde İslam'la o denli özdeşleşmiş ki bu sembol, İslam'ın sembolü olarak uluslararası da bir kabul görmüş. Birçok Müslüman ülkenin bayraklarına kadar özellikle hilal ve bazen yıldız girmiş. Kızıl Haç teşkilatının karşısında da Kızılay'ı görüyoruz. Hristiyanların sembol olarak kullandıkları Haç ile, yahudilerin sembol olarak kullandıkları altı köşeli Davud yıldızının yanına İslam için de Hilal konulmuş ve konulmakta. Bugün camilerin minare ve kubbelerinde de bu şekli yaygın olarak görmek mümkün. 

Hilal neyi sembolize ediyor ya da ne anlama geliyor? İslam inancının geçerli bir sembolü mü değil mi? Aslında Hilal ve Yıldız sembolleri İslam'dan binlerce yıl öncesinde de dünya ve insanlık tarafından bilinen ve kullanılan semboller. O kadar ki, bu sembolleri ilk kimin kullandığı oldukça büyük bir muamma. Orta Asya ve Sibirya toplumlarında Güneş Ay ve Gök kavramlarına tapınma geleneğinin olduğu biliniyor. Kartaca tanrıçası Tanıt ve Yunan tanrıçası Diana'nın da Hilal ve Yıldız ile sembolize edildiği bilinen bir gerçek. Bu ulaşılmaz varlıkların insanların ötel inanışlarında büyük payları olduğu yadsınamaz. Hz. İbrahim'in En'am suresi 74-82. ayetlerinde geçen tefekkürünün dillendirilmesinde de insan psikolojisinin bu varlıklara anlam yükleme konusunda meyilli olduğunu müşahade ediyoruz. 
Roma İmparatoru Hadrianus (M.S. 76-138) tarafından
bastırılan ay-yıldızlı para

Bizans şehri (daha sonra Konstantinapol ve daha sonra da İstanbul) de sembol olarak Hilal'i tercih edenler arasında. Bazı tarihçilere göre bu sembolü Bizanslılar Tanrıça Diana adına seçmişler. Bazılarına göre ise Romalıların Gotları ay takviminin birinci gününde yenmesinin bir anısı olarak Hilal seçiliyor. Durum her ne olursa olsun, Hilal'in şehrin bayrağına konulması milattan önceye dayanıyor. 

İlk dönem İslam toplumlarının aslında bir sembolü bulunmuyor. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in hayat-ı seniyyelerinde İslam orduları ve kervanları yalnızca tanınma amaçlı düz renkli bayraklar kullanıyorlar. Bu bayraklar genelde düz siyah, yeşil ya da beyaz renkte oluyor. Daha sonraki nesillerde de bu düz renk uygulaması uzun süre devam edegeliyor. 

Türk Ortodoks Patrikhanesinin sembolü
Aslına bakılırsa Osmanlı Devleti Hilal ve Yıldız'ı  kullanıncaya kadar bunları İslam sembolü olarak gören de yok. Fatih, 1453 yılında İstanbul'u fethettiğinde, şehrin sembolünü benimsiyor. Bir efsaneye göre Osmanlı devleti'nin kurucusu Osman Gazi, rüyasında hilalin dünyayı bir uçtan öbür uca kapladığını görüyor. Bunu güzel bir alamet olarak alıp, hanedanının sembolü haline getirmiş. Fatih ona bir yıldız ilave etme yeniliğini göstermiş. Günümüzde kullandığımız güzel Türk Bayrağı'mızın kan kırmızısı arka planı ise ta Orhan Gazi dönemine dayanıyor. 
Portekiz-Sintra şehrinin amblemi
Yıldızın beş köşeli olmasının ise sanıldığı gibi İslam'ın beş şartı ile uzaktan yakından ilgisi yok. Zira yıldızın köşeleri Osmanlı tarihi boyunca ve hala İslam dünyasında hep değişkenlik gösteriyor. 
Polonya- Leliwa hanedanı bayrağı
Osmanlı Devletinin yüzyıllar boyunca İslam dünyasına liderlik yapmış olması ve Hıristiyan dünyasıyla kıyasıya savaşmış olması nedeniyle, bu sembollerin zamanla İslam'ın ve inanışının sembolü şeklinde algılanmış olması aslında yadırganacak bir durum değil. 
Bugün Ay-yıldızı bayrak ve amblemlerinde benimseyen sayısız devlet ve şehir var. Bunların birçoğu da Müslüman, ancak sanırım hilali İslam simgesi olarak saymaya ve göstermeye, "Sizin haç ve Davud yıldızınız varsa, bizim de hilalimiz var" demeye yetecek bir durum değil bu. 

Ben şahsen bayrağımızı çok seviyor ve estetik buluyorum. Dünyanın birçok yerinden tanıdığım insanlar da bizim bayrağımızı oldukça karizmatik buluyor. Ancak ikonografik dinler gibi bir din değil İslam ve bu tür sembollere muhtaç değil. 

24 Aralık 2015 Perşembe

Ders videolarınızı bilgisayarıma indirebilir miyim?

Cevap: Bu soru bana en sık sorulan ikinci soru olduğu için böyle bir blog yazısıyla cevaplamak istedim. Ders videolarını bilgisayarınıza indirmenize, hele de dağıtmanıza zinhar rızam YOKTUR. Zaten YouTube da size böyle bir hak vermiyor. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir:

1. Videolarda bazı yanlış bölümler de oluyor ve talebelerin uyarılarıyla geçmişe dönük olarak bu yanlışlıklar gideriliyor. Bilgisayarınıza indirdiğinizde bu yanlışlıklar düzeltilmemiş oluyor.

2. Her videomuz yeni videolar ve eklentiler ile daha çok anlam ifade ediyor. İndirmekle mevcut derslerin sonraki derslerle bağlantısını kesmiş oluyorsunuz. 

3. Videoları indirip, elden ele dolaştırmayı, kopyalayıp başkalarına dağıtmayı bir marifet, bir kahramanlık gibi düşünen kişiler yüzünden, 1. ve 2. maddedeki sıkıntılar katlanarak arttığı gibi, bazıları da aldıkları bu videoları, sanki telif hakkını da almış gibi başka kaynaklarda kendi adlarına yayınlayarak bunun üstüne tuz biber ekmiş oluyorlar. Ayrıca insanlar o yayınların altında sorular soruyor ve cevap alamıyorlar. 

4. Size sunulan bu ücretsiz hizmetlerin devamı için kuruş kuruş gelen reklam gelirlerinin önüne geçmiş oluyorsunuz. 

Bununla birlikte EĞER;

Geçici olarak, diyelim bir iki haftalığına, internet olmayan bir yere gidecekseniz, ve orada eğer indirmezseniz dersi dinlemenize imkân olmayacaksa, veya internete tamamen yabancı bir tanıdığınız böyle dersleri bir tıklamayla izleyebilecekse, yani ZARURET doğmuşsa buna geçici olarak müsaademiz olur. Bu da asıl maksadımız olan İLMİN yayılması içindir. 

Bunun dışında bu hassasiyetimize hassasiyet göstereceğinizi umuyoruz.